‘Orta vadeli program’ın hedefi: Kirala, çalıştır, işten at!

dsb

AKP hükümeti, 2015-2017 yıllarını kapsayan ‘orta vadeli program’ı (OVP) açıkladı. Resmi gazetede yayınlanan OVP ile AKP hükümeti, yaygın özelleştirmeyi hedeflediklerini ortaya koydu.

Hükümet bir süredir ‘yeni Türkiye’ söylemini dilinden düşürmüyor. OVP’yi açıklarken de onu “Yeni Türkiye’nin yapısal reformu” olarak duyurdu. Bu ‘yapısal reform’ içinde, çalışma hayatına dönük saldırılar da bulunuyor. Kıdem tazminatının fona devri, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi, kiralık işçilik, taşeron sisteminin korunması gibi bir süredir gündemde tuttuğu fakat yükselen tepkilerle geri çektiği saldırıları yeniden gündeme getirdi.

Bütün bunlar, ekonomik darboğazdan çıkmanın ve tekelci burjuvazinin çıkarlarına dönük olarak ekonomiyi dizayn etmenin adımlarıdır. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, Ekim ayı ortalarında katıldığı ekonomi konferansında, OVP’nin G-20 toplantısında verilen taahhütler üzerinden şekilendiğini söyledi. Bu, ‘yapısal refomlar’ın kimin için yapıldığının itirafıdır. G-20 toplantıları G-7 toplantılarında alınan kararların geri kalan 13’e dikte edilmesidir. Demek ki, aslan payını emperyalist tekeller kaparken, kalanı da işbirlikçi tekeller paylaşacaktır.

 

Planlanan dizginsiz sömürüdür

İşçi ve emekçilere dönük saldırının adı her zamanki gibi ‘istihdam’ olarak sunuldu. Burjuvazinin klasik söylemi ve uygulamasıdır ‘istihdam alanları açmak’! İş başına gelen hükümetler, ne zaman işçi emekçilere dönük bir saldırı yapsalar, adı hep ‘istihdam politikası’ oldu.

Bu tür demagojiler, sadece çalışma hayatına dönük saldırılarda yapılmıyor. Hak ve özgürlüklere dönük bütün saldırılar, ‘demokrasi getiriyoruz”, “özgürlük alanları genişliyor”, “ileri demokrasi” kılıfları altında yapılmıyor mu? Son saldırının adı bile ‘yapısal reform’dur! Hatta kimi yerde ‘reform’ bile az gelmekte, ‘devrim’ olarak nitelendirilmektedir. Kitlelerde olumlu çağrışımlar uyandıran bütün kavramlar kullanılmakta, baldıran zehri bile, şekere bulanarak sunulmaktadır. Yıllar yılı IMF reçeteleri “acı ilaç” olarak sunulmadı mı? Emperyalistler, Ortadoğu’daki ülkeleri ‘demokrasi götürüyoruz’ diyerek işgal etmedi mi? Bugün de OVP ile yapılan aynı şeydir. Sözde ‘istidamı artırmak’ için hazırlanmıştır. Oysa amaçlanan dizginsiz bir sömürüdür.

OVP’nin ana hedeflerinden biri olarak, ‘rekabetçi bir işgücü piyasası oluşturmak’ belirtiliyor. Nedir bu ‘rekabetçi işgücü piyasası’? İşgücü piyasasında kim kimle rekabet edecek? Elbette işçilerin birbiriyle rekabete sokulmasından bahsediliyor. İşçi ve emekçiler birbiriyle rekabet etsin ki, patronlara çok çok paralar kazandırsınlar!

Programın 239. maddesinde “özel istihdam büroları yaygınlaştırılacak ve faliyet alanları geçici iş ilişkilerini de kapsıyacak şekilde genişletilecektir” deniyor. “Geçici iş ilişkisi” kiralık işçi demek! Özel istihdam büroları zaten yaygın bir şekilde faaliyet yürütüyorlar. Bunlara kiralık işçi yetkisi verilecek. Aslında ‘verilecek’ kelimesi fazla kaçıyor, ‘yasal statüye büründürülecek’ demek daha doğru olur. Çünkü kiralık işçi, fiilen uygulanıyor zaten. Bunlar yasal statüye kavuşturularak burjuvaziye dizginsiz işgücü sömürü alanı açılmak isteniyor. Bunu taşeron siteminin korunması, kıdem tazminatının fona devri ile birlikte düşündüğümüzde, baskı ve sömürünün kapsamı daha net görülecektir.

Programın 240. paragrafında “alt işverenlik uygulaması işçi haklarını ve ekonominin rekabet gücünü dikkate alacak şekilde gözden geçirilecektir” deniyor. Ekonominin rekabet gücü ile işçi hakları nasıl yan yana olur? Elbette esas olan ‘ekonominin rekabet gücü’dür! ‘Ekonominin rekabet gücü’ de ancak işçiler daha ağır ve uzun saatler çalıştırılarak, varolan hakları tırpanlanarak sağlanır.

Bu hükümetin bakanları, daha geçen ay Mecidiyeköy Torunlar İnşaat’ta yaşanan iş cinayetinin ardından ‘taşeron sistemini düzenleyeceğiz’ demedi mi? Keza Soma madencilerin katliamında da aynı şeyleri söylememişler miydi? OVP’de de görüldüğü gibi ‘taşeron sistemini düzenleyeceğiz’ sözü, gelen tepkileri, eylemleri durdurmak için yalan demagojiden başka bir şey değildir. Kapitalist sistem vahşi sömürüsünü bu dönem taşeron sitemi üzerinden yapmaktadır. Dolayısıyla işçi ve emekçilerin güçlü eylemleri gelmedikçe, bu sistemi kaldırmazlar, aksine daha etkin bir şekilde uygulamak için düzenlemeler yaparlar. OVP ile de yapmak istedikleri budur.

Burjuvazi kıdem tazminatının gaspından bir türlü vazgeçmiyor. Her gündeme getirdiklerinde, yükselen tepkilerden çekindikleri için de, tamamen kaldırmak yerine, parça parça ara formüllerle gaspetmeyi hedefliyorlar. AKP hükümetinin bulduğu ara formül, bireysel hesaba dayalı bir fon oluşturulmasıdır. OVP ile bu formülü yeniden gündeme getirdiler. Fonun oluşturulması, patronların kıdem yükünden kurtulması demektir. Kıdem yükünden kurtulan patronlar işçileri istedikleri zaman işten atacaklardır.

 

Zengin daha zengin, yoksul daha yoksul…

Özcesi OVP, sermayenin istekleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Sermaye yıllardır bu talepleri dile getiriyor ve yasal düzenlemeler yapılmasını istiyor. Bunlar büyük oranda zaten fiilen uygulanmaktadır. Yasallaşması durumunda saldırılar daha artacaktır. Önümüzdeki iki yıl içinde kiralık işçiler, taşeron siteminin yaygınlaşması, kıdem tazminatının bireysel fona devredilmesi hedeflenmektedir. Böylece burjuvazi daha çok kazanacak, işçi ve emekçiler ise daha çok yoksullaşacaktır. Hal böyleyken OVP’de “gelir dağılımını iyileştirmeye yönelik izlenen politikalara devam edileceği” belirtiliyor. Sanki gelir dağılımını iyileştirmeye dönük politikalar izliyorlarmış gibi!..

OVP’nin açıklanmasından kısa bir süre sonra Credit Suisse Araştırma Ensititüsü “Küresel zenginlik/refah raporu”nu açıkladı. Rapora göre, küresel gelir ve servet adaletsizliği giderek artıyor. Dünyanın en zengin yüzde 1’i, dünyanın toplam servetinin yüzde 48’ine sahip. Türkiye, servet eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında geliyor. Türkiye’nin en zengin yüzde 10’u, toplam servetin yüzde 78’ine sahip. Geriye kalan yüzde 90 ise yüzde 22’sini bölüşüyor. Türkiye’de 2000 yılında en zengin yüzde 10, servetin yüzde 67’sine sahipti. 2007’de bu oran, yüzde 70’e, 2014’te ise yüzde 78’e yükselmiş durumda. Son 14 yılda en zengin yüzde 10’un serveti, yüzde 16. 5 oranında artış göstermiş.

Keza devletin kendi kurumu olan TÜİK’in Ekim ayı başında açıkladığı 2013 yılı gelir dağılımı sonuçları, Türkiye’nin Avrupa ülkeleri arasında “en adaletsiz ülke” olduğunu gösteriyor. Gelir dağılımı eşitsizliğinde Avrupa birincisi. Kısacası kendi kurumları bile gelir uçurumunu saklayamaz hale gelmişken, utanmazca “programda gelir adaletsizliğini iyileştime politikalarını izleyeceğiz” demeleri, lafı-güzaftır.

 

Saldırının büyüklüğü direnişin de

büyümesini gerektiriyor

AKP hükümeti işbaşına geldiği günden bu yana sermayenin istekleri doğrultusunda birçok yasal düzenlemeler yaptı. Şimdi onlara birini daha ekliyor. Ama nice yasal düzenleme programlarını da, işçi ve emekçilerin eylemleri sonucu geri çekmek zorunda kaldı.

Örneğin “kıdem tazminatının fona devri” yıllar öncesinin projesidir. Her geldiğinde tepkilerden dolayı geri çekmek zorunda kalmışlardır. Şimdi yeniden ısıtılmaktadır. Fakat bu düzenlemenin yapılması da onlar için kolay olmayacaktır. İşçi ve emekçiler bir kez daha bu en temel haklarına yönelik saldırılara karşı tepkilerini ortaya koyacaktır.

Bu saldırı paketini kolay kolay yaşama geçiremeyeceğini bilen AKP hükümeti, bir yandan da polisin ve yargının yetkilerini artıran düzenlemeler yapmaya çalışıyor.

Ama ne OVP saldırıları, ne polise ve yargıya tanınacak yeni yetkiler, işçi ve emekçilerin artan eylemlerini durduramayacak! Saldırının büyüklüğüne ve şiddetine bağlı olarak, işçi ve emekçilerin de eylemlerini büyütmesi ve sınıfın şiddetini göstermesi gerekecek! Her zaman olduğu gibi, yapılan planların yaşama geçip geçmemesini, sınıf mücadelesinin seyri belirleyecek!

Bunlara da bakabilirsiniz

Antakya’da Ali İsmail Korkmaz anması

Gezi direnişi sırasında yitirdiğimiz Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 11. yılında anıldı. İlk anma mezarı başında …

Öğretmenler ÖMK’ya karşı eylemde

Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) teklifinin Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanması üzerine, eğitim sendikaları eylem yaptılar. …

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri sermayenin saldırı programını protesto etti

Çok sayıda sendika, dernek, dergi ve partiyi içeren kurumlardan oluşan Adana Emek ve Demokrasi Güçleri, …