Irkçılığa karşı mücadelenin simgesi Mandela

mandela 1449

Nelson Mandela, 5 Aralık günü yaşamını yitirdi. Öldüğünde 95 yaşındaydı. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyah cumhurbaşkanıydı. Cenazesi onbinlerce kişinin katıldığı törenlerle karşılandı. Ve dünyanın her tarafında siyahlar, ırkçılığa karşı mücadelede kendi önderleri olarak kabul ettikleri “Madiba”ya (Mandela’nın kabile adı) selam yolladılar, anmasını gerçekleştirdiler.

 

Siyahların özgürlük mücadelesi

Afrikalı halklar, asırlar boyunca kendi topraklarında ikinci sınıf yaşamanın acısını çektiler. Apartheid (ırkçılık) politikalarıyla, Avrupalı ve ABD’li sömürgeciler, Afrika halklarına kölelik dayattılar. Ülke sınırları sömürgeciler tarafından çiziliyor, yöneticiler sömürgeci beyazlar arasından seçiliyordu. Ve her aşamada, kitlelerin büyük direnişleriyle karşılaşıyordu.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde mücadeleyi yürüten örgütün adı ANC (Afrika Ulusal Kongresi) idi. Mandela, 1940’ların sonlarında, ANC’nin gençlik kollarında çalışmaya başladı. ANC’nin militan kanadındaydı ve Güney Afrika Komünist Partisi ile birlikte silahlı mücadelenin başlamasına önayak olanlar arasında yer aldı. 1962’de tutuklandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Hapis hayatının önemli bir bölümünü Robben Adası’nda geçirdi. Adada ağır nem ve sonsuz yoksunluklar içinde çok kötü olan yaşam koşulları, çok yönlü siyasi baskı ile de birleşerek oldukça zorlu geçmişti. Kendi dilini konuşmak yasaktı mesela. Her bahaneyle ek cezalar veriliyordu tutsaklara. Buna rağmen Mandela, direnişi sürdürdü.

‘80’lerin sonuna geldiğinde, dışarıdaki mücadele yükselmiş, hatta Mandela’nın özgürlüğü için kampanyalar düzenlenmeye başlanmıştı. Sömürgeci emperyalistler açısından ise Mandela, bir “anlaşma” yolu bulacakları kilit isimdi artık. Emperyalistlerin elinde tutsak olan hapisteki önderle, dışarıdaki mücadeleye dönük “barış” görüşmeleri yürütüldü. Ve 1990 yılında Mandela serbest bırakıldı.

1994 yılında, Güney Afrika’da siyahların da katıldığı ilk seçimler düzenlendi, Mandela 5 yıl için başkan seçildi. Yeni bir anayasa, toprak reformu, yoksullukla mücadele vb politikaların yanısıra, “Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu” da bu dönemde kuruldu. Komisyonun amacı, Apartheid döneminde siyahlara karşı ırkçı suçlar işleyen beyazların, “itirafları karşılığında affedilmesi”ydi. Yapılan katliamlar, faili meçhuller, işkenceler, tutuklamalar ve her türden vahşet, “itiraf” karşılığında affedildi, suçlular serbest bırakıldı.

Geçmişte onu “terörist” olarak tanımlayan emperyalistler, kitle hareketini kontrol altına alma doğrultusunda yaptıklarını, çeşitli biçimlerde ödüllendirmekten de geri kalmadılar. 1993 yılında Nobel Barış Ödülü, ABD Başkanlığı Özgürlük Madalyası ve 1962’de Sovyetler Birliği’nden Lenin Nişanı başta olmak üzere 250’nin üzerinde ödül verilmiştir Mandela’ya. Reddettiği tek ödül ise, 1992 yılında Türkiye’de Özal’ın cumhurbaşkanı, Demirel’in başbakan olduğu dönemde verilen Atatürk Barış Ödülü’dür. Kürt halkının yükselen mücadelesine uygulanan şiddeti protesto ederek reddeder Mandela bu ödülü.

Öcalan Roma’dayken, Mandela cumhurbaşkanıdır. Roma’ya gizli bir heyet gönderip Öcalan’a ve Kürt halkının mücadelesine “gönülden” desteğini ifade eder. Ancak “ülkesinin yeni bağımsızlığa kavuşmasının yarattığı kırılgan ortamı” ileri sürerek, somut bir destek vermez, hatta bu görüşmenin açığa çıkmasını da istemez. Zaten emperyalistler, onun daha fazla ileri gitmesine (mesela Öcalan’ı ülkesine kabul etmesine) izin vermezler.

Mandela’nın “bağımsızlık” mücadelesinin sınırlarını gösteren çarpıcı bir tablodur bu. Güney Afrika’nın bağımsızlığına kavuşması, yükselen kitle hareketinin bir sonucudur; ancak emperyalistler bunu kontrol altında tutmak için Mandela’dan yararlanırlar. Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, kitlelerin ekonomik refahına ilişkin atılan adımların cılızlığı, ülkenin ekonomik bağımsızlığı için zaten bir adım atılmayışı, “katilini bağışlamak ve sevmek” kavramının yaygınlık kazanması gibi unsurlar, Mandela’nın “bağımsızlık” anlayışının sınırlarıdır. O başlangıçta devrimci bir önder olsa bile, sonrasında burjuva sistemin sınırlarını zorlamadan kısmi kırıntılar dağıtma çabasında olan bir reformcuya dönüşmüştür.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bugün siyahlara dönük ırkçı baskı kalkmış olmakla birlikte, hem emperyalist baskı ve sömürü, hem de sınıfsal baskı sürmektedir. Ülke ekonomisi emperyalizme bağımlıdır ve ülke kaynakları emperyalistler tarafından talan edilmektedir. Keza, geçtiğimiz aylarda yaşanan madenci grevine polisin saldırısı ve onlarca madencinin katledilmesi örneği de çarpıcı bir biçimde göstermektedir ki; sömürücünün rengi değişmiştir, ama sömürü sürmektedir.

Güney Afrikalılar geçmişte beyaz patronlar tarafından sömürüye ve vahşete uğrarken, bugün siyah patronlar tarafından sömürüye ve vahşete maruz kalmakta, siyah polisler tarafından öldürülmektedirler. Devrimci bir rotadan çıkıp salt ulusal-ırksal kurtuluşçu hale gelen bir hareketin geldiği nokta budur.

Mandela, dünya literatürüne “siyahların özgürlük savaşçısı” olarak yerleşmiştir. Ama Afrikalı halklar, sınıfsal sömürüye karşı ayağa kalkmadıkça, gerçek özgürlüklerini elde edemeyeceklerdir.

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …