Direnen her yürek Kobane için atıyor; Suruç izlenimleri

kobane-nene

AX KOBANÉ

Kobane iroğemkine / Dişeviti laşbrğune / Hésrén çavan diberine / Ax Kobané

Civané we çekrokirin / Rext ü bemba érişkirin / Gülle bisingé wan werkırın / Ax Kobané

 

Nazdara adlı Rojavalı çocuğun dilinden “Ah Kobane” ağıtı dökülüyordu. “Kobane bugün acılıdır/ Yanıyor beden kan revan içinde/ Gözlerden ateş yağıyor/ Ah Kobane” diyordu küçücük yüreği… “Gençleri silahlandırdılar/ Silah ve bombalarla saldırdılar/ Mermilere göğüs gerdiler/ Ah Kobane” derken de yüreği kocaman olmuştu ama. Kobane için bir yandan derin bir bir ah çekerken, bir yandan da gençlerin savaşma azmini gururla dile getiriyordu bu küçücük/büsbüyük olmuş yürek… 

 

Hiçbiri kaçıp geldiği bu topraklara ait hissetmiyordu kendini. Gözleri ve beyniyle kilitlenmişti Kobane haberlerine. Sanki her an YPG’nin IŞİD’i geri püskürttüğü haberini duyacak ve hemen kalkıp kendi topraklarının yolunu tutacaktı.

Eşlerini ve genç erkek ve kız çocuklarını savaşmak üzere kendi topraklarında bırakıp, küçük çocuk ve bebekleriyle gelen annelerin gözleri daha fazla kilitliydi Rojava haberlerine. Erkek kardeşi kendisini ve çocuklarını getirdikten sonra tekrar Kobané’ye dönen ve halasının oğlunu da şehit vermiş bir kadın; “bir gün Kobané kurtulursa, gelin benim misafirim olun” diyordu. Başka bir adam, cami avlusunda çarşaflardan çevrilmiş bir köşede ailesiyle yaşıyordu ve “yerleşemiyorum bir türlü, Kobané kurtulur ve biz yine topraklarımıza gideriz diye diken üzerinde bekliyorum” diyordu. İçlerinde hep gitme umudunu taşıyorlardı ve her fırsatta sordukları soru “ne zaman gideceğiz” oluyordu… Duramayıp da, terk etmek zorunda kaldıkları topraklarına tekrar dönenler de olmuştu…

 

Savaş bütün dehşetiyle sürüyor… Havan topları peş peşe patlıyor, sesler sadece sınırdan değil, Suruç’un evlerinden bile duyuluyor. Suruç’a girer girmez savaşın yarattığı tahribatlar, savaşın bir kıyım makinesi gibi işlediği hemen fark ediliyor zaten.kobaneli-saldiri

Bir anda sınırın ötesinden kırk beş bine yakın Kobanéli giriyor Suruç’a. Bu, neredeyse bir Suruç daha ediyor. Sokakları insandan geçilmiyor. Dükkânlar, depolar, camiler, fabrikalar, parklar, okul bahçeleri, her aralık, her boşluk, özellikle çocuk, kadın, yaşlılarla ve çocuk gençlerle dolu…

Evine misafir eden Suruçlular, tarlalarda çalışmaya giden tarım işçilerinin anahtarını bıraktığı evler var; belediye ve kültür merkezinde kalanlar bunların dışında. Zaten zor koşullarda yaşayan ve çoğu tarım işçisi olan ve yoksullukla pençeleşen Suruçlu ailelerin hemen hepsi evine alsa dahi sığdıramaz. Dolayısıyla buna devletin çözüm bulması gerekiyordu. Fakat devlet, IŞİD gibi çeteleri besleyip barındırırken, Kürt halkının önüne askerini ve tanklarını dikerek saatlerce sınırda bekletti. Halk, iki ateş arasında sıkışıp kaldı, bu sırada bir kadın mayın patlaması sonucu öldü. Sınırlar bir gün boyunca kapalı tutuldu. Ta ki, sınırın her iki yakasından da halk askerlerin üzerine yürüyene kadar… Dünya kamuoyunda çetelere verdiği destekle teşhir olan Türkiye, sınıra yığılan Kürt halkını daha fazla orada tutamayacağını anlayıncaya kadar…

Sınırları açmak zorunda kaldı ama, ne onları barındıracak bir mekan, ne de besleyecek bir sistem kurdu. Aksine yardım götüren kuruluşların bile önünü kesti, engel olmaya çalıştı. Aç ve açıkta kalan bu insanlar, buldukları her köşeye serdikleri bir çul üzerinde yaşam kavgası veriyorlar. Öbek öbek  oturanlar, elinde ihtiyaç duyduğu bir eşya ile yürüyenler, su bidonları ile geçen ayağı çıplak çocuklar, her yer insan kaynıyor.

Sınır kapısının olduğu Kobané sınırına yakın bir parkın içinde devletin kurduğu sınırlı sayıda çadırlar da var. Burada AFAD görevlileri bulunuyor. Kapıda askerler bekliyor. Ama buraya yerleşen çok az sayıda Kobanéli var. Suruç Belediyesi Yardım Komisyonu, burada yerleşen az sayıda Kobanéli’ye de yardım paketi getiriyor. Ama savaştan kaçan Kobanéliler, devletin kurduğu çadırlarda yaşamak istemiyor. Güvenleri yok…

 

Yeni bir yerde çaresizlik içinde kalan ve yaşadıkları karşısında nasıl davranacağını, ne düşüneceğini bilemez hale gelenlere, Urfa veya diğer şehirlerden gelen elçiler, günlük beş lira karşılığında tarlada iş vaat ediyor ve bu vaat çoğu sığınmacı tarafından kabul ediliyor. Özellikle kadın ve çocuklar ucuz işgücü olarak kullanılıyorlar. Ama kullanılmaları bununla sınırlı kalmıyor ve fuhuş sektörünün eline düşüyorlar. Diğer illere yirmi lira karşılığında satışa çıkarılmak üzere götürülen kadınlar ve çocuklar var.suriyeli-sinirimiza-dayandi

Bütün bunları önlemeye çalışan ve on beş yıldır BDP’nin kazandığı Suruç Belediyesi, gücü yettiği oranda olanaklar yaratmaya çalışıyor. Mahalle Komiteleri kuruyor ve çok sayıda insan görevlendiriyor.  Gelen yardımların dağıtım işi bile başlı başına zor bir görev olarak çıkıyor karşılarına.

Her köşeden TIR’lar, kamyonlar dolusu yardımlar geliyor Suruç’a. Suruç Belediye Garajı toplama merkezi olarak tahsis ediliyor. Gelen ve gidecek olan eşyaların tasnif edilmesiyle ilgilenen bir komisyon görev alıyor burada. Gidecek olan ihtiyaç listelerine göre, eşya gönderiyor komisyon. İlaç, gıda, yatak vs. ile ilgilenen ve hepsini kayıt altına alan komisyon görevlileri, Suruç’ta evlerinde misafir kabul edenlerin, misafir Kobanélileri de dâhil kimin neye ihtiyacı olduğunu tespit etmeye çalışanlar, yoğun bir faaliyet içine giriyorlar. Bunlar bazen sınırda nöbet tutanlarla görev değişimi yapıyorlar.

Kapısında “Şaredarıya Pırsusé Navenda Çand u huneréya Amara” yazan Amara Kültür Merkezi’nin büyük bahçesi ve binasının tüm odaları Suriyeli Kürtler ve Ezidilerle dolu.  IŞİD’in Kobané’nin köylerine saldırısından sonra Türkiye’nin sınırı açmasıyla Suruç’a gelenler bunlar. Özellikle de çocuklu kadınların ve yaşlıların kaldığı bir yer olmuş Kültür Merkezi…

Kültür Merkezi’nin en üst katı hastane ve eczane haline getirilmiş. Ve burada her ilden gelen gönüllü doktor, hemşire ve sağlık görevlileri çalışıyor. Adeta küçük bir poliklinik haline getirilmiş. Çok ağır olmayan hastalar burada tedavi görüyor. Tedavi görecekler için bir oda ve ayrıca hamile kadınlar için bir ultrason odası bulunuyor. Durumu daha ciddi olan hastalar, ambulans aracılığıyla hastanelere gönderiliyor.  Bahçede büyük ekranlı bir TV de var ve çoğu insan TV başında haberleri dinliyor. Ayrıca bir ses düzeni ve kürsü oluşturulmuş, burada türküler söylüyorlar. Özellikle YPG marşları dinleniyor. Sloganlar atılıyor.

 

Biz bu arada Suruç’un Kobané’ye sınır olan köyü Dewşen’e doğru yol alıyoruz. Karşıdan Kobané evleri görünmeye başlıyor. On gün kadar önce sınır açıldığında, bizim arabayla geçtiğimiz yolları binlerce insan yaya olarak doldurmuş. Poşulu genç kadın ve erkekler güvenlik kontrolü yapmak için yolu kesiyor ve kimlik yoklaması yapıyorlar. Karşıdan gelen taciz ateşine ve havan toplarına karşı dikkatli olmamızı söylüyorlar. Çok sayıda ambulans da bekliyor. Çeşitli kurumlardan oluşan bir koordinasyon kurulu oluşturulmuş ve kuruldan bir temsilci megafonla “sınıra yaklaşmama” uyarısı yapıyor.

Sınır boyunca uzanan Kobané köylerinden ise, havan topu ve otomatik silah sesleri gelmeye devam ediyor. Havan topunun düştüğü yerden büyük bir toz bulutu kalkıyor. Kobané’ye birkaç kilometre yakın köylerde, YPG gerilla ve savaşçıları IŞİD teröristlerine karşı büyük bir savaş veriyor.

Suruç’un sınır köylerinde de insan zinciri oluşturulmuş, nöbete durulmuş. Yürekler Kobané’yle birlikte atıyor. Gözler sınıra dikilmiş beklenirken bir yandan da savaş üzerine siyasi sohbetler yapılıyor. TV ekranları Obama’nın IŞİD hedeflerini havadan bombaladığını söylerken, herkes uçak görmediğini konuşuyor. “ABD boş yerleri bombalar bombalar ve IŞİD’in önünü açar” diyorlar.

Bazıları havan topunu atanların IŞİD değil, sınır karakolundaki Türk askerleri olduğunu söylüyor. “Türkiye” diyorlar, “IŞİD ile işbirliği halinde Kürt bölgesine girmeyi hesaplıyor, tampon bölge kuracak ve bir daha da çıkmayacak”. Aynı gün bu tarafa atılan ve arabaları parçalayıp, insanları yaralayan havan topu için, “IŞİD’in olduğu bölgeden gelmedi, sınır karakolundan geldi, havan topunu Türk askerleri attı” diye konuşuyorlar. Karakolun yaralı IŞİD’lileri ambulansla hastaneye taşınma işini örgütlediğini gözleriyle gördüklerini anlatıyorlar. Yaşlı erkek ve kadınlar da var sohbete katılanlar arasında, Kürt milletvekilleri de… Toplanma merkezlerinde duramayıp sınıra gelen Kobané’liler de katılıyor bu sohbetlere…    

 

Sıcağa, yağmura, toz bulutuna aldırmadan nöbet tutanlarla birlikteyiz. Nöbetleşe uyuyanlar da köydeki az sayıda evde yerde yatıyorlar. Her köşede kıvrılıp uyuyan gençler var. Ateşin etrafında sohbet edenler de… Bir yandan çalı-çırpı toplayıp ateşe atıyorlar, bir yandan ateşte çay yapmak için su, çaydanlık getiriyorlar…

Urfa-Suruç, savaşla yatıyor savaşla kalkıyor. Kürt halkı Ortadoğu topraklarının sınırlarının yeniden çizildiğini ve Kürt halkının kaderinin Rojava’da süren savaşla doğrudan ilişkili olduğunu konuşuyor ve var gücüyle bu savaşı engellemeye çalışıyor. Kobané’nin düşmemesi ise şu anda kilit önemde. Dolayısıyla kentlerde antiemperyalist mücadelenin örgütlenmesi aynı şekilde kilit bir önem arz ediyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …