Bitmedi daha SÜRÜYOR BU KAVGA!..

taksim anıt

15 Haziran günü, polisin Gezi Parkı’na azgınca saldırısından sonra kaleme alınan PDD’nin bildirisini yayınlıyoruz.

 

 

Gezi Parkı ile başlayan ve tüm ülkeyi kaplayan büyük halk direnişi, polisin vahşi saldırısı ile karşılaştı. 11 Haziran’da Taksim Meydanı’ndaki çadırlara, 15 Haziran’da ise, Gezi Parkı’na saldırdılar. Onbinleri bulan kitlenin üzerine binlerce gaz bombası attılar. Otelleri, evleri, hastahaneleri bile gaza boğdular. Bomba kapsülleri ve plastik mermilerle yüzlerce kişi yaralandı. Bugüne dek 4 kişi öldü, 11 kişi gözünü kaybetti. Halen ölüm tehlikesi altında onlarca kişi var.

Aynı günlerde “sürek avı”nı başlattılar. Direnenleri “provokatör” ilan ederek, kurumları bastılar, gözaltına aldılar. Bu saldırılara tepki gösteren avukatları bile tartaklayıp kelepçelediler. Yüzlerce kişiyi gözaltına aldılar.

Başbakan Erdoğan’ın 16 Haziran’da İstanbul’da yapacağı miting öncesi, direnişi bitirmek istiyorlardı. Bu yönde tehditler savruluyor, görüşmeler yapılıyordu.

Ama kitlenin ezici çoğunluğu “MÜCADELEYE DEVAM” dedi. Ne cellatlık, ne papazlık yöntemleriyle, direnişi kıramadılar. O yüzden 15 Haziran akşamı tüm güçleriyle saldırıya geçtiler. Jandarma’dan sivil faşist, gerici güruhlara kadar her şeyi kullandılar.

Bütün bunlara rağmen kitleler bir kez daha İstanbul’un ve Türkiye’nin dört bir yanında caddeleri doldurdu. Ana yollar ve köprülerden, barikatları aşa aşa Taksim’e yöneldi.  “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganlarıyla inlettiler her yeri. “Hükümet İstifa” haykırışı, bir çığlığa dönüştü.

 

Ateşi ve ihaneti gördük!

Önce saldırıyı “marjinal gruplar” dedikleri, devrimcilere karşı gerçekleştirdiler. Kitlelerden gelecek tepkiyi azaltmak için, “iyi çocuklar” diyerek ayırdıkları Gezi Parkı’ndakilere dokunmayacaklarını yineleyip durdular. Ama Meydan’ı dağıtır dağıtmaz, Gezi Parkı’ndaki çadırları da yerle bir ettiler.

Egemenlerin hiçbir sözüne güven olmayacağı bir kez daha görüldü. Asıl önemlisi, direnişin motor gücünün devrimciler olduğu, onlar kırıldığında direnişin de kırılacağı; “uslu çocuk” görünerek faşizmin şiddetinden kurtulunamayacağı bir kez daha kanıtlandı.

Direnişin Taksim Meydanı’nı özgürleştirip ilk zaferini elde ettiği günden bu yana, egemenler onu bölüp parçalamanın, içten çökertmenin planlarını yapıyordu. Bu “uğursuz rolü” her zaman olduğu gibi, reformistler, pasifistler üstlendiler. Faşizmin koltuk değneği oldular bir kez daha…

“Taksim Dayanışması”nın toplantılarında bu kesimler, barikatların kaldırılmasını, başta AKM olmak üzere Meydan’ı dolduran pankart ve flamaların indirilmesini istedi ve günlerce-saatlerce bunu tartıştırdılar. Daha tartışmalar sürerken, televizyon kanallarında direnişçilerin barikatları kaldıracakları haberi veriliyordu. Yani toplantıda neleri tartıştıracakları, medya tarafından önceden biliniyordu. Zaten bu isteklerin, AKP hükümeti tarafından iletildiği, sonraki gelişmelerden de anlaşıldı.

Devrimcilerin dik duruşları sayesinde bunu başaramadılar. Direniş, ihanetin çirkin yüzünü ve faşizmin vahşi saldırısını birlikte yaşadı ve ikisine karşı mücadele etmek zorunda kaldı.

Buna son olarak DİSK ve KESK gibi devrimci görünen sendikalar da eklendi. Gezi Parkı’nın vahşice dağıtılmasının ardından, bu sendikalar 17 Haziran günü genel grev yapacaklarını duyurdular. Ancak kendilerine bağlı birçok işyerinde üretim devam etti. Hem de Taksim’e yürümek yerine, basın açıklaması yaparak dağılmayı tercih ettiler. Orada bekleyen kitleyi yüzüstü bırakarak alanı terk ettiler.

 

Örgütlü halk yenilmez

Direnişi içten parçalamak, egemenlerin her zamanki taktikleridir. Burjuva medyayı da bu noktada devreye soktular. Devrimcileri “marjinal”, “provokatör” göstererek, kitlelerin gözünden düşürmeye, tecrit etmeye kalktılar. Gezi Parkı’ndaki direnişçiler, hiç bir örgütle ilişkisi olmayan “iyi çocuklar”dı! Meydan’da bulunan “marjinal”lerle onları ayırmak gerekiyordu!

Oysa Gezi Parkı’ndaki direnişi günlerce yansıtmayan, onu görmezden gelen de aynı medyaydı! Devrimcilerin müdahalesi ile direnişin çapı ve niteliği büyüyünce, haberleştirmek zorunda kalmışlardı. Buna rağmen ısrarla direnişin örgütsüz gençler tarafından yapıldığını söyleyerek, örgütsüzlüğü propaganda ettiler.

Çünkü biliyorlardı ki, örgütlü halk yenilmez! Direnişin devrimcilerin önderliğinde gelişmesi, en büyük korkularıydı. O yüzden aralarına sürekli kama sokmaya çalıştılar.

Halbuki, direnişin militan bir karakter kazanmasında ve başarısında, komünist ve devrimcilerin rolü çok büyüktü. Direniş, kendiliğinden başlamıştı ama, sonrasında devrimcilerin müdahalesiyle niteliği değişmiş, egemenler açısından daha korkulu bir hal almıştı. Keza 1 Mayıs’taki polis şiddetine meydan okuyan tavırları, kitlelere örnek olmuş, polisten duyulan korkuyu yıkmıştı. Taksim’deki polis ablukası böyle kırıldı! Taksim, tam 14 gün böyle özgürleşti! Ve direniş, dalga dalga ülkeye, dünyaya böyle yayıldı…

Egemen sınıflar, burjuva medya aracılığıyla bu gerçekleri gözlerden saklamaya çalıştı, çalışıyor. Ancak tarihsel gerçeklerle de kanıtlanmıştır ki, komünist ve devrimcilerin önderlik etmediği direnişler, yenilmeye mahkumdur.

Nazi Almanya’sındaki Papaz’ın o çok bilinen sözleriyle, komünist ve devrimcilerle araya sınır çekerek, onlara yapılanlara sessiz kalarak, faşizme karşı direnebilmek mümkün değildir. Çünkü dünyanın her yerinde faşizme karşı en tutarlı mücadeleyi yürütenler, her zaman komünist ve devrimciler olmuştur. Son örneklerini Arap halk isyanlarında gördüğümüz gibi, bu tür direnişlerde örgütlü olan güç kim ise, kazançlı çıkan, onlar olur.

 

Bin kez budadılar

körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

Yine çiçekteyiz işte

yine meyvedeyiz…

Bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler.

Yine doğumdayız işte,

yine sevinçteyiz…

Bitmedi daha sürüyor o kavga

Ve sürecek

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel

Kavga sürüyor…

Taksim direnişi, polisin azgınca saldırısı ile bir kırılma yaşadı. Ama bu, direnişin bittiği anlamına gelmiyor. Direnişin halen ülkede ve dünyadaki etkileri sürüyor.

Yunanistan’dan Brezilya’ya direnen işçi ve emekçiler, Türkiye’ye selam yolluyor. ‘68 hareketinin simge isimleri, mesajlar gönderiyor. Ülkede ise “duran adam” ve kadınlara yenileri ekleniyor. Akşam saatlerinde başlayan tencere-tavalı protestolar ve sokak gösterileri devam ediyor…

Polisin vahşi saldırısına teslim olmayıp, ona karşı militanca direnenler, direnişin bitmeyeceğinin kanıtıydı. Sonrasındaki gelişmeler de, direnişin değişik biçimlerde sürdüğünü gösteriyor.

Şu haliyle Gezi Parkı’ndaki direniş bitmiş dahi olsa, o yarattığı etki ile siyasal olarak baştan kazanmıştı. Somut kazanım olarak, uzunca bir süre Gezi Parkı’na dokunulmayacağı söylenebilir. Direnişin diğer talepleri karşılanmış değildir, fakat AKP hükümeti büyük ölçüde yıpranmış, halk düşmanı yüzü, geniş kesimler tarafından görülmüştür.

Direniş, yeniden ve eskisinden daha güçlü bir şekilde canlanacaktır. Bu kez faşizmin saldırılarını olduğu kadar, reformizmin ve pasifizmin ihanetini de yenerek zafere ulaşacaktır.

Taksim direnişi, kitlelerin kendi gücünü görmesi ve egemenleri titretmesi yönüyle zaten büyük bir başarı elde etmiştir. Kitlelerin bu gücü, komünist ve devrimcilerin önderliğinde, devrim ve sosyalizm hedefiyle daha büyük mücadeleleri doğuracaktır.

 

Kahrolsun Faşist Diktatörlük!

Yaşasın Taksim Direnişimiz!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

18 Haziran 2013 

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …