Eylül karanlığına, Ekim kızıllığı… EKİM ŞEHİTLERİ YAŞIYOR!

arka ekim

“Yolun düşerse kıyıya bir gün

Ve maviliklerini enginin seyre dalarsan

Dalgalara göğüs germiş olanları hatırla!

Selamla, yüreğin sevgi dolu…

Çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar

                eşit olmayan bir savaşta

Ve dipsizlğinde enginin yitip gitmeden

            sana limanı gösterdiler uzakta…”

 

Tüm devrimciler açısından Ekim ayının ayrı bir yeri ve önemi vardır. 1917 Ekim devrimi, bir milattır çünkü. Sömürücü sınıfların korkulu rüyası, işçi ve emekçilerin, ezilen halkların ise, binlerce yıllık özleminin, tutkusunun somutlanışıdır.

Ekim ayı, biz komünistler açısından dünyayı sarsan Ekim devriminin yıldönümünün yanı sıra, tüm devrim ve sosyalizm şehitlerini andığımız bir aydır. Onun için önemi ikiye katlanmaktadır. 29 Eylül 1980’de faşist cuntaya sıkılan ‘ilk kurşun’ Osman Yaşar Yoldaşcan’ın ölümüyle başlayıp 31 Ekim’de bir trafik kazasında yitirdiğimiz Sezai Ekinci yoldaşın ölümüne kadar geçen bir aylık sürede yitirdiğimiz şehitler şahsında, tüm devrim ve sosyalizm şehitlerini bu ayda anıyoruz.

Ekim ayını ‘devrim şehitlerini anma ayı’ ilan edişimizin bir nedeni, en fazla şehidi bu ay içinde vermemiz ise, bir diğer nedeni de Ekim devrimiyle çakışmasıdır. Dünyada ilk sosyalist devrimi gerçekleştirme onuruna sahip olarak Ekim devrimi sırasında şehit düşenler başta olmak üzere, tüm devrim ve sosyalizm şehitlerini anıyor ve onların ideallerinin hala yaşadığını haykırıyoruz. Biliyoruz ki, onlar kanlarıyla Ekim devrimini kızıllaştırdılar. Ve yine biliyoruz ki, yeni Ekim’ler onların kanlarıyla yaratılacak!

 

      

Tarihimiz, şehitlerimizin kanlarıyla yazıldı

 

Şehitlerimiz… Zorlu dönemeçlerde, atılım yıllarımızda hep yol gösteren oldular. Karanlığı yaran, gelecek umudunu büyüten gün ışıkları olarak yüreğimize, bilincimize kazındılar…

Mücadelemizin ve örgütümüzün tarihinde şehitlerimizi buluruz. Onların emekleriyle örülüdür tarihimiz. Onlar buzkırandır. Dünden geleceğe kurulan köprüdür hepsi. Dün gibi bugün de ölümleriyle bile mücadele çağrısı, aşılan bir eşik, hedefe doğru atılan bir adımdır. İlk şehidimiz Azmi Akan’dan Nurettin Demir’e kadar tüm şehitlerimiz, proletarya ve halkın onuru olmuşlardır.

 

İlk şehidimiz Azmi Akan, Sezai Ekinci’nin komutasındaki silahlı bir eylemde, 18 Nisan 1979’da kucakladı ölümü. Komutanını ise yıllar sonra bir trafik kazasında kaybettik. ‘74’ten bu yana mücadelenin her cephesinde yetkinleşen Sezai yoldaşın, örgütümüzün her yapı taşında emeği vardır. Türkiye devrim tarihinin yetiştirdiği seçkin askeri ve siyasi örgütçü, sakınmasız dava adamıdır O.

Azmi yoldaşın ardından Ali Algül, Hamit Tekin ve Hacı Köse yoldaşlar peşi sıra şehit düştü. Üçü de yiğit ve seçkin kadrolardı. Ali henüz 19’unda İMT’ye katılmış genç bir komünist; Hamit, 15-16 Haziran direnişinde bizzat yer almış bir işçi önderi; Hacı, militan, inisiyatifli, bir önder idi. En zor günlerde devletle çatışırken HK revizyonistleri tarafından hedef seçildiler.

 

Devrimimizin zor yılları oportünizmin rengini gösterirken örgütümüz, Osman Yaşar’ın “hücum ruhu” ile karşıladı faşist cuntayı. Osman Yaşar Yoldaşcan karanlığa sıkılan “ilk kurşun” oldu, güneşe yollanan ilk selam. MK üyesi, ilk askeri komutanı, önder komünistin adı, savaş çağrısı; yaşamı, kendini davaya adamanın örneği oldu. İhtilalci komünistlerin 12 Eylül gibi zorlu bir sınavdan başı dik çıkmasında ve bu direnişçi mayanın tutmasında baş mimardır O. Bir doruk, bir semboldür. Ardından Metin Aydın fırladı öne, “Adana’nın Osman’ı ben olacağım” diyerek. Metin için en büyük hedef, çok yönlü ve yetkin bir komünist olmak, en büyük onur ise şehitlik mertebesine ulaşmaktı. Atılım yıllarımızda da Şaban Budak hedeflemişti Osman olmayı. Toprak, yeni Osmanlara gebeydi çoktan. ‘80’de Metin, ‘92’de Şaban komutanlarına yakışır bir şekilde sokak çatışmasında şehit düştüler. Yeni tohumlar ektiler toprağa…

Faşizmin işkencehanelerinde destan yazıldı. En değerli yoldaşlarımız, ihanetler ortasında yükselttikleri direniş bayraklarıyla abideleştiler. Sıradan bir direniş değildi bu. Türkiye devrim tarihinde yaratılan bir gelenek, yarına taşınan bir mirastı. Mehmet Fatih, gezdirildiği tüm işkencehanelerde direnişi varolan geri mevzilerden doruklara tırmandırdı. Selma Aybal, Hacı Köse, Kenan Özbilek, Songül Kayabaşı bu geleneğin yapı taşı oldular. Ataman İnce’ye günlerce sordu işkenceciler: “Kimsin sen?” “Ben komünistim” dedi yalnızca. O, mücadelenin her cephesinde baş eğmez bir savaşçıydı. Uzlaşmaz bilinci işkencede de netti. Bu netlikle ölümsüzleşti. Sokak infazından yaralı olarak işkence tezgahına çekilen Selma Aybal, 19 yaşında direnerek ölümsüzleşirken gencecik yaşıyla dönekliğe, hainliğe, kavga kaçkınlığına inen şamar oldu…

“Bu gelenek geliştirilmeli” diye düşünürdü hep Remzi Basalak. Masaya inen tekmesiyle bir ilktir O. Teşhir masasının arkasında durmamanın yaratıcısıdır. İşkencede de sorgulayan, meydan okuyandır. Böyle taşınmalıdır Fatih’in mirası, böyle ilerletilmelidir. Dilini koparırlar Remzi’nin, ellerini kesip alnını ezerler. Ama O, bir devdir artık. Arkasından gelenler için bir ölçüt.

Faşizmin karanlığında granitten bir kaledir Sefaköy direnişi. Karanlığı yaran bir şimşek. Bir kez daha gösterirler “bu havalarda da dövüşenlerin olduğunu”. M. Ali Doğan ve Aslan Tel yoldaşlar ölümsüzleşir bu direnişte. İsmail Cüneyt ise kısa bir süre sonra yakalanıp kurşuna dizilir.

Her komünistin genel niteliklerinin yanı sıra öne çıkan, adeta onunla simgeleşen özellikleri  vardır. M. Fatih denince alçak gönüllülük ve fedakarlık gelir akla. Osman Yaşar denilince soğukkanlılığı ve askeri dehası. İsmail Cüneyt ise kendini aşmanın örneğidir…

Mehmet Fatih Öktülmüş bir Kutup Yıldızı’dır. Yoldaşlarının sevgilisi, sözü her geçtiğinde yüzleri coşkulu bir özlemle aydınlatandır. İşkence odalarının, cezaevlerinin, mahkeme kürsülerinin Fatih’idir. Ölüme sadece bir soluk varken “Bana 14’lümü getirin, beyazlar Stalingrad’a saldırıyor” sözleri dökülür ağzından. M. Fatih, geleceğin toplumunun ve insanının nasıl olacağını gösterir kendi şahsında… Ölüm, onu direnişini doruklara çıkardığı ’84 Ölüm Orucu’nda bulur. Daha doğrusu O ölümü bulur; çünkü ölümün mükafatı, direniş çizgisi olacaktır… ’96 yılında Tahsin Yılmaz, Osman Akgün, Ulaş Hicabi Küçük, Fatihlerce çoğalırlar…

 

Yeni dönem, yeni kavgaları ve bu kavgada öne çıkan yeni şehitleri gerektirir. Onlar açar yolu. Osmanların, Fatihlerin yerini doldurmaya yeni bir kuşak yetiştiriyordur artık. İhtilalci komünist hareketin mirasını ölümleriyle yarına taşıyan gencecik fidanlardır onlar. “Dünyayı istiyoruz”un devrimci tutkulu, militan ruhunun simgeleri. Yunus, Eralp, Nilgün, Zeynep, Hakan, Hicabi, Nurettin… Hepsi, kapitalizmin çirkefliklerinden arınmanın, gelecek toplumun güzelliklerini solutmanın örneğidir. “Yeni çağın çocukları”dır.

Yunus, kapitalizmin olanaklarından yararlanabileceği bir ortamdan sıyrılıp gelmiş, insan ve yaşam sevgisinin doruğunda bir komünist olarak buluşmuştu ölümle. Eralp’i “yüreğimizdeki fırtına”yı kuruluş gösterimizde yoldaşlarını korumak için polisle girdiği silahlı çatışmada yitirdik. Neval’imiz (Nilgün Gök) o çok sevdiği silahıyla kamulaştırma eyleminde sessizce “vuruldum” dedi. Zeynep ve Hakan anti faşist halk direnişinde öncüleşmenin, örgütümüzün bayrağını dalgalandırmanın adı oldular. Nurettin en genci yeni çağın çocuklarının. Kısacık mücadele yaşantısına yılları sığdırmanın, hızla koşmanın en somut örnekleri. Koşarak ilerlemenin ve hedefe varmanın sembolleri…

 

“Tarihimiz Şehitlerimizle Örülüdür” cümlesindeki anlam yüklüdür, boş bir söz değildir. Onları tanıdıkça, yaşamlarının en verimli olduğu ve sıçrama yapabilecekleri anlarda şehit düştüklerini, ama ölümleriyle de örgütü ve devrimi bir adım daha ileriye taşıdıklarını görüyoruz. Tüm şehitlerimizin soylu yaşam ve ölümleri; amaç ve ideallerimize sıkıca sarılmanın yemini olmalıdır.

Şehitlerimiz; İsmail Gökhan Edge, Attila Acartürk, Muzaffer Mutlu, Fevzi Aslansoy, Azmi Akan, Ali Algül, Hamit Tekin, Hacı Köse, Vedat Çataltepe, Kenan Özbilek, Serdar Yılmaz, Songül Kayabaşı, Osman Yaşar Yoldaşcan, Metin Aydın, Mehmet Ali Doğan, Aslan Tel, İsmail Cüneyt, M. Fatih Öktülmüş, Selma Aybal, Ataman İnce, Yunus Durmaz, Eralp Yazar, Şaban Budak, Remzi Basalak, Sezai Ekinci, Nilgün Gök, Zeynep Poyraz, Hakan Çabuk, Tahsin Yılmaz, Osman Akgün, Ulaş Hicabi Küçük ve Nurettin Demir yoldaşların şahsında tüm devrim ve sosyalizm şehitlerini anıyor, önlerinde saygıyla eğiliyoruz.

Ve söz veriyoruz: O görkemli bayrağı dalgalandırırken sizler yanı başımızda olacaksınız!

 

(*) TİKB(B)’nin ‘98 Şubat ayında gerçekleşen III. Konferans Belgeleri’nden kısaltılarak alınmıştır.

ekim şehitleri

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …