Bir kitap: Yönetmeyi Nasıl Öğrendik? Lenin’den Anılar

lenin

“Sadece burjuvazinin devlet yönetmeye yetenekli olduğu önyargısına karşı mücadele başlatmalıyız”diyordu Lenin. Burjuvazi binlerce yıl boyunca bu demagojiyi öylesine güçlü biçimde bilinçlere zerketmişti ki, devrimcilere en yakın kesimlerde bile “devrim yapılsa bile sonrasında ülkeyi yönetmek mümkün mü” sorusunu sordurabiliyordu. Sosyalist Sovyetler Birliği bu sorunun cevabını verdi. Lenin önderliğindeki parti, sadece devrimi yapmakla kalmadı, devasa bir ülkeyi yönetmeyi de başardı.

Evrensel Basım Yayın’dan 1999 yılında çıkan bu kitap, Lenin’in ve parti yönetiminin yönetmeyi nasıl öğrendiğini, her aşamada kitlelerle birlikte nasıl eğitildiklerini, bolşevik irade ile sorunlara en doğru çözümleri nasıl bulduklarını gösteriyor.  Lenin, 21 Ocak 1924 tarihinde yaşamını yitirdi. Fakat adı ve önderlik ettiği Ekim Devrimi, işçi ve emekçilere halen yol gösteriyor.

 

Ve onlar biliyorlar ki “O”

“Dün erkendi yarın geç,

Vakit tamam, bugün” dedi.

Ve onlar “anladık, bildik” dediler.

Yürüyor onlar Kışlık Saray’a

Putilovski Zavot’tan Bolşevik Kirov.

-“Bugün büyük bir gündür yoldaşlar, diyor

büyük bir gündür

Ve ihtar ederim ki çapul yapmak isteyenlere

artık Kışlık Saray ve bütün Rusya

işçinin ve köylünündür”

(Nazım Hikmet)

 

“Vakit tamam, bugün!”

“Bugün” ayaklanma günü… “Bugün” eski rejimi yıkma, iktidarı ele geçirme günü… Yıllardır binbir emek, çaba ve bedelle ilmek ilmek örülmüş, ter ve kanla sulanmış, ateşle sınanmış yorgun bedenlerin, uykusuz gözlerin umuduyla nakış gibi işlenmiş bir çalışmanın zafer günü… Ve kavgada çok daha zorlu bir etabın ilk günü…

İktidarı elde tutmak için verilecek savaşım, onu ele geçirmek için verilecek savaşımdan çok daha büyük güçlükleri içinde taşıyor. Sovyet devrimi gerçekleştiğinde emperyalizm ve bütün dünya gericiliği (hatta devrime kadar olan süreçte devrim saflarında şu veya bu düzeyde yer almış pekçok örgüt ve kişi) onun birkaç gün içinde yok olacağını düşünüyordu. Böyle düşünmek için önemli bir gerekçeleri de vardı. Yüzlerce yıllık yönetim tecrübesine sahip olan burjuvazinin karşısında, yönetmek konusunda hiçbir tecrübesi olmayan proletaryanın başarı şansı olmadığını düşünüyorlardı.

Derler ki, yüz gün dolmadan yenilgiye uğrayan ilk proletarya iktidarı Paris Komünü’nden sonra, Ekim Devrimi’nin yüzüncü gününde Lenin, Kremlin Meydanı’ndaki karların üzerinde coşku ve sevinçten, mutluluk ve heyecandan yuvarlanarak “Başardık” diye haykırıyormuş.

Aslında Lenin, burjuvazinin iktidarına karşı savaşırken yönetmeyi öğrenmişti. Çünkü O, kitleleri çarlığa karşı mücadeleye sevk ederken, bir gün uzaklarda bir zamanda, iktidarı ele geçirecekleri gibi bir hayal kurmamıştı. Günlük mücadelenin içinde, her türden örgütlenme aracını, partiyi, sendikayı, kitle örgütünü adeta bir iktidar organı gibi kullanarak yönetmeyi öğrenmişti. İktidarı fiilen ele geçirdikleri devrimin ilk günlerinde sorunlar olanca ağırlığı ile üstüne yığıldığında onları çöze çöze ilerlemesini de öğrenmişti Lenin. Attığı her adımdan bir ders çıkararak, kitlelere sağlam ve sarsılmaz bir güven duyarak ve partinin kolektif gücüne yaslanarak yürümesini biliyordu zaten. Proletaryanın iktidarını inşa ederken de elbette ki en büyük güç bunlardı.

Gencecik Sovyet devletinin sorunları olağanüstü büyüktü. Kitabın konu aldığı devrimin ilk yıllarında Sovyet ülkesi, her açıdan korkunç bir kuşatma altındaydı. Emperyalist savaş bütün şiddeti ile sürüyordu. Tüm maddi olanaklar, insan gücü ve en değerli komünistler, sosyalizmi inşa etmek için değil, emperyalist işgalcileri ülkeden kovmak için seferber edilmişti. Halk inanılmaz bir açlık çekiyordu. Eskiden devrimin saflarında yer alan pek çok örgüt, artık karşı-devrimin saflarına geçmişti; ayaklanmalar örgütlüyor, grev ve direnişler şeklinde halkı kışkırtıyor ve sabotajlar düzenliyorlardı.

Savaşı sürdürmek Sovyet devleti için olanaksızdı. Bu, sosyalizmin yok olması anlamına gelirdi. Barış ise, Ukrayna’nın bir bölümünden vazgeçmeyi gerektiriyordu. Lenin için bu, olağanüstü koşullarda alınmış çok zor bir karardı. Ukraynalı komünistler, durumun vehametinin çok iyi farkındaydılar. Sosyalizmin kazanması için kendilerinin ödemek zorunda oldukları bedeli kabullenerek barış imzalanması yönünde oy kullandılar. Lenin, Ukraynalı komünistlere bu durumun çok uzun sürmeyeceğini, Almanya’daki devrimin olgunlaşmasına ve Alman proletaryasına güvenmeleri gerektiğini tavsiye ederek, neler yapacaklarını ayrıntılı bir şekilde anlatmıştı.

Daha devrimin ilk dönemlerinde Petrograd’daki Putilov fabrikası işçilerinin greve başladıklarını düşünebiliyor musunuz? Sovyet Devrimi hakkında az-buçuk bir şeyler okumuş olan herkes, Putilov fabrikasının ismine rastlamıştır. Onlar devrimin öncüleri, ayaklanmanın kalbiydiler. Devrimden sonra da sosyalist inşanın “savaşçısı” oldular. Tarımda kolektifleştirme hareketinde gönüllü seferberlikler düzenlediler. Nerede bir sorun varsa, Putilovlu komünist işçiler yardıma koşardı. Onlar Lenin’in en çok güvendiği ve inandığı işçilerdi. Petrograd ise Lenin için tüm işçi sınıfının nabzını ölçtüğü, kitlelerin coşkusu ya da bitkinliğini değerlendirdiği bir barometreydi. Ve açlık, o kadar dayanılmaz bir hale gelmiş, Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler’in karşıdevrimci faaliyetleri o kadar artmıştı ki, Putilov fabrikası işçileri bile greve başlamıştı. Alkışlanmaktan hiçbir zaman hoşlanmamış olan Lenin, Putilov işçilerinin karşısına konuşmak için çıktığında uzun alkışlara hiç müdahale etmeden işçileri neredeyse teker teker gözden geçirdi. Onların her halini duyumsamaya çalışıyordu. Nelerin devrimci kaldığını anlamaya çalışırcasına, keskin gözleriyle tek tek hepsini inceliyordu. Ülkede yaşanan korkunç boyuttaki açlığı ve buna neden olan karşı-devrimci faaliyetleri, gerçeğin bütün acımasızlığı ve çıplaklığı ile anlatırken, konuşmasının her kelimesinde sadece Petrograd işçilerini değil, devrimi yeniden kazanıyor ve “Ya Zafer Ya Ölüm” fikrini bütün hücrelerinde hissettirerek işlerini başına dönmesini sağlıyordu.

Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler, Bolşevikler’in her adımında önlerine engeller çıkarıyor, ayak bağı oluyorlardı. ÇE-KA’nın (Karşıdevrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu) faaliyetlerini karalamaya çalışıyor, Tarım Bakanlığı’nı çalıştırmıyor, sağlık çalışmalarını engelliyor, sabotajlar düzenliyorlardı. Özellikle demiryollarındaki sabotajlar öylesine had safhaya ulaşmıştı ki Lenin, çok güvendiği ÇE-KA Başkanı Cerjinski’yi Ulaşım İşleri Halk Başkanlığı’na atamak zorunda kaldı. Kitlelerin özellikle bu konuda gelen şikayetlerini, Lenin fazlasıyla ciddiye alarak titizlikle inceliyor ve sabotörlerin, Menşevikler’in karşı-devrimci faaliyetlerini açığa çıkarmaya çalışıyordu. “Her iyi komünist aynı zamanda iyi bir ÇE-KA’cıdır” diyerek kitlelerin de bu konuda duyarlı olmasını sağlıyordu.

kislik-sarayda-bolsevik-askerDevrimin ilk günlerinin müthiş kargaşası içerisinde yönetim mekanizması da yavaş yavaş şekilleniyordu. Hükümet için gereken şemayı kafasında oluşturan Lenin, son rötuşları da hızla yaparak komiserlikler kuruyor, görevler veriyor, genelgeler yayınlıyor, Kalinin, Sverdlov, Cerjinski ve Stalin gibi deneyimli ve sağlam komünistlerle birlikte işleri düzene sokuyordu. Mesela, toprak sorunu ilk ele alınan konulardan biriydi. Ayrıntılı bir inceleme sonucunda Parti’nin toprak programı oluşturulmuş ve hemen hayata geçirilmeye başlanmıştı. Sadece merakından gelmiş bile olsa, komiserliğe başvuran tek bir insan dahi geri çevrilmiyor, en küçük sorunlarla ilgileniliyor, sorun ne olursa olsun bir cevap veriliyordu. Hatta kısa zaman içerisinde bir “ıvır-zıvır komisyonu” kurulmuştu. Sonradan Halk Komiserleri Küçük Kurulu adını alan bu komisyon, Lenin’in çok ciddiye alarak yakından denetlediği bir kurumdu. Çünkü Rusya’nın hemen her tarafındaki işçi ve emekçilerden gelen kişisel ya da genel bütün şikayetler, bu komisyonda ele alınıyordu.

Olağanüstü yoksulluklar ve yoksunluklar, Bolşevikler’in azmi ile yaratıcı bir biçimde gideriliyordu. İlk Mali İşler Komiserliği Bölümü, salt eski bir kanepe ve onun üzerine iliştirilmiş “Mali İşler Komiserliği” yazılı bir kağıttan ibaretti. Halk Komiserliği Kurulu Sekreteri’nin tek malzemesi bir daktiloydu. Üstelik bu daktiloyu kullanacak kimse olmadığı için kendisi iki parmakla tıkırdatıyordu. İlk Sovyet Devleti Kasası ise, basit bir elbise dolabıydı. Dolabın önü sandalyelerle çevrilmiş ve başına bir de nöbetçi konmuştu.

Sosyalist devletin yaratılması ve Lenin… Bu ikisi öylesine kopmaz bağlarla birbirine bağlanmış ki, birisini diğeri olmadan düşünmek mümkün değil… Zaten kitaptaki anıların sahiplerinden her biri, proletaryanın iktidarının kurulmasında atılan her adımı, Lenin hakkında olağanüstü yüksek duygularla iç içe geçirerek anlatıyorlar. Lenin’in tasasız, neşeli gülüşü hakkında ise bir İngiliz’in söyledikleri bunun somut örneklerinden birini oluşturuyor:

“Bu, gücün gülüşüdür ve bu gücün kaynağı Lenin’in sadece muhteşem yeteneklerinde değil, komünizmdedir. Toplumsal sırların ve sorunların çözümünde öylesine bir anahtara sahip ki, komünizm öngörünüsünde öylesine büyük bir güven ve sarsılmazlık sağlıyor ki, başka hiçbir devlet adamı, kendinden, planlar ve projelerden bu kadar emin olamaz.”

Lenin, çalışırken yaptığı işi çok ciddiye alıyor, en küçük bir ayrıntıyı bile gözden kaçırmadan temel noktalara parmak basmayı yani “boğayı boynuzlarından tutmayı” biliyordu. İnsanlara çok değer veriyordu. Öyle ki, Volga’da çalışan işçilerin alkol sorunuyla ilgilenirken; Spasski kulesindeki Kremlin saatinin onarılması ve Enternasyonal’in ezgilerini çalması işini başarabilecek uzmanlar ararken; çıkan bir soruna “Sverdlovlular”ın (Sverdlov Üniversitesi öğrencileri) müdahale etmesini isterken; Klinzli kumaş fabrikasındaki işçilere “Lütfen, bana hediye göndermeyiniz ve bu samimi ricamı işçilere de iletiniz” diye yazarken; ya da karşısına çıkmanın heyecanıyla hazırlandığı törensel konuşmayı unutan komsomol delegeleri heyetiyle sıcak, dostça, rahat bir konuşma başlatıp onların aç olduğunu öğrenince de Sverdlov’a “Birinci Tüm Rusya Gençlik Birliği Kongresi Divanı’nın on bir üyesine bir öğlen yemeği” diye not yazarken, hep aynı titizlikle yaklaşıyor, kitlelere ve yoldaşlarına duyduğu saygıyı en berrak haliyle ifade ediyordu.

Lenin, aşırı çalışmaktan, yorgunluktan uyuyakalmış bir görevliyi gördüğünde, komiserin işe enerji toplamakla başlamasının çok iyi olduğunu söyleyecek kadar sevecen; fotoğraf çekebilmek için kendisinden bir randevu koparmaya çalışan fotoğrafçıyı reddecek kadar mütevazi; tek tek kişilere büyük sorumluluklar isteyen görevler verecek kadar çevresindekilere güven duyan; görevlerini bilinçli bir biçimde aksatanlara ve ayak sürüyenlere karşı olağanüstü bir öfke ve hışımla yüklenecek kadar hatalarla uzlaşmaz bir önderdi.

Çok nadiren öfkelenirdi Lenin. Ancak ondan azar işiten hiç kimse alınganlık göstermezdi. Çünkü o, en saf haliyle kişisel onur duygusu taşır ve etrafındakilerin de bu duygularını korumaya özen gösterirdi. Aldığı görevleri layıkıyla yerine getirmede ayak direyenleri ise asıl konumlarına geri gönderme konusunda hiç tereddüt etmezdi.

Zamanı kullanmada çok titizdi Lenin. Tüm toplantıları kendisi yönetiyor ve her konuşmacıya zamanı hatırlatıyordu. Gereksiz gevezelikler, uzun raporlar ona göre açıkça bir sabotajdı. Toplantılarda rapor sunanlar için 15 dakika, konuşmacılar için 5 dakika süre tanıyordu. Raporunu uzun hazırlamış birisini ertesi gün özel görüşmek üzere çağırır ve bir saat boyunca neden kısa rapor yazması gerektiğini usanmadan anlatırdı. Hiçbir toplantıya geç kaldığı görülmemişti. Geç kalmayı alışkanlık haline getiren kişilere karşı her zaman acımasız olurdu. Görevini almak da dahil, her tür cezanın uygulanmasını isterdi. Boş kaldığı her zaman önünde okumak üzere açık bir kitap olur, kaldığı yerden devam ederdi. Alkışlar bile ona göre zaman kaybıydı. Alkışların uzadığı durumlarda saatini göstererek bitirmelerini isterdi.

Sağlık sorununu çözmek için çok büyük bir çaba harcamış ve önceliksiz görevlerinden biri olarak koymuştu önüne. Salgın hastalıklar, bitlenme gibi kitlelerin sağlığını tehdit eden şeylere karşı kitleleri eğitmek için komsomolları, komünist işçileri seferber ederek savaş açmış, “Evleri Islah Haftası” vb. kampanyalar düzenlemişti. Özellikle ana-çocuk sağlığını çok önemsiyordu. Dünyada ilk defa zenginlerin villaları, saraylar, lüks evler, işçi ve emekçilerin tedavileri için kullanılıyordu. Yoldaşlarının sağlığı ile çok yakından ilgilenirdi. Kırım’daki zengin villaları, yazlıkları başka ülkelerin devrimcilerine ve sendikacıların uluslararası kurulu tarafından gönderilen başka ülkelerin işçilerine de açık olan tedavi ve dinlenme merkezlerine dönüştürmüştü. Zor koşullarda yaşayan eski “illegaller”in yaşam koşullarının düzeltilmesi; kalp hastası yoldaşlarının hükümet binasındaki merdivenleri çıkmak zorunda kalmaması için asansör tamiri ile bizzat ilgilenmesi, onun için çok olağan tavırlardı. Hasta olan bir yoldaşının “genel tamirata gönderilmesi için” not yazması, sağlığına dikkat etmeyen bir başka yoldaşına “devletin malına zarar verdiği” için sitem etmesi ve bütün yoğun işlerin arasında bile bu tür şeyleri unutmayarak denetlemesi, yoldaşlarına verdiği değerin sonucuydu.

Ezilen ulusun sorunlarına karşı duyarlıydı ve halkların kardeşliğini inşa etmeye büyük bir önem veriyordu. Sibirya ile Kanak Cumhuriyeti arasında ciddi tartışmalara neden olan İrtiş Bölgesi sorununu, kendisi doğrudan müdahale ederek çözmüştü. İrtiş’in Kanak’lardan ayrılarak kendilerine bağlanmasını isteyen Sibiryalı temsilciye, bunun bütün şoven düşmanlıkları güçlendirecek bir istem olduğunu anlatarak, “bu soruna Sibirya’nın dağlarından bakmamak gerekir. Aynı şekilde Büyük İvan’ın çar kulesinden de. Belki Himalaya’dan, ama İngiliz gözlüğü ile değil” diyordu. İrtiş bölgesine Çarlık döneminde zorla yerleştirilmiş olan Ruslar’ın oradan gönderilerek sadece Kanaklara bırakılmasını isteyen Kanak Cumhuriyeti sözcüsüne ise, “tarihsel haksızlık”ların ne anlama geldiğini anlatıyor ve ekonomik-kültürel iç içe geçmişliğin sonuçlarını gösteriyordu.

Kitabı okurken en fazla yüzleştiğimiz şey, devrimin gerçekliği… Bugün birçokları için devrim çok uzaklaşmış durumda. Yenilgi dönemlerinde bu tür düşüncelerle çok sık karşılaşırız. Oysa “devrimin zamanı” bizim çalışmalarımıza bağlıdır… Günlük pratik her işe devrimin ruhunu katabilmek… Devrimi yakınlaştırmak budur. O nihai geleceğin bir sorunu değil, bugünün bir sorunudur. Zaten, teorik olarak “gelecek”, ilk kez Lenin’le bugünümüze yaklaşmıştır. O, proletaryanın bütün örgüt biçimlerini, emperyalist-kapitalist sistemin sömürdüğü bütün toplumsal tabakaları birleştiren ve onları ortak mücadeleye sevk eden organları oluşturup burjuva toplumu içinde sınıfın organları özelliği kazanmasını sağlayarak organik bir bütünlük içinde bağlamasıyla kazanmıştır devrimi.

Rus proletaryası, diğer toplumsal tabakaları burjuvazinin etki alanından çıkarıp onları özgürlüğe kavuşturacak bir önderlik gerçekleştirebilmeyi başarmasına borçludur Sovyet Devrimi’ni. Çünkü devleti ele geçirmek, proletaryanın kendisini bir güç olarak örgütleme yeteneğine bağlıdır. Güçler dengesini kendi lehine çevirebilmesi ise, onu tamamen ele geçirmekle mümkün olacaktır.

Lenin gibi, sosyalizmi güncel bir sorun olarak ele alıp proletaryanın önüne koyduğumuz oranda iktidar yaklaşacaktır…

Bunlara da bakabilirsiniz

“Asgari değil insanca yaşam istiyoruz” talebi ile eylem yapıldı

Göstermelik asgari ücret görüşmelerinin başlayacağı Aralık ayından önce İşçi Emekçi Birliği yaptığı eylemle, “insanca yaşanacak …

chd-eylem1

ÇHD avukatlarına ceza yağdı

Yaklaşık 10 yıldır süren, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yargılandığı dava, 7-11 …

Taksim-İstiklal Caddesi’nde patlama

Taksim’de İstiklal Caddesi’nde, saat 16.20 civarında büyük bir patlama meydana geldi. Cumartesi günü, İstiklal Caddesi’nin …