Anasayfa / Genel / Başyazı / Gün, boş umutlara kapılma günü değil, Gün mücadele günüdür

Gün, boş umutlara kapılma günü değil, Gün mücadele günüdür

gün mücadele günüdür

Patriot füzeleri, Maraş ve Adana’dan sonra Antep’e de yerleştirildi. Ve patriotlarla birlikte, Başbakan Erdoğan’ın “NATO’nun toprakları” ilan ettiği Türkiye’ye, NATO’nun 1200 askeri daha geldi. Varolan ABD ve NATO askerlerine-silahlarına yenileri eklenerek, ülke tam anlamıyla emperyalistlerin savaş alanına çevrildi.

Türkiye, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da emperyalist savaşın merkezi üssü haline gelmiş durumda. Ülke bütçesinin ağırlıklı bir bölümü silahlanmaya ayrılıyor. Sözde bilim kurumları, üniversiteler, savaş sanayi için çalışıyor. Her şey Türkiye’nin savaşa hazır hale gelmesi için düzenleniyor.

Öyle ki, klik çekişmeleri yüzünden tutuklanmış veya görevinden istifa etmeye zorlanmış üst düzey komutanların eksikliği, şimdilerde bir sorun olarak ifade ediliyor. Kuvvet komutanlıklarına atanacak orgeneral kalmayışından yakınılıyor. Erdoğan, TSK’nın “terör örgütü” olarak gösterilmesine, eski Genel Kurmay Başkanı Başbuğ’un tutuklu yargılanmasına, askerlerin tutukluluk sürelerinin uzamasına tepki gösteriyor. Hatta yargıçları uyarıyor, aba altından sopa gösteriyor.

Bütün bunlar, Türkiye’nin savaşa girdiği koşullarda, elinde yeterince deneyimli subay kalmamış olmasını ve ordu içinde halen süren huzursuzluğu giderme çabasıdır.

Bu arada Erdoğan’ın “siz öldürmesini iyi bilirsiniz” diyerek Davos’ta rest çektiği, Mavi Marmara gemisine düzenlediği silahlı saldırı üzerine kıyametleri kopardığı İsrail, şimdi Suriye’yi bombalıyor, ama hiç kimseden tık çıkmıyor. Sözkonusu Suriye olunca, İsrail’e karşı esip gürlemelerden eser kalmıyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise, İsrail’i kınamak yerine, Suriye’yi kınıyor; “niye İsrail’e saldırmıyorsun” diyerek onu kışkırtmaya, savaşı büyütmeye çalışıyor.

İsrail’in Suriye’yi bombalaması da bu amaca hizmet ediyor aslında. Suriye’yi İsrail’e karşı savaş açmaya zorlayarak, hem içten, hem dıştan kuşatmayı arttırmayı hedefliyorlar. Suriye şimdilik bu oyuna gelmiyor. En yakın müttefiki İran ise, uzaya maymun gönderip canlı döndüğünü göstererek, füzeleri de bu şekilde gönderebileceğini, kurulan kalkanların işe yaramayacağını söylemiş oluyor. Keza yeni bir savaş uçağı yaptığını ilan ederek, dosta-düşmana savaş gücünün ne kadar arttığını gösteriyor. Rusya, Akdeniz’de büyük bir askeri tatbikata başlıyor. Suriye’deki Rus vatandaşlarını çekmeyeceğini söylüyor.

Kısacası, bölgemizde emperyalist savaş, yeni hamlelerle daha yakıcı bir şekilde kendini hissettiriyor ve her şey ona göre şekilleniyor.

* * *

Erdoğan’ın tutuklu bulunan üst düzey subaylara dönük açıklamalarının bir yönünü de, burjuva klikler arasında süregelen çelişkileri yumuşatma ve aslolarak emperyalist savaşa karşı duran güçlere yönelme oluşturuyor. Her egemen kesim gibi Türk egemenleri de, savaşta “cephe gerisi”ni sağlama almak gerektiğini bilerek hareket ediyor. En başta içte “birlik beraberlik” duygusunu güçlendirmeye çalışıyor. Öte yandan savaşa karşı çıkan kesimleri, bir biçimde etkisizleştirme, zayıflatma operasyonları düzenliyorlar. Sendikaları, kitle örgütlerini zor durumda bırakan yasalarla dizginlemeye, işçi ve emekçileri her yönden örgütsüzleştirmeye gayret ediyorlar.

Adına “İmralı süreci” dedikleri Öcalan ile görüşmelerin başlaması, tamamen bu konjonktürle bağlantılıdır. Hem içte Kürt halkının eylemlerini durdurmayı, hem de Suriye, Irak ve İran Kürtleriyle olası bir birlikteliğin önünü kesmeyi amaçlıyorlar. Viranşehir’de BDP’nin düzenlediği Suriye Kürtlerine destek etkinliğine tahammülsüzlükleri ve büyük bir hınçla saldırmaları boşuna değil. Paris’te katledilen üç kadın PKK’linin arkasında da Türkiye’nin eli olduğu, geçen sürede daha fazla netliğe kavuşuyor. Her zaman olduğu gibi “barış” söylemlerini arttırarak savaşı büyütüyorlar. Sınıriçi ve sınırötesi operasyonlar artıyor, gerillaların üzerine bomba yağdırılıyor.

Benzer şekilde devrimci, demokrat kurumlara ve örgütlere yönelik saldırılar da artmıştır. Son olarak ÇHD başta olmak üzere kültür merkezlerine, dergi bürolarına dönük operasyonlar, savaşa karşı duran kesimlere gözdağı amacı taşımaktadır. ÇHD’nin son dönemde gerek işçi direnişlerine gösterdiği yakın ilgi, gerekse Türkiye’nin Suriye’ye karşı müdahalesine karşı dava açmaya hazırlanması, bu operasyonun en önemli nedenlerindendir. Fakat başta meslektaşları olmak üzere çok geniş kesimlerden yükselen tepkiler, ülkenin hiç de dikensiz gül bahçesi olmadığını göstermiştir.

Ne “barış” demagojileri, ne de artan saldırı ve operasyonlar, işçi ve emekçilerin, ezilen Kürt halkının mücadelesini durdurabilir. Savaş ve kriz ortamı, bütün perdeleri yırtan ve her şeyin olanca çıplaklığı ile ortaya çıkartan dönemlerdir. Egemenler ne kadar çaba sarfetseler de, gerçek yüzlerini gizleyemezler.

İşte CHP milletvekili Birgül Ayman Güler’in meclis kürsüsünden seslendirdiği ırkçı hezeyanlar… İşte İstanbul’un orta yerindeki Samatya bölgesinde Ermeni kadınlara dönük ölümcül saldırılar… Alevilerin evlerine konulan işaretler… Kürt vekillerini hedef alan göz yaşartıcı bombalar… vb…

* * *

Büyük usta Lenin’in yıllar önce söylediği gibi, “ya savaşlar devrime yol açar, ya da devrimler savaşları önler!”

Komünist ve devrimcilere düşen görev, halkın savaş içinde daha da perişan olmasını, düşkünleşmesini, halkların birbirini kırmasını önlemek için mücadeleyi daha da yükseltmektir. Böyle günler, burjuvazinin artan saldırılarına olduğu kadar, yalan ve demagojilerine karşı da uyanık olma, kitlelerin boş umutlara kapılmasına izin vermeme günleridir.

Bu yazılara da bakabilirsiniz

TTE saldırısını da püskürten bir dönüm noktası: ’84 ÖLÜM ORUCU

Haziran ayı direniş ayıdır. Bunların içinde ’84 ÖO eylemi, devrimci tutsakların 12 Eylül faşizmine karşı …

Umut ve umutsuzluk üzerine

Daha önce birçok kavramın içi nasıl boşaltıldıysa, bugünlerde en çok umut ve umutsuzluk üzerinde oynanıyor. …