Faşizme karşı Tek yumruk, Tek yürek!

35kapak

Bir kez daha “savaş tezkeresi” ile karşı karşıyayız. Hükümet, biri Irak, diğeri Suriye olmak üzere iki ayrı tezkereyi meclise getiriyor. Türk askerinin komşu ülkelere girmesinin yanı sıra, yabancı askerlerin Türkiye’den geçmesine de onay istiyor.

Bu, Türkiye’nin Ortadoğu’da süren savaşa resmen dahil olmasıdır. Bir başka ifade ile fiilen sürdürdüğü savaşa resmiyet kazandırmasıdır. Çünkü Türkiye, Suriye savaşı başladığı günden bu yana, yaklaşık 3 yıldır bu savaşın içindedir zaten. “Suriye muhalefeti” denilen ABD işbirlikçisi çeteleri besleyip barındıran, silahlandırıp eğiten, her tür desteği sunarak ülke topraklarını “cephe gerisi” yapan AKP hükümetidir. IŞİD çetesini halkların başına bela eden de yine bu hükümet olmuştur.

Bu katiller ordusunu ABD’nin kurdurduğu aşikardır. Fakat AKP hükümeti, mezhepçi dış politika ile IŞİD’in kısa sürede palazlanmasında ve Irak’ın parçalanmasında önemli bir rol oynadı. Irak’ın Sünni liderlerine ev sahipliği yaptı. Irak’ta Maliki hükümetinin yıkılması için Sünni gruplara her tür desteği verdi. IŞİD’in Musul’u bu kadar rahat ele geçirmesi, bu destek sayesinde oldu. Musul Valisi’nin, Türkiye’de “misafir” edilen Sünni lider Haşimi ile yakın ilişkide olduğu ve Musul’daki  60 bin kişilik Irak ordusunu dağıtarak IŞİD’e tek bir mermi sıkmadan Musul’u adeta “altın tepside” sunduğu bilinmektedir.

Benzer bir durum Türkiye’nin Musul Konsolosluğu için de geçerlidir. Konsolosluğu korumakla görevli “özel kuvvet”ler, tek bir kurşun atmadan IŞİD teröristlerine teslim oldular. Böyle bir emir almadan teslim olmaları mümkün değildi. Zaten konsolosun hükümet ile görüşerek bu kararı aldığı söyleniyordu. Dolayısıyla ortada IŞİD’le yapılan bir anlaşma, bir “danışıklı dövüş” sözkonusuydu.

ABD’nin IŞİD’i hedefe çakmasıyla birlikte, rehine krizi de çözüldü! Çünkü Türkiye’nin IŞİD’i “terörist örgüt” olarak görmemesine ve IŞİD’e karşı oluşan koalisyona mesafeli durmasına gerekçe olarak gösterdiği “49 rehine” kozu, ABD tarafından elinden alındı. Rehinelerin Erdoğan’ın Katar ziyaretinin hemen ardından bırakılması da bu durumu doğruluyor. IŞİD’i maddi olarak en fazla besleyen Katar, ABD’nin isteğiyle Türkiye’ye “alın artık rehinelerinizi” demiştir. Ayrıca Mısır’daki darbeden kaçıp gelen “Müslüman Kardeşler” liderlerini de sınır-dışı edeceğini duyurmuş, topu Türkiye’ye atmıştır. Böylece Türkiye, Ortadoğu’daki “tek dostu” Katar’dan da dirsek yedi. Müslüman Kardeşler liderlerini kabul edeceğini de duyurarak (ki zaten önemli kısmı Türkiye’deydi) radikal islamcıların cirit attığı bir ülke haline geldi. “Türkiye’nin Pakistanlaşması” denilen şey, adım adım yaşama geçirilerek, Türkiye daha fazla savaşın içine çekildi.

* * *

Şimdi Irak ve Suriye için “savaş tezkeresi”ni de eline alıp tam anlamıyla savaşa dahil olacaktır. “Uçuşa yasak bölge” “tampon bölge” talepleri ile asıl olarak Rojava’yı hedef aldığı çok açıktır. IŞİD’in uçakları olmadığına göre “uçuşa yasak” edilmesi istenen Suriye uçaklarıdır. Ki IŞİD’in Kobene’ye saldırısı üzerine Suriye uçakları IŞİD’i bombalamıştır. Keza “tampon bölge” olarak 30 km.lik yer istenmektedir ki, bu Rojava topraklarının işgali anlamına gelir. Yani Türkiye IŞİD’le savaşmak için değil, IŞİD’i korumak için bu savaşa girmektedir!

Türkiye’nin savaşa doğrudan katılması, Ortadoğu bataklığına boylu boyunca batması demektir. ABD’nin Afganistan ve Irak işgaliyle birlikte başlattığı yeni emperyalist savaşın Ortadoğu’yu nasıl bir kan gölüne çevirdiğini yıllardır görüyoruz. Ulusal-mezhepsel ayrımların kışkırtılarak halkları atomlarına kadar parçalayan emperyalistler, Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizmeye koyulmuştur. Türkiye halkları bu oyunun bir parçası haline gelmemelidir. Irak tezkeresini geçirmediği gibi, bu tezkereye karşı da mücadeleyi yükseltmeli, savaşı  durdurmalıdır.

Kürt halkı IŞİD çetesine karşı direniyor. Bir yandan Kobene’yi savunuyor, diğer yandan Suruç’ta IŞİD’e karşı nöbet tutuyor. Türk halkı, Kürt halkını bu haklı kavgasında yalnız bırakmamalıdır. Bunun şu andaki adımı, Türkiye’nin savaşa girmesini önlemektir. Türk ve Kürt halkları savaşa ve faşizme karşı birleşmeli, hem ülkeden hem de Ortadoğu’dan bu eli kanlı gerici çeteleri temizlemelidir.

* * *

Dinci gericilik saldırganlıkta sınır tanımıyor. AKP’nin dinci-mezhepçi politikaları, ülkemizi daha fazla karanlığa sokuyor. Bir yandan savaş hazırlığı yapılırken, bir yandan da 10 yaşındaki kız çocuklarına türban giydiriyor. İmam Hatip Liseleri’ni iki-üç kat arttırıyor ve yoksul çocuklarını bu okullara gitmeye zorluyor. Alevi çocuklarına zorla din dersi okutturmasını, fizikle, matematikle bir tutarak açıklamaya kalkıyor.

Bu gerici taarruz, “piyasa ekonomisi” ile özellleştirme-taşeronlaştırma ile elele gidiyor. Özel okullara teşvik verilerek eğitim özelleştiriliyor, ilaç paraları arttırılarak SGK’ya kaynak aktarılıyor. Çalıp çırparak, yandaş tekellere peşkeş çekerek boşalttıkları hazineyi, halkın cebinden daha fazla çalarak doldurmaya çalışıyorlar. Öyle ki, özelleştirecek yer kalmayınca, Milli Piyango, loto gibi şans oyunlarına el atıyorlar.

Ve tam da soğukların başladığı bugünlerde doğalgaza, elektriğe yüzde 9 gibi büyük bir oranda zam yapıyorlar. İşçi-memur ücretleri sözkonusu olduğunda kılı kırk yaran, “sıfır zam” dayatan, vermek zorunda kaldığı sınırlı zamları ise 6 aylık parçalara bölen hükümet, temel ihtiyaçlara zammı küt diye dayatıyor.

Bayram arifesinde halkın önüne savaş tezkeresi ve zamlar koyulmuş durumda. “Bize bayram kömür karası / bize bayram ölüm ağrısı” diyen ozanı bir kez daha haklı çıkararak…

Ama Sovyetler Birliği, Nazi ordularının işgali altında iken Stalin’in dediği gibi, “bizim sokaklarımıza da elbet birgün bayram gelecek!”

Ekim Devrimi’nin yıldönümüne yaklaştığımız şu günlerde, Rojava halkının direnişini ile umutlar yeniden yeşeriyor. Ortadoğu’ya bayram olacak günler için, bu emperyalist savaşı durdurmalı, halkların özgürce yaşadığı savaşsız sömürüsüz bir dünya için kenetlenmeliyiz!

Yenilmeyecek ordu, fethedilmeyecek kale yoktur! Yeter ki, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı tek yumruk, tek yürek olalım!

 

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …