N.Ç.nin “rıza”sı!

caresiz kadin

Daha 13 yaşındayken 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.nin davası 10 yıldır sürüyor. 2002 yılında başlayan davada, Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 sanığa alt sınırdan 5 yıl ceza vermiş ve iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya indirmişti. Tecavüzlere aracılık eden 2 kadına ise, 9’ar yıl hapis cezası verilmişti. Bu karar, tecavüz edilen kız çocuğunun “kendi rızası” olduğu yorumuna dayalı, TCK.nın 414. maddesinin 1. fıkrasına göre verildi. Oysa 414. maddenin 2. fıkrası, “cebir ve şiddet kullanarak” tecavüz edilmesi durumunda en az 10 yıl hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Kasım 2011’de, yerel mahkemenin kararını esastan onayladı. Teknik birtakım eksikliklerden dolayı, yeniden görülmesi için dosyayı Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderdi. Dava, 16 Ocak 2013’te yeniden görüldü. Sanıklara, tecavüzde N.Ç.nin rızası olduğu gerekçesiyle alt sınırdan 7 ile 9 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.

Erkek egemen, sömürücü devlet hukuku, 13 yaşındaki bir kızın, tecavüze “rıza” gösterdiğine hükmetmiş, bu nedenle cezaları düşük vermişti. Davanın yargıtayda onaylanması üzerine, dergimizin Aralık 2011 tarihli sayısında yayınlanan yazıyı tekrar yayınlıyor, başka söze gerek duymuyoruz!

* * *

2002 yılında tanıdık onu. Mardinliydi, 13 yaşındaydı, 26 kişinin tecavüzüne uğramıştı. Tecavüzcüler, Mardin’in adeta tablosu gibiydi. Kızıltepe Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü, Mardin Vakıflar Şube Müdürü, Ziraat Odası Başkanı, İlköğretim okulu müdür yardımcısı, Orman İşletme Müdürlüğü Şefi, muhtar, yüzbaşı, zabıta memuru, belediye memuru, Tedaş işçisi, üniversite öğrencisi…

Yaşadığı tecavüzler ruhunu öylesine tahrip etmişti ki, birisi onu sevmek için elini kafasına uzattığında ürküyor, geceleri sayıklıyor, kimseyle konuşmuyordu.

Yaşadığı tecavüzler vücudunu öylesine tahrip etmişti ki, oturamıyordu. 4’ten fazla ameliyat olmak zorunda kalmıştı.

Ona tecavüz edenler, işlerini ve ailelerini koruyarak yaşamlarını sürdürmüşlerdi. O ise, evini, memleketini, kimliğini ve ismini değiştirmek zorunda kalmıştı. İstanbul’a geldi, geçmişe dair herşeyle ilişkisini kesti, başka bir isimle okula başladı.

Ve şimdi, 9 yıl süren yargılamanın ardından, mahkeme onun kendi “rıza”sıyla tecavüze uğradığına hükmetti, Yargıtay da bu kararı onadı. Böylece N.Ç. 9 yıl aradan sonra bir kere daha tecavüze uğramış oldu.

Devlet 13 yaşındaki bir çocuğu tecavüzcülerin eline terketmişti. Ne yapacağını, kime şikayet edeceğini, bu saldırıdan nasıl kurtulacağını bilmeyen bir çocuğun, kendisine dönük böylesine vahşi bir saldırıya “rıza” gösterebileceğini kabul etmişti.

Devlet tecavüzcüyü korumuştu. Özel mülkiyetin ortaya çıktığı ve kadının erkeğin özel mülkü haline geldiği günden bugüne; baskının ve sömürünün varolduğu günden bugüne, kadının emeği ve bedeni üzerinde her türlü hakkı iddia eden sömürücü erkek egemen sistem, bu kimliğini bir kere daha ortaya koymuştu.

N.Ç.’nin 26 erkek tarafından onlarca defa tecavüzüne verilen bu onay, erkeğin egemenliğini ve kadın bedeni üzerindeki hakimiyetini bir kere daha kutsuyordu.

* * *

Son dönemde kadına yönelik şiddetin, tecavüzlerin ve kadın cinayetlerin artmasının nedenlerinden biri budur. Yasalar, şiddet uygulayan erkeği korumaktadır. Verilen cezaların göstermelik olması, emsal oluşturuyor ve suçu artıran-yaygınlaştıran bir etki yaratıyor.

Kararı alan Yargıtay heyetinde hiç kadın hakim olmadığı söyleniyor. Olsa ne değişir ki? Bu ülkede işçi emekçi kitlelere, ezilen Kürt halkına dönük en vahşi saldırılar, yine bir kadının başbakan olduğu ‘90’lı yıllarda yaşanmadı mı? Ezen sınıfın kadınları da ezilen sınıfın kadınlarına karşı sömürücü bir kimlik taşımıyor mu? “Kadın dayanışması” denilen şey, feministler tarafından devrimci-demokrat kesimlerin literatürüne sokulan, fakat gerçek yaşamda (ezen sınıfın kadınıyla ezilen sınıfın kadını sözkonusu olduğunda) karşılığı olmayan bir kavramdır.

Kadına dönük saldırıların böylesine boyutlu ve vahşi biçimlerde artması, “erkeği” hedefe çakan, “erkeğe” karşı mücadeleyi öne çıkaran yaklaşımları yaygınlaştırıyor. Oysa sorun erkek sorunu değil, sistem sorunudur. Öncelikle hedefe çakılması gereken, sistemin yasalarıdır. Yasaların değişmesi, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin çok ağır cezalarla karşılanması önemli bir kazanım olacaktır.

Asıl hedef ise, sistemin kendisidir. Özel mülkiyetçi ve sömürücü toplum, doğası gereği erkek egemendir. Ezilen ve sömürülen erkek ile kadın, sistemin kendisine karşı omuz omuza toplumsal mücadeleyi yükselttiklerinde kendi bilinçleri de değişecektir. Toplumsal mücadele içinde yer alan kadın, şiddet karşısında çaresiz kalmayacak, toplumsal mücadele içinde yer alan erkek ise, şiddeti kadına değil, sisteme yöneltecektir.

Kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin son yıllarda artmasının asıl nedeni, toplumsal mücadelenin ağır bir yenilgi alması, 2000’li yıllardan bu yana bu yenilgiden çıkılamamış olmasıdır. Mücadelenin yüksek olduğu her dönem ve her kesitte, mücadeleye katılan kadın ile erkek, gerçek bir eşitliği, saygıya dayalı bir ilişkiyi yakalayabilmektedir.

 

Bunlara da bakabilirsiniz

İEB direnişteki LC Waikiki direnişini ziyaret etti

İşçi Emekçi Birliği Esenyurt-Esenkent’te fabrika önünde direnişlerini sürdüren LC Waikiki işçilerini ziyaret etti. Direnişin 5. …

Ahmet Şoreş ve Fırat Neval ölümsüzdür!

Rojava’da 3 Ocak günü MİT tarafından düzenlenen bir saldırıda katledilen MLKP komutanı Zeki Gürbüz (Ahmet …

Çin’in hegemonyası yayılıyor

TİKB(B) 6. Konferans Belgeleri’nde bulunan ve “Devrim Günceldir” adlı kitapta yeralan bir bölümü, güncel ve …