ÇHD’li avukatlar tutuklandı ADLİYE’DE 24 SAAT

chd 1

21 Ocak 2013’te 9 Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukat, toplamda 55 kişi tutuklandı. Avukatların gözaltına alınma kararlarından tutuklanma kararına kadar geçen tüm süreçler, bize faşizmin gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Devletin, kendi imzaladığı kurallara bile uymaması, her aşamada emir komuta zinciriyle hareket ederek, polisleri-hakim ve savcıları kukla gibi, hukuk kurallarına ihtiyaç duymadan yönetmeleri kendini gösterdi.

Avukatların ifadesinin kollukta alınamamasına rağmen, günlerce gözaltında tutulmaları bile, herkese bir gözdağı verme amacını taşıyordu. Hali hazırda her gününü mahkemede, karakolda, cezaevinde, bürosunda geçiren avukatlarla ilgili, zaten dosyayı hazırlamasına rağmen gözaltına alıp günlerce bekletmesi, açık bir işkenceydi. Devlet de çok iyi biliyor, gözaltında yaşanan işkence sebebiyle kimsenin mücadeleyi bırakmayacağını; ama dışarıda olan yüzlerce avukata, ortaya çıkardığı resmi gösteriyor. “Avukat da olsan, ben sana istediğimi yaparım” diyor keyfi bir şekilde.

Hazır avukatları karakolunda tutuyorken, dosyayla ilgisi olmamasına rağmen kan ve tükürük örneklerini de alıyor, teknoloji geliştikçe kendi arşivini de büyütüyor devlet hukuksuzca… Avukatlara ve diğer gözaltında olanlara, açlık grevinde olmalarına rağmen su ve şeker vermiyor, hatta tuvaletten su içmelerini engellemek için tuvalete de götürmüyorlar uzun süre. İşkence herkesin gözünün önünde yapılıyor, “devletin temeli” hatırlatılıyor herkese. Onlara su ve şeker vermek isteyen avukatlar hakkında tutanak tutuyorlar, bugüne kadar bu uygulama olmamasına rağmen, savunmaya gelen avukatlara da gözdağı veriyorlar, yetmiyor tehdit ediyorlar…

ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı utandırıyor devleti; yurtdışında olmasına rağmen “geleceğim” diyor. Avukatları, Çağlayan Adliyesi’nde bekleyen onlarca kişi çoğalıp yüzlerceyi buluyor gün içinde. İlk doktor kontrolünde görüyoruz, savcılığa çıkarılmaları saatleri buluyor. Savcılığın olduğu koridorda önümüze barikat kuruluyor; bekleyiş gittikçe gerginleştiriyor bizleri.  Çevik Kuvvet’in barikatın arkasına geçmesiyle daha da gerginleşiyoruz.

Grup Yorum sanatçılarının da aralarında bulunduğu aşağıdaki nezarethanelerde işkencenin devam ettiğini, ters kelepçeli halde tutuldukları ve durumun kötüleştiğini öğrenince, polisle bağrışmalar başlıyor. Çevik Kuvvet kocaman tüplerle biber gazlarını koyuyor yanına. Polis, barikatın önündeki avukatlara saldırıyor, adliyenin 7. katında avukatlardan yararlananlar oluyor. Onlarca avukata adliyenin orta yerinde saldıran polis, karakolunda ters kelepçeli insanlarımıza neler yapmaz diyoruz… Sloganlarımız yankılanıyor adliye koridorlarında, polisi geriletiyoruz ve koridordan atıyoruz. Aşağıya destek için avukatlar gönderiliyor. Faşizmi her saat tekrar görüyoruz karşımızda; çevik kuvvet barikatıyla, jopuyla, savcılarıyla…

Savcılık aşaması başlıyor, herkes ifadelere katılmak için ismini yazdırma çabasında. Listelerde her kişi için üç avukat yazılabiliyor, ama yazılmak isteyenler liste yapanların başında ve herkes istekli destek olmaya. Dayanışma uykusuzluğumuza ve yorgunluğumuza en iyi ilaç… Merak ediyoruz, gizlilik kararı konmasına, hiçbirimizin dosyaları görmemesine rağmen, İstanbul Emniyeti’nin yaptığı bilgi notunda söylediklerinden neler var diye… Daha gözaltında olmalarına rağmen, Emniyet, kendi yetkisini aşarak basına bilgi vermiş, “kozmik bilgi”lerden, “ajan”lardan vs sözetmiş ve “suçlu” olduklarını halka açıklamıştı. Emniyetin bu tavrı açık açık halkın kafasını bulandırmaya, yaptığı hukuksuzlukları ve terörü haklı çıkarmaya yönelikti. Emniyet-medya elele, soruşturmayla ilgili elinden geleni yapıp yargılamayı ve infazı kendisi gerçekleştiriyor; savcı ve mahkemelere iş bırakmıyordu.

Devleti oluşturan temel organlardan kolluk gücü ve yargı birlikte çok uyumlu çalışıyorlar, kolluk gücü bütün dosyayı kendisi isteğine göre yönetiyordu. Girdiğimiz ifadelerde, emniyetin açıkladığı hiçbir şeye rastlamadık. Dahası, savcının elinde olan dosyada sorulacak soruları dahi emniyet hazırlamıştı. Emniyetin kendine böyle görevler biçmesi, bir komplonun nasıl kurulduğunun ve faşizmin hukuk tanımazlığının en iyi göstergelerinden biridir. Soruşturma dosyasında, “örgüt üyeliği”, yalnızca gizli tanık ifadelerine, legal yapılan basın açıklaması ve eylem fotoğraflarına, telefon konuşmalarına dayanıyordu.

Faşizm, legal alan bırakmak istemiyor, varolan her demokratik hakkı kendi istediği gibi eğip büküyor, insanların basın açıklamasına katılmalarını “üye”liğin kanıtı olarak kendi savcı ve hakimlerine kabullendiriyor. Legal alanda yapılan Anayasa ve diğer kanunlarda tanınan haklar yok sayılıyor, kendi hukuk kurallarına bile sadık kalmayıp “bana karşı olursan…” tehdidini savuruyor.

chd 2

AKP, “demokratikleşme” adı altında, faşizm uyguluyor. Kuralları da kendi faşizmine göre yıllar geçtikçe düzenlemeye devam ediyor. İş Kanunu ve Toplu İş Sözleşmeleri, Ceza Kanunu ve PVSK ‘da çok kapsamlı değişiklikler yaparak toplumsal muhalefeti her alandan    silmeye, yok etmeye çalışıyor. 2000’lerin en büyük özelliği, basın açıklamalarına katılmanın,  legal eylemliliklerin, mahkemelerde illegal örgüt üyeliğine delil olarak geçmesidir.

George Dimitrov, ‘Faşizme Karşı Birleşik Cephe’ isimli kitabında, “legal alanda varolabilmek imkansızlaştığında, artık demokratik mücadele verecek alan kalmadığında, Parti de tamamen illegal mücadele vermeye başladı” diyordu. Bugün Türkiye’de de legal alan bırakmamak için ellerinden geleni yaparlarken, aynı zamanda da “demokratik açılım”, “ileri demokrasi” sözleriyle kendi propagandasını yapıyor hükümet.  Burjuvazi her şeyi yozlaştırmaya, içini boşaltmaya ve anlam kargaşası yaratmaya çalışıyor. Bunu 8 Mart’ın geldiği noktadan, 1 Mayıs’a yapılmaya çalışılandan rahatlıkla anlayabiliriz. Sürekli ideolojik saldırı halinde, kavramların anlamlarını bulandırıyor. “Açılım” adı altında yapmaya çalıştığı tafsiyeler gün yüzüne çıktıkça da, yeni taktiklerle tekrar saldırıyor. Dehak’ların olduğu her yerde, özgürlük ateşini yakacak yüreklerin olduğunu unutuyor…

Güneşimizi gölgeledikçe, güneşe olan özlemin daha da artacağını, bir gidip bin geldiğimizi bilmiyor… Onlar legal alanlarda verilen demokratik mücadelelere “yasa dışı” dediklerinde, meşruluk zemininin belirleyicisinin BİZ olduğunu unutuyorlar, zulmün olduğu her yerde zulme karşı direnmenin meşru olduğunu unutuyorlar…

Tutuklanan avukatlarında şahsında, bütün savunma hakkına saldırıyorlar. Gözdağı veriyorlar, bıçağın kemiğe dayandığı yerde grev yapacak olan işçilere; gözdağı veriyorlar emperyalist savaşa karşı çıkanlara; gözdağı veriyorlar her gün yaşadığımız içimizi burkan sorunlara karşı birleşip örgütlenmemize…

Savcılar, ezberletilen görevlerini yapıyorlar; sonucu önceden belirlemiş olan dosyalarla ilgili sorular soruyorlar… Bir tiyatronun içerisindeyiz, koskocaman bir oyuncu kadrosu var karşımızda… Hukukun “H”si ilgilendirmiyor onları. Tek bildikleri biat etmek; biat etmek için sabahlara kadar ifadelere devam etmeleri işten bile değil. Onlar da çok iyi biliyorlar, avukatların susma hakkını kullanmış olmasının suç olmadığını ve hiçbir örgüt üyeliğini kanıtlamaya yetmediğini; biliyorlar legal eylem fotoğraflarıyla bir insanı “üye” ilan edemeyeceklerini. Tam da bu yüzden, emniyetin halkın kafasını karıştırmak için, dosyada hiç olmayan şeylerden bahsetmesi boşuna değildi. Bizler de biliyoruz, ne zaman dosyalarda bir “gizlilik” kararı olsa, aslında o dosyadan bir şey çıkmayacağını; ne zaman bir “gizli tanık” görsek, o gizli tanığın bize karşı silah olarak kullanılacağını ve suyu bulandırmak için varedildiğini…

Tutuklama kararıyla mahkemeye sevkler başlıyor, Grup Yorum üyeleri ve iki avukat serbest bırakılıyor. Tekrar sloganlarımız 7. katta yankılanıyor. Basın açıklaması için toplu olarak merdivenlerden sloganlarla 10 kat aşağı iniyoruz. “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Devrimci avukatlar onurumuzdur”,    “ÇHD susmadı, susmayacak” sloganlarıyla, bizlerden başka kimselerin olmadığı Çağlayan Adliyesi yankılanıyor. Ortada buluşuyor kapıdan topluca dışarı çıkıyoruz. Açıklamadan sonra, serbest bırakılan Yorum üyeleri türkü söylüyorlar, hep birlikte halaylar çekiyoruz. Soğuğa, yorgunluğa ve öfkemize rağmen mahkemelere güç oluyor halaylarımız. Tutuklanma istemiyle sevk edilenlerin son kararı mahkemede olunca, yeni listeler yapılıyor. Her avukatı savunmak için on avukat mahkeme aşamasına girebilecek, anlaşılıyor. Tekrar bir curcuna, herkes ismini yazdırmak için can atıyor.

Mahkemelerde, hakimler yüzümüze bakmıyorlar pek. Yeni yargı paketiyle isimleri “özgürlükler hakimi” olan hakimleri görünce, insanın TMK 10. M için neden “özgürlükler hakimi” denildiğini düşünesi geliyor. Limon dediğimizde nasıl “ekşi” deme ihtiyacı hissetmiyorsak, özgürlükler hakimi denilmesi de kelimeyi açıklamaya değil, değiştirmeye, algımızı bulandırmaya yönelik oluyor. Kanunlarda “özgürlüğümüzün teminatı” olarak geçen hakim ve savcıların bu işten hiç sorumlu olmadıklarını biliyoruz, devlet de bildiğinden ismini değiştirme gereğinde bulunuyor.

Mahkemelerde siyasi savunmalar yapılıyor, gizlenen bir şey yok, çünkü her soru zaten yasalara uygun kullanılan hakkın neden kullanıldığı ve yasal derneklerin neden üyesi olunduğuna ilişkin. Böyle böyle sabah oluyor, 24 saat sürüyor hepsi, sabah bekliyoruz mahkemenin vereceği kararı. Her hukuksuzluğa rağmen, içimizdeki iyi niyetle, serbest bırakılan arkadaşlarımıza yenilerinin ekleneceğini düşünüyoruz. Artık öğlen, mahkeme kararını açıklamak için salona girmeyi beklerken, tekrar Çevik Kuvvet’i karşımıza sıralıyorlar. Verilen karar sonrası ne yapacağımızı kestiremiyorlar, sürekli bizleri de baskı altına almak istiyorlar. On meslektaşımızdan dokuzu tutuklanıyor, mahkeme salonunda sloganlar atsak da içimiz burkuluyor, böylesine kötü hazırlanan içi boş ve kurmaca olduğu aşikar olan dosyalardan tutuklama kararı çıkması, bizim için zulümdür. Karşımızda canlandırılan tiyatronun tamamen siyasi olması, durumu açıklayan öznedir. Gerçekten bir hukuk devleti ve hukuk kuralları olsaydı, böylesi dosyaların değil tutukluluk, savcılık aşamasında reddedilmesi gerekirdi.

Devlet; emniyetiyle, medyasıyla, savcısıyla, mahkemesiyle topyekun saldırıyor. Bilmeliyiz ki, devletin organlarını yöneten burjuvazinin çok temel istekleri var; bizim karşı çıktığımız istekleri…

Suriye üzerindeki baskılar artarken ve savaş çığlıkları aylardır kulağımızda yankılanırken yapılan operasyon hem savunma hakkının bundan sonra tamamen hiçe sayılacağının, hukuk kurallarının hiçe sayılacağının ve aynı zamanda savaş karşıtı hareketin bastırılmaya çalışıldığının kanıtıdır.

Devlet, savaşa adım adım yaklaşırken, kendi sınırlarında savaşa karşı çıkanları zaptetmek için elinden geleni yapacağını, önce avukatları susturmaya çalışarak herkese ilan etmiştir. Ama karşısına çıkan tabloyu görmezden gelemez; çünkü 300 avukat, Çağlayan Adliyesi’ne gelerek bu mücadeleye sahip çıktı. Türkiye’nin birçok yerinde baskılara karşı basın açıklamaları yapıldı.

Baskılar her zaman varoldu, faşizmin en temel yüzü bastırmaktan geçiyor: buna şaşırmamakla birlikte, faşizme karşı savaşmanın önemi gün geçtikçe daha fazla kitlelere nüfuz ediyor. Savaşı destekleyen ve çanak yalayıcılarına karşı milyonlar karşılarında saflaştıkça korkuyorlar.

Korkuları yenilmelerine engel olmayacak. Hiçbir şey, biz BİTTİ diyene kadar bitmeyecek!

PDD okuru bir avukat

Bunlara da bakabilirsiniz

Rojava’ya saldırı, İsviçre’de protesto edildi

AKP yönetiminin Rojava’ya dönük hava saldırıları, İsviçre’nin Zürich ve Basel kentlerinde, Proleter Devrimci Duruş ve …

“Asgari değil insanca yaşam istiyoruz” talebi ile eylem yapıldı

Göstermelik asgari ücret görüşmelerinin başlayacağı Aralık ayından önce İşçi Emekçi Birliği yaptığı eylemle, “insanca yaşanacak …

chd-eylem1

ÇHD avukatlarına ceza yağdı

Yaklaşık 10 yıldır süren, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yargılandığı dava, 7-11 …