Sendikal üyelikte “e-devlet” kime kolaylık sağladı?

barajsiz-sendika

Sendikaların üyelik işlemleri 7 Kasım 2013 tarihinden itibaren e-devlet sistemi üzerinden yapılmaya başlandı. Artık  sendikalara üyelik ve üyelikten çekilme işlemleri, PTT’den alınan e-devlet şifresi ile gerçekleşiyor.

Uygulamaya geçmeden önce birçok açıdan tartışılan e-devlet sistemi, pratikte yaşanan deneyimlerle tartışılmaya devam edecek gözüküyor. Örneğin yürürlülüğe girdiği 7 Kasım tarihinden itibaren sendikaların üye patlaması yaşadığına dair birçok habere rastladık. Ancak e-devlet şifresiyle üye olan işçileri incelediğimizde, ortaya çok farklı sonuçlar çıkabiliyor.

Sisteminin uygulanmaya başlamasıyla artan üyeliklerin büyük bir kısmı, zaten sendikaların örgütlü oldukları işyerlerlerinden. Bunun sebebi, e-devlet sistemine geçişle birlikte, farklı nedenlerden dolayı Bakanlıkta gözükmeyen işçilerin varlığı. Bu işçiler sendikalar tarafından farkediliyor ve yeniden sendikaya üye ediliyor. Dolayısıyla üyeliklerde büyük bir artış yaşandığı söylenmesine rağmen, yeni işçilerin büyük bir kısmı, kendi sendikalarına yeniden üye olan işçiler.

Bunun dışında göz önünde bulundurulması gereken bir diğer konu ise, sendikal üyeliğin sadece yasa ve uygulama değişiklikleriyle alakalı olmaması. Dönemin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal etmenler de bir o kadar önem teşkil ediyor. Örneğin son zamanlarda işçilerin hak kayıplarında yaşanan artış ve üzerlerindeki ekonomik baskı sendikal örgütlülüğü tetiklemiş olabilir. Bunun yanında Haziran’la beraber artan halk hareketleri de cabası. Dolayısıyla 7 Kasım’dan itibaren yükselişe geçen sendika üyeliklerini sadece e-devlet çerçevesinde değerlendirmek doğru olmayacaktır.

Bunların dışında yeni sistem kime nasıl bir kolaylık sağlıyor diye bakmak gerekiyor. Artık e-devlet üzerinden yapılacak üyelik işlemleri ile noter şartı kalktı. Sendikal üyelikte noter şartı, 12 Eylül sonrası sendikal örgütlülüğü mümkün olduğunca baskılamak adına getirilmiş bir uygulama. Ancak tek başına noter şartını kaldırmak asla sendikalaşma önündeki engelleri yıkmaya yetmez. Noter şartının kalkmasıyla birlikte sendikalara üyeliklerin daha kolay hale gelmesi kabul edilmekle birlikte, tek taraflı düşünmek bizi yanılgıya götürür. Üyeliğin kolay olması üyelikten istifanın da aynı şekilde kolay olması demektir.

 

E-devlet’le, patron denetimi arttı

Asıl üzerinde durulması gereken konu, e-devlet üzerinden üyeliğin işçilerin görünürlüğünü daha fazla arttırdığı gerçeğidir. Görünürlüğün artması kontrol mekanizmasının da daha kolay işlemesine neden olacaktır. Nitekim e-devlet sisteminin uygulamaya geçilmesinden itibaren kısa süre içerisinde birçok yerde patron baskısı ve kontrolü vakası yaşandı. Örneğin sendika seçiminin işçinin iradesi dışında yapılması bunlardan biri. İşe girerken işçiden e-devlet şifresinin istenmesi ya da bilgisayar başından sendikaya üye olup olmadığının kontrol edilmesi bir diğeri.

Bunun dışında patron veya vekillerinin PTT’den işçiler adına e-devlet şifrelerini alması ve işçileri istedikleri sendikaya üye yapmaları da yaşanan sıkıntıların başında geliyor. Nitekim bunun örrneği Yatsan Fabrikası’ndaki işçilerin zorla Türk-İş’e bağlı Teksif’e üye yapılmasıyla görüldü. Patronun işçileri Hak-İş’e bağlı Öz İplik-İş’e üye yapmaya çalışması, işçiler arasında tepkilere neden olmuş, bunun üzerine işçiler DİSK’e bağlı Tekstil Sendikası’yla iletişime geçmişlerdi. Bunu öğrenen işveren ise, farklı bir planı uygulamaya koydu. İlk önce Tekstil Sendikası, Türk-İş’e bağlı Teksif  Sendikası, Öz İplik-İş Sendikası ve işveren vekilleriyle bir toplantı yapılmış ve referanduma karar verilmişti. Ancak referandum, patronun tek taraflı vazgeçmesiyle iptal oldu. İşçiler patron tarafından Teksif Sendikasına yönlendirildi. Bunun üzerine patron ve vekilleri, PTT’den işçiler adına e-devlet şifrelerini aldı ve onların Teksif’e üyelik başvurularını yaptı. İşçilerin şifrelerini istemeleri durumunda da, geçersiz şifre verildi ve Teksif Sendikasından istifa etmeleri engellendi. Bu yaşanan örrneklerden sadece bir tanesi.

Başka bir örnek de  Bursa’da büyük otomotiv tekelleri için üretim yapan Laspar adlı bir fabrikada yaşandı. İlk örgütlenme faaliyetlerini Petrol-İş Sendikası’nın başlattığı fabrikada, işkolu tespiti yapılmış ve Petrol-İş’in örgütlü olduğu işkolunda bulunduğu tespit edilmişti. İlk üyeliklerin kabul edilmeye başlandığı dönemde, hala aynı işkolunda görünüyordu. Ancak durumu öğrenen patron, çok kısa sürede Türk Metal Sendikası’yla iletişime geçti. Muhtemelen Bakanlıkta yer alan işbirlikçileri sayesinde işkolu değişikliğini de gerçekleştirerek, işçileri Türk Metal Sendikasına üye yapmaya başladı. İlk önce işçilere “sizi sendikalı yapacağız” denilerek servislere bindirilip PTT’ye götürdüler. Burada şifrelerini alan işçilerden daha sonra şifrelerini vardiya amirlerine vermeleri istendi. İşçiler aynı gün içerisinde Türk Metal’e üye yapıldı. Tekrar sisteme girmeye çalışan işçiler, postaneden alındıktan sonra şifrelerin değiştirildiği öğrendi. Kontrol mekanizmasının bu kadar güçlenmiş olması, işkolunda bu kadar çabuk değişikliğe gidilebilmesiyle birleşince, ortaya böyle bir tablo çıkıyor. Türk Metal Sendikasının Bakanlıkla nasıl bir ilişki içinde olduğu ise, ayrı bir soru işaretidir, fakat şaşırtıcı da değildir.

 

Sendika haktır, örgütlenme önündeki

engeller kaldırılmalıdır

Yeni yeni oturmaya başlayan e-devlet sisteminin ne getirip ne götürdüğü  pratik hayatta yaşanan örneklerle elbette daha iyi anlaşılacaktır. Ancak kısa bir zaman olmasına rağmen, e-devlet sisteminin sendikal üyelikte yarattığı skandallar ortaya çıkmaya başladı bile. İşçilerin örgütlenmesi önündeki engeller kaldırılmadığı sürece, noterin kaldırılması bir anlam ifade etmiyor. Üstüne üstük e-devlet uygulamasının hayata geçmesiyle, işçiler üzerinde yarattığı problemler de artmış durumda. Noterin kalkması belki sendikaların ve Bakanlığın yükünü hafifletti, ancak işçiler üzerinde kolaylıktan öte yeni zorlukların çıkmasına neden oldu.

Türkiye’de işçilerin büyük bir kısmı, e-devlet üzerinden kendini sendikaya üye yapacak kadar bile, bilgisayar bilgisine sahip değil. Üyeliklerin zaten seçilen öncü işçiler aracılığıyla yapılması bu konunun önemini azaltmaz. Aksine e-devlet uygulamasıyla ve seçilen temsilciler aracılığıyla üye olan işçilerin sürece hakim olması ve yabancılaşmaması için verilecek eğitimler çok önemli. Sendikal örgütlülük mekanik bir hal almamalı, işçi ve sendika arasındaki ilişki sadece bilgisayar üstünden kurulmamalı.

Şu da bir gerçek ki, devlet ve işveren kontrolü, ister noter uygulaması olsun, ister e-devlet uygulaması, her şekilde işliyor. Kapitalist devlet, sendikaların ortaya çıkmasıyla beraber, işçi hareketlerini ve örgütlenme çabasını kendi çizdiği çerçeve içine sokmaya çalıştı. Bunu gerek çıkardığı yasalarla, gerekse kendi elleriyle kurduğu sendikalarla gerçekleştirdi. Amacı, her zaman işçi hareketlerini sınırlandırmak ve kontrol altına almaktı. Son çıkan sendika yasası ya da önceki yasalar hepsi bu amaca hizmet etti.

Sendikalardaki işçi sayısındaki artış, Toplu Sözleşme kapsamındaki işçi sayısındaki artışla dengelenmiyorsa, bu bir sorundur. İşyeri ve işkolu barajları kalkmıyorsa, bu örgütlenme önünde en büyük engeldir. İşçiler grev haklarını sonuna kadar kullanamıyor, kendi iradeleriyle istedikleri sendikaya üye olamıyorsa, en önemlisi işçilerin nasıl mücadele edeceğinin sınırları yasalarla çiziliyorsa, işte örgütlülük önündeki asıl büyük engeller bunlardır.

Ne yazık ki, bugün sendikaların büyük bir bölümü, işçi sınıfının mücadele aracı olmaktan çıkmış durumda. Sendikalar büyük oranda sınıf mücadelesinden uzaklaştırılarak, sadece üyeleri adına ücret pazarlığı yapan içi boş yapılara dönüştü. Bunun altında yatan nedenler ve yasaların getirdiği sınırlılıklar ayrı bir konu. Bununla birlikte kolaylık gibi sunulan e-devlet gibi uygulamalar, ne örgütlenme önündeki engelleri kaldırmaya yeter, ne de devletin kendi elleriyle böyle bir güzellik yapacağı beklenir.

Üstüne üstük e-devlet üzerinden üyelikler işçilerin hem devlet için hem sermaye için daha çok görünür olmasını sağlıyor. İçinde bulunduğumuz “teknoloji çağı” önümüze kaçınılmaz olarak yeni kontrol mekanizmaları çıkarıyor. Bu durum, bizim de sınıfsal bakış açısıyla yeni mücadele yöntemleri geliştirmemizi gerektiriyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …