Geçmişteki geleceğimiz KOMÜN

paris komünü

“Komün savaşçılarının anısı, sadece Fransa işçisi için değil, tüm dünya proletaryası için kutludur. Çünkü Komün yerel ve sıkısıkıya ulusal bir amaç için değil, emekçi insanlığın, bütün aşağılanmışların, bütün küçük düşürülmüşlerin kurtuluşu için savaştı. Toplumsal devrimin öncü savaşçısı olan Komün, proletaryanın acı çektiği ve savaştığı her yerde sevgiler kazandı. Yaşam ve ölüm tablosu, dünya başkentini eline geçiren, iki aydan çok elinde tutan işçi hükümeti imgesi, proletaryanın kahramanca savaşımının ve yenilgisinden sonraki acılarının görünüşü, tüm bunlar milyonlarca işçinin ruhunu tutuşturdu, sosyalizme olan inançlarını canlandırdı ve sevgilerini kazandırdı.” (Lenin, Komün Dersleri, sf.61)

 

Fransa toprağı devrimin toprağıdır. 1789 Büyük Fransız Devrimi, 1830 Şubat, 1848 ve Haziran, 1848 ayaklanmaları, nice kahramanlık destanına sahne olmuştur. Fransız halkı, yarattığı değerlerle geleceğe sadece militanlığı taşımakla kalmamış, aynı zamanda Marksist düşüncenin gelişiminde pay sahibi olmuştur. Marks’ın tarihin ilk komünisti olarak nitelediği, 1789 Fransız Devrimi’nin önderlerinden olan Babeuf, yine Fransa topraklarında yetişmiştir. ‹şte Paris Komünü bu devrimci gelenekleri taşıyan Paris proletaryasının ellerinde şekillenen tarihin ilk proletarya diktatörlüğüdür.

141 yıl önce Fransa proletaryası, “gökyüzünü fethe çıktıkları” Komün’le ilk kez, proletarya diktatörlüğünün deneyimini gösterdiler dünya işçi ve emekçilerine. Gözüpeklikleri ve cesaretleriyle, Lyon barikatlarından, 1848 devriminin yenilgilerinden çıkardıkları derslerle, daha güçlü bir şekilde çıktılar burjuvazinin karşısına. Şanlı ’17 Ekim Devrimi’nin esin kaynağı, aynı zamanda bugüne de ışık tutan bir fener oldular. Ezilenler ezenlerine karşı, tarih boyunca nice kavgalara girdiler, nice bedeller ödediler ve ödedikleri bedellerin karşısında kazandıklarını gönderine çektiler yüreklerin. O kazanımlar ki, işçi ve emekçilerin beyninde bir hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü ilk kez Paris Komünü’nde…

 

Komün’e giden yol

Napoleon Bonaparte’in 2 Aralık 1851’de gerçekleştirdiği hükümet darbesiyle ulusal meclisi dağıtarak kurduğu imparatorluk, 1870 yılına gelindiğinde tam bir çıkmaz içindeydi. Bu sürede burjuvazi, sermaye birikimi ve sınai gelişim yönünde önemli adımlar atmış durumdayken emekçi kitleler görülmemiş bir sefalet yaşıyorlardı.

Yaşanan hoşnutsuzlukları geri plana itecek ve Fransızları bir bütün olarak “kaynaştıracak” bir dış macera zorunluluğu, Bonapart’ı 1870’de Bismarck Prusyası’na savaş ilan etmeye itti. Sadece 46 gün süren savaştan sonra Bonaparte teslim oldu. Bu yenilgiden hemen iki gün sonra 4 Eylül 1870’de Paris Devrimi patlak verdi. Proletaryanın damgasının oldukça belirgin olduğu 1870 Paris Devrimi’yle yeni cumhuriyet ilan edildi.

Devrim sonrası hükümeti burjuvaziye veren Paris halkı, Ulusal Muhafız’a girerek silahlandı. Egemen sınıflar, sırf Paris’i silahlı işçilerden arındırmak için, “sözde düşman-esasta sınıf kardeşi” olan Bismarck ordularına Paris’i teslim etti. Proleterlerin ellerindeki silahlara el koymak için, cephe birliklerini 18 Mart 1871’de Paris’e gönderen Thieres ulusal ihanet hükümeti, hiç ummadığı bir cevapla karşılaştı: “Vive la Comüne!” (Yaşasın Komün!) Tarihin ilk proletarya diktatörlüğü için artık “Alea Iecta Est!” (Ok Yaydan Çıktı!)

Bu andan sonra geri dönüş olmazdı. Çünkü Lenin’in de Bolşeviklere yönelik olarak Ekim 1917 Ayaklanması’na çağrı niteliğindeki bildirisinde belirttiği gibi “Eylemde duraksama ölüm demekti!” ‹şte tam da bu yüzden daha önce Paris proletaryasının ayaklanmaya kalkışmasını tam bir “çılgınlık” olacağını belirten Marks, o andan sonra bu çılgınlığa ortak oldu. Komün’ü sonuna kadar destekledi, yol gösterdi. Ancak bunları yaparken, hayatı boyunca hiçbir “çılgınlığa” kalkışmamış, “soğukkanlı efendi” ama aynı zamanda oportünist beyler gibi ahkam kesmedi.

‹lk siyasal kararı, “sürekli ordunun kaldırılması ve silahlandırılmış halk ile değiştirilmesi” olan Komün’ün sadece parlamenter bir kurum değil, hem yasamayı hem de yürütmeyi üstlenen bir organ olması, yönetim görevlileri ve memurları seçimle göreve gelmesi ve her an görevden alınabilmesi, işçi ücretleriyle aynı ücreti alması kararları ona “proletarya diktatörlüğü” devleti özelliğini kazandıran temel noktalardı.

Öyle ki, Marks ve Engels, Komünist Manifesto’da sonradan yaptıkları tek düzeltmeyi işte bu örnekten hareketle yapmışlardır. Komün örneğinden hareketle, işçi sınıfının eski devlet aygıtını ele geçirip kendi amaçları için kullanmayacağını, aksine onu kırıp parçalaması gerektiğini bir kez daha ortaya koyduktan sonra, imha edilen eski aygıtın yerine konulacak olan, ancak Paris Komünü tipinde bir proletarya diktatörlüğü olabilirdi.

Devletin niteliğine ilişkin bu temel adımların yanı sıra, dinin devlet işlerinden uzaklaştırılması, eğitimin parasız hale getirilmesi, işçi sınıfına yönelik sömürücü yasaların kaldırılması gibi ileri adımlar da atıldı.

Ancak Komün “ilk” olmanın getirdiği lekeleri taşımaktan da kaçınamadı. Fransız Bankası’na el konulmaması, Paris içindeki karşıdevrimcilerin ezilmesinde tereddütlü, hatta hoşgörülü olunması, bunların başında gelenlerdir. Bunların temelinde, en önemli zaaf olan merkeziyetçilik ve otorite eksikliği yatmaktadır. Ve bundan kaynaklanan siyasal ve ekonomik hatalar, Komün’ün yönetiminin ağırlıklı olarak Blanquci ve Proudhoncuların elinde olmasından kaynaklanmıştır. Bir enternasyonale bağlı Marksistlerin yeterli bir güce sahip olamamasıdır.

Keza Burjuva hükümetinin apar topar kaçtığı Versaiy’e saldırı yapılması yerine seçimlerle uğraşılması, Versay Hükümeti’ne zaman kazandırmıştır. Elbette hemen bir gün sonra 19 Mart 1871’de Versay’a saldırının örgütlenebilmesi, Komün’ün yaşaması için son derece elverişsiz olan nesnel koşulları kökten değiştirmeyecekti. Ama inisiyatifin güçlendirilmesi ve otorite boşluğunun doldurulması açısından çok önemli bir adım olabilecekti.

Paris’in çevresinde devam eden savaş 27 Mayıs’ta Bismarck’ın sınıfsal yardımıyla Versaylı’ların Paris’e girmesinden sonra korkunç boyutlara ulaştı. Paris bir hafta boyunca Komünarların kanıyla sulandı, ateşiyle yandı. Çocuğundan ihtiyarına, erkeğinden barikatlarda yangın çıkarmak için gerekli petrolü taşıyan petrolcü kadınlarına kadar binlerce komünar, barikat barikat dövüştüler. Ve 28 Mayıs 1871’de Bellevile ve Menilmartoni tepeleri üzerinde yenik düştüler.

Aragon; “Ben ki, bir çocuğunkinden fazla değildi bildiklerim… Partim gözlerimi kazandırdı bana ve belleğimi!” dizelerini henüz yazmamıştı. Paris proletaryasının ise, hem bildikleri bir çocuğunkinden fazla değildi; hem de onlara gözlerini ve belleklerini kazandıracak sınıf partileri yoktu.

Komün her şeyden önce devrimci proletaryanın sınıf iktidarıdır. Bunun gerektirdiği temel özelliklerini bağrında taşımaktadır. Aynı zamanda ilktir. Ve doğum lekelerini taşıması da kaçınılmazdır. Artık bu andan itibaren yapılması gereken, alınması zorunlu temel özellikleri almak, lekeleri temizlemektir. Marks’ın ihtilalci öğretisinde, Lenin ve Stalin’in SSCB’de yaptığı budur.

Tarihin ilk proletarya diktatörlüğünün kızıl bayrağı yüz yılı aşkın süredir dalgalanıyor. Bunu sadece 72 gün sürmesinden değil, dövüşken ruhundan ve o mirası gerçekten hak ederek sahiplenenlerden alıyor. Bugün burjuvazi ve reformistler ne söylerse söylesinler, mahkemelerde “ben barikatlarda dövüştüm, öldürüldüğüme yanmıyorum, ben bir komünarım!”, “beni sağ bıraksanız intikam diye bağırmaktan geri kalmayacağım!” diye haykıran “çılgınca gözüpek göğün fethine çıkan komünarlar” geleceğe kalıyor.

Mart 1993 tarihli Devrimci Proleter Gençlik Dergisi’nden kısaltılarak alınmıştır.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …