Yankıları ve sonuçlarıyla Erdoğan-Barzani buluşması

sivan-perwer-erdogan

AKP hükümeti ile PKK arasında süren “çözüm süreci” tehlike sinyalleri verirken, Başbakan Erdoğan 16 Kasım’da Diyarbakır’a adeta bir çıkarma yaptı. Kürt lider Mesut Barzani ile birlikte büyük bir gösteri gerçekleştirdi. Yanlarına Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses’i alarak tam bir şov yaptılar. Birçok tesisin açılışına ve 360 çiftin düğününe birlikte katıldılar.

Bu gösteri ve gösteri sırasında sarfedilen sözler, hem iç hem dış politika açısından birçok mesaj içeriyordu. Barzani’nin 21 yıl sonra Diyarbakır’da “Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı” sıfatıyla karşılanması, Başbakan Erdoğan’ın ağzından ilk kez “Kürdistan” sözcüğünün çıkması, Türkiye’nin bir “kırmızı çizgi”sinin daha silindiğinin göstergesiydi.

Kuşkusuz bu ziyaretin zamanlaması da dikkat çekiciydi. Bir yanda PKK liderlerinin “çözüm süreci”ne dair artan eleştirileri, bir yanda Rojava’da PYD’nin özerklik yolunda attığı adımlar ve bunun Barzani ile mesafeyi daha da açması, bir yanda Türkiye’nin başta Suriye ve Irak olmak üzere komşu devletlerle düşman haline gelmesi, Güney Kürdistan Yönetimi ile artan ekonomik ve siyasi yakınlaşma ve tabi yaklaşan yerel seçimler…

Kısacası hem içte, hem dıştaki gelişmeler, Barzani ile Erdoğan ilişkisinin sıklaşmasını doğurdu. İki liderin çıkarları belli noktalarda kesişti ve birlikte harek etmeyi getirdi. Elbette bu birliktelik, kendi içinde birçok zorluğu da taşıyordu. Hem Barzani, hem Erdoğan, tepkileri de üzerlerinde topladılar. “Ulusalcı” kesimler, Erdoğan’ın “Kürdistan” sözü üzerinden fırtına koparırken, BDP, Barzani’nin Türkiye’nin iç politikasına alet olmasına tepki gösterdi.

barzani

BDP’yi parçalama girişimi

Barzani’nin Diyarbakır ziyareti öncesinde BDP’den farklı sesler çıktı. BDP eşbaşkanı Gültan Kışanak, Barzani’nin bu ziyaretini “AKP’nin seçim politikasına alet olmak” şeklinde değerlendirdi. Ahmet Türk ise, Barzani’yi geçtiğimiz Newroz’da davet ettiklerini, fakat onun bu davete icabet etmediğini hatırlatarak, şimdi Erdoğan’la birlikte gelmesine sitemlerini bildirdi.

BDP’nin asıl tepkisi, Barzani’nin Suriye’de izlediği politikayaydı. PKK çizgisiyle birlikte hareket eden PYD’nin Suriye’de kurduğu etkinlik, Barzani’yi rahatsız etmişti. Barzani, kendisine yakın partiler aracılığı ile PYD’yi etkisizleştirmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Rojava sınırını kapatmaktan, PYD lideri Salim Müslim’in çıkışına izin vermemeye kadar birçok engel çıkardı. Aynı günlerde Türkiye’den beslenen islamcı gruplar, PYD’nin üzerine saldırdı.

Güney Kürdistan ile Türkiye’nin bu konudaki işbirliği, PKK’nin Barzani’ye karşı tepkisini arttırdı. Barzani’nin “Kürt Ulusal Kongresi”ni -PKK’nin ağırlığını koyacağı endişesiyle- sürekli ertelemesi de, tepkileri artıran bir diğer faktör oldu. En son Kasım ayında yapılması planan Kongre, Barzani’nin Diyarbakır ziyareti öncesi, bilinmez bir tarihe bırakıldı. Barzanı, bu ziyaret öncesinde PYD’yi “geçici yönetim meclisi” oluşturduğundan dolayı sert biçimde eleştirdi. PYD’nin Esad rejimiyle işbirliği yaptığını söyledi.

Bütün bunlar, Kürtlerin “birakuji” dedikleri “kardeş kavgası”nın yeniden şiddetleneceğine dair kaygıları arttırdı. Barzani’nin Diyarbakır ziyareti ise, bu kaygıların yersiz olmadığını kanıtladı. Barzani, Erdoğan’a Türkiye’deki Kürtleri, hatta BDP’yi bölüp parçalama ve daha rahat yönetebilme şansı sunuyordu.

Kürt burjuvalarını temsil eden dernek ve odalar başta olmak üzere birçok Kürt kurumu, Barzani’nin ziyaretini büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını duyurdular. BDP içinden de farklı tutumlar ortaya çıktı. Leyla Zana, açıkça tavrını Barzani’den yana koydu ve ziyaret boyunca Barzani ile birlikte göründü. BDP tabanından gelen tepkilere rağmen BDP yönetimi, Barzani’nin protesto edilmesine izin vermedi. Hatta Barzani ile Erdoğan’ın Diyarbakır Belediyesi’ni ziyaretini olumlu karşıladılar. Sadece Belediye Başkanı Osman Baydemir değil, Ahmet Türk ve Sırrı Sakık’tan oluşan bir heyetle ağırladılar ve oldukça samimi pozlar verdiler.

Bu süreçte Barzani’ye yakınlığı ile bilinen “Kürt Demokrasi Platformu”nun Türkiye KDP’si olarak partileşme çalışmalarına hız verilmesi; başta Leyla Zana olmak üzere BDP içinde Barzani’ye yakın isimlerin bu partide yeralacağına dair haberlerin yayılması, BDP’yi parçalama girişiminin bir başka kanıtıydı.

Keza Erdoğan’ın Diyarbakır mitinginde, “bölgede tek parti iktidarının hüküm sürmesine izin vermeyeceğiz” demesi, BDP dışındaki Kürt partilerin önünü açmaya çalıştıklarını gösteriyordu. Hemen ardından Hizbullah’ın devamı olan İslamcı Kürtlerin partisi Hüda-Par’ın sesinin daha çok çıkması, bu mesajın sonucuydu.

Bu çabalar yeni değil kuşkusuz. Fakat Barzani’nin son dönemdeki tutumuyla, bunun zemini daha da güçlendi ve hız kazandı. Her ulusun gerçekte iki ulus olduğu (sömürenler-sömürülenler) Kürt ulusal hareketinin de giderek daha fazla sınıfsal ayrışmaya uğrayacağı bir kez daha görüldü.

 

Ziyaretin ekonomik yönü

Erdoğan-Barzani buluşmasının, BDP’yi parçalamak, “çözüm süreci”ni istediği biçimde götürmek, yerel seçimlerde Erdoğan’ın elini güçlendirmek, Suriye’de PYD’nin hakimiyetini kırmak gibi, birçok siyasal nedeni olmakla birlikte, önemli ekonomik yanları da bulunuyor.

Bilindiği gibi Türkiye’nin Almanya’dan sonra en fazla ihracat yaptığı yer, Güney Kürdistan. Türkiye, bölgeyi tam bir pazar alanı olarak görüyor. Oradaki yabancı şirketlerin yaklaşık yarısını Türkler oluşturuyor. Keza 50 binden fazla Türk vatandaşı, başta inşaat olmak üzere birçok sektörde çalışıyor, bölgede ticaret ve inşaatta yüzde 70 oranında Türklerin hakimiyeti var. Türkiye’nin Güney ile ekonomik ilişkileri yıllık 20 milyar dolar civarında olup, bu miktar her yıl artarak devam ediyor.

Diğer yandan Güney Kürdistan’ın petrol ve doğalgaz kaynakları büyük önem taşıyor. Enerji kaynakları açısından Rusya’ya yaklaşık yüzde 60 civarında bağımlı olan Türkiye, bunu azaltmak için, Güney Kürdistan’ın kaynaklarına ihtiyaç duyuyor.  Geçtiğimiz aylarda bölgedeki enerji kaynaklarının aranması, çıkarılması, dağıtım ve taşımasının yapılması için kapsamlı bir anlaşmaya imza atıldı. Bu anlaşma gereği, boru hatlarının kurulması ve bölgenin enerji kaynaklarının bu hat üzerinden taşınması da söz konusu.

Bu konudaki en büyük engel, Irak Anayasası. Anayasaya göre, ülkenin tüm enerji kaynaklarından elde edilecek gelir, merkezi hükümetle bölgesel hükümet arasında 83-17 oranına göre paylaşılacak. Güney Kürdistan Yönetimi, bu engeli aşmak için, Türkiye ile doğrudan anlaşmalar yapıyor. Fakat bu durum Irak’ı olduğu kadar ABD’yi de rahatsız ediyor. ABD tekelleri, bölgedeki tüm kaynakların aslan payını istiyor. Zaten ABD’nin Irak işgalinin en önemli nedenlerinden biri, bu kaynaklara sahip olmak değil miydi? İşbirlikçilerini, kırıntılarla yetinmesi, daha fazlasına yeltenmemesi konusunda uyarıyor.

Türkiye-Güney Kürdistan arasındaki ekonomik ilişki, elbette tek taraflı değil. Güneyli Kürt burjuvaları kişisel yatırımlarının önemli bir kısmını Türkiye’ye yapmış durumdalar. Özellikle Barzani ailesinden birçok kişi, AKP’ye yakın burjuvalarla ticari ortaklıklar kurdular. Ayrıca Güney’in petrol ve doğalgazını Avrupa’ya pazarlamak, en rahat Türkiye üzerinden yapılabiliyor.

Karşılıklı çıkara dayanan bu ilişkiler, Türkiye’deki Kürt burjuvaların da iştahını kabartıyor. Barzani’nin Diyarbakır ziyaretine en çok onların sevinmesi boşuna değil. Diyarbakır Girişimci İşadamları Derneği Başkanı Alaaddin Korkutata, görüşmeden önemli sonuçlar çıkacağına inandığını, yeni bir sınır kapısının açılması, Erbil’e Diyarbakır’dan direk uçuş gibi somut sonuçlar alınabileceğini söylüyor mesela. Diyarbakır Organize Sanayi İşadamları Derneği Başkanı Aziz Özkılıç da, görüşmeden Kuzey Irak’a yatırım ve turizm için gidenlerden pasaport istenmemesi ve kapılardaki bekleyişin azaltılması gibi beklentilerinin olduğunu vurguluyor. Özcesi bu ilişkilerin gelişmesi, en çok Türk ve Kürt burjuvalarını memnun ediyor.

 

İşbirliğinin geleceği

Barzani ve Erdoğan, iç ve dış koşullardaki çıkarlarının örtüşmesiyle ilişkilerini geliştiriyorlar ve geleceğe dair planlar yapıyorlar. Fakat bunların ne kadar tutacağı meçhuldür. Dahası birçok engel, daha şimdiden çıkmıştır.

Erdoğan, Barzani’yi davet ederek, tıkanma aşamasına gelen çözüm sürecinde PKK ve Abdullah Öcalan’a, seçeneksiz olmadıklarını göstermek istedi. Kürtlerin önemli bir kesimi tarafından “lider” olarak görülen Barzani ile kolkola girerek, 37 yıldır sürgünde olan Şıvan’ı getirterek ve İbrahim Tatlıses’le birlikte Kürtçe türküler söyleterek, Kürt halkının gönlünü fethetmeye çalıştı. Mitingteki konuşmasında, “gözleri dolarak” Ahmet Kaya’dan sözetmesi, “dağdakiler inecek, cezaevleri boşalacak” gibi vaatlerde bulunması, Kürt halkında yeniden umut ve beklenti yaratmak içindi.

Yerel seçim öncesi, gerek bu yöndeki çabaları, gerekse BDP’yi parçalama girişimleri ile oylarını arttırmak istediği açıktır. Fakat bu konuda ne kadar başarılı olacağı şüphelidir. Yıllardır süren mücadele deneyimleri ile, bütün bu planları boşa çıkartacak olan ise, Kürt halkıdır.

Diğer yandan, tüm düşmanlarıyla kavgalı durumda olan Türkiye, hem siyasal, hem ekonomik olarak Güney Kürdistan’a sarılmış durumda. Ancak hem bölge devletleri, hem de emperyalist güçler, bu yakınlaşmadan rahatsızlar. Irak merkezi hükümeti, Kürt yönetiminin bölgedeki petrollerin Türkiye üzerinden pazarlanması için yaptığı anlaşmayı “yok hükmünde” saydığını duyudu. ABD, Irak’ı tümden kaybetmemek için, bu konuda Irak Hükümeti ile birlikte hareket etti. İran ve Rusya, Suriye’de ABD’nin çıkarlarını darbelemek için PYD ile ilişkileri geliştiriyor. Rusya, BM’nin Cenevre toplantısına PYD’nin katılmasını istedi.

Bütün bu gelişmeler, Türkiye ve Güney Kürdistan Yönetimi’ni zor durumda bırakıyor, kendi aralarında yaptıkları planları altüst ediyor. İşin bir diğer yanı da, Türkiye’de AKP’nin, Güney’de KDP’nin ülke içindeki kitle desteğinin zayıflamasıdır. Son seçimleri KDP yine kazandı, fakat Goran Hareketi oylarını arttırdı. Goran ve KYB, Suriye politikasında KDP’den farklı bir tutum alıyor. PYD ile daha yakın ilişkiler geliştiriyorlar. Türkiye’de de AKP’nin dış politikası, kitlelerin büyük tepkisini topluyor. Diğer düzen partileri bile, AKP’yi en çok bu noktadan eleştiriyorlar.

Bütün bunlar, iki yönetim arasındaki birlikteliğin, konjonktürel ve geçici olduğunu; birçok sorunu barındırdığını ve geleceğinin parlak olmadığını gösteriyor. Özellikle de Suriye’deki ve Türkiye’deki gelişmeler, bu birlikteliğin sürüp sürmeyeceğinde belirleyici olacak.

Bunlara da bakabilirsiniz

Eti Krom işçileri direniyor

Elazığ-Alacakaya’da bulunan Eti Krom Yıldırımlar AŞ’ye ait maden ocaklarında çalışan işçiler, düşük ücretler ve ağır …

Hatay’da Evvel Temmuz Festivali başladı

Antakya-Samandağ’da Evvel Temmuz Festivali başladı. 11-14 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen festivalde PDD olarak stan açtık. …

İEB’den NATO zirvesine karşı eylem

NATO’nun 75. yılı için ABD’de toplanan zirveyi protesto etmek amacıyla İşçi Emekçi Birliği İstanbul Dolmabahçe …