İşkence insanlık suçudur!

iskencede-direnme

Amerikan İstihbarat Örgütü CIA’nin dosyasının açılması ile birlikte, işkence gerçeği bir kez daha su yüzüne çıktı. Kaldı ki, açıklanan rapor, yaklaşık 6 bin sayfanın sadece 500 sayfası. Ve sadece 11 Eylül sonrası yapılanları kapsıyor. Yani hem kapsadığı zaman itibarıyla, hem de yapılanların dökümü açısından son derece sınırlı. Buzdağının görünen çok küçük bir parçası. Buna rağmen ortaya dökülenler, insanları dehşete düşürmeye yetiyor.

Bunların birçoğunu daha önceden duymuş, öğrenmiş olmak, hatta bizzat yaşamış olmak bile, yapılanlar karşısında irkilmeyi, büyük bir tiksinti ve öfke duymayı ortadan kaldırmıyor. İşkenceye alışmak, kanıksamak mümkün değil çünkü.

CIA’nin raporunun ardından CIA Başkanı’nın işkenceyi savunan açıklamaları, ABD üst düzey yetkililerinin işkenceyi ve işkencecileri aklama çabaları, işte tam da bu amacı güdüyor: İnsanlığın bin yıllardır süren mücadelesi ile kabul ettirdiği “işkence insanlık suçudur” gerçeğini, muğlaklaştırmak, gerekçelendirmek ve kabul edilebilir hale getirmek! Bu, insanlığın geldiği noktadan, ulaştığı düzeyden geriye sürükleme çabasıdır ki, buna asla göz yumulamaz.

                               * * *

ABD Senatosu’nun yayınladığı raporda, CIA’nin 11 Eylül sonrası işkence yöntemleri olarak; uykusuz bırakma, aşırı sesle müzik dinletme, karanlık odada bekletme, suda boğulma hissi uyandırma (waterboarding), “Rus ruleti” diye bilinen öldürme mizansenleri vb. sıralanıyor. Bunlardan çok daha fazlasını ve iğrencini yaptıklarını biliyoruz. Zaten tutukluların anlatımları da işkencenin bunlarla sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor. Örneğin Bin Ladin’in koruması olduğu iddiasıyla tutuklanan Redha al-Najar, 22 saat boyunca aralıksız elleri yukarıda kelepçeli olarak tutulduğunu ve kendi üzerine yapmaya mecbur bırakıldığını, sonra da dışkılarının temizlenmeyerek o şekilde tutulduğunu anlatıyor. Diğer bir tutuklu Mecid Han da, makatından soslu makarnadan çereze kadar herşeyi soktuklarını söylüyor. Annelerini getirip önlerinde tecavüz etmekle tehdit edildiklerini anlatıyorlar.

Bir de bu işkencelere katılan psikologlar var. Psikologlar, mahkumların ruhsal durumunu inceleyerek, yapılacak işkence yöntemini belirliyorlar. Örneğin El Kaide’nin üst düzey yöneticisi dedikleri El Zübeyde’nin böceklere karşı fobisi olduğunu anlayınca, tabutluk biçiminde tutulduğu yere böcek atıyorlar. Ayrıca mahkumlara bebek bezi bağlanma, dar yerde tutma, sahte gömme gibi yöntemler de uyguluyorlar.

İki psikologun, James Elmer Mitchell ve Burce Jensen’in adı öne çıkıyor. CIA’nin işkencecilere toplam 81 milyon dolar (yaklaşık 182 milyon TL) ödediği, ayrıca iki “uzman”a tekniklerini uyguladıkları gün başına 1800 dolar ödeme yaptıkları belirtiliyor. Esasında bütün fırtına da bunun üzerine kopuyor. CIA’nin yolsuzluk yaptığı iddiaları ve FBI ile olan çelişkileri, işkence dosyalarının en azından bir kısmını deşifre etmek zorunda bırakıyor. Yani iş yine gelip paraya, çıkar çatışmasına dayanıyor.

FBI, El Zübeyde’nin “güvenini kazanarak” önemli bilgiler elde ettiğini; fakat psikolog Mitchell’in devreye girip ona işkence yapılmasını sağladığını ve böylece FBI’ın elde ettiği bilgilerin, CIA’nin hanesine yazıldığını iddia ediyor. Zübeyde üzerinden alınan bilgileri, kendilerinin uyguladığı işkence yöntemine bağlayan bu “uzmanlar”, büyük bir başarıya imza attıklarını söyleyerek, kendilerini pazarlıyorlar ve onlara karşı çıkanları tasfiye ediyorlar.

Bush döneminde yıldızları parlayan “uzmanlar” Obama döneminde gözden düşüyor. Tasfiye edilenler, onlara karşı savaş açıyorlar ve bu iki ismi deşifre ediyorlar. Ardından CIA’nin yolsuzlukları gündeme getiriliyor ve Senato bu doğrultuda harekete geçiyor. 5 yıllık bir incelemeden sonra, raporun bir kısmını açıklıyorlar. Böylece Demokratlar, işkencenin Cumhuriyetçiler döneminde yapıldığını söyleyerek, son dönemde iyice yıpranan imajlarını kurtarmaya çalışıyor. Bu açıklamanın, siyahların polisler tarafından öldürüldüğü ve buna karşı eylemlerin yükselidiği bir döneme denk getirilmesi de dikkatlerden kaçmamalı.

                 * * *

Ne işkencenin psikolojik ve fiziki yöntemleri, ne bu amaç doğrultusunda çalışan psikologlar ve doktorlar, ne de burjuva kliklerin (ona bağlı olarak kolluk güçlerinin) kendi aralarındaki iç çatışmaları, bize yabancı değil.

Komünist ve devrimciler zaten yıllardır, bu uygulamaları bizzat yaşadı. Şimdilerde “hükümet karşıtı” olmak bile, gözaltına alınıp işkence görmeye, hatta katledilmeye yol açabiliyor. Adli vakalarda bile gözaltında işkence olaylarına rastlanıyor. O yüzden işkence 12 Eylül dönemiyle sınırlı, düne ait bir olgu değil. Bugün de devam ediyor. Uluslararası Af Örgütü, 2014 yılı için “işkence yapan ülkeler” arasında Türkiye’yi de sayıyor. İHD, binden fazla kişinin bu yıl gözaltında fiziksel ve psikolojik işkenceye uğradığını söyleyerek kuruma başvurduğunu açıklıyor.

12 Eylül, yaklaşık bir milyon kişinin gözaltına alınıp işkencelerden geçirildiği, işkencenin her yerde ve çok yaygın biçimde yapıldığı bir dönemdi. Başta komünistler olmak üzere birçok devrimci, işkencede direnerek, işkenceyi işlevsiz kıldılar. Bu direniş, zindanlarda, mahkemelerde de sürdü. İşkenceyi ve işkencecileri her yerde teşhir ettiler. “İnsanlık onuru, işkenceyi yenecek” sloganı, 12 Eylül zindanlarından meydanlara taşındı.

Bu mücadeleler sonucunda işkence, Türkiye’de geriletilebildi. AB kriterlerine uyma zorunluğu, ya da yeni gelen hükümetlerin demokratlığı ile değil! İşkence, zaten hükümetlerin üstünde bir devlet politikasıdır. Devletin ortaya çıktığı andan itibaren de egemenler tarafından kullanılmıştır. Kimi zaman “din” adına, kimi zaman “vatan, millet” diyerek, her dönem uygulanmıştır. Azalması veya artması, sınıf mücadelesinin seyrine, özel olarak da işkenceye karşı mücadeleye bağlıdır.

                         * * *

Şimdi ABD, Irak işgali sonrası Ebu Garip’te ortaya çıkan fotoğraflarla belgelenen işkenceci yüzünü gidermeye çalışıyor. Obama, “bunlar, dünyadaki duruşumuza ciddi zarar verdi” diyor ve “bu tekniklerin, ait oldukları geçmişe bırakılması” gerektiğini söylüyor.

Oysa CIA’nın işkenceleri, raporda açıklandığı gibi 11 Eylül’le başlayıp, Obama ile biten ve sadece El Kaide gibi dinci örgütlere yapılanlarla sınırlı değil. ABD, “dünya jandarmalığı”na soyunduğu günden beri, tüm dünyadaki ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi veren örgütlere karşı savaştı, onların militanlarına işkence yaptı, katletti.

Açıklanan rapor bile, ABD’nin dünyanın dört bir yanında bulunan üslerinde CIA’nin işkence yaptığını, uçak ve gemiler içinde bu işkencelerin sürdüğünü ortaya koyuyor. Bunların arasında Türkiye de var. Türkiye, CIA’ye yardım ve yataklık yapmakla kalmadı. İşkenceciler, CIA tarafından eğitildi, onların yöntemlerini ve araçlarını kullandılar. Hatta CIA elemanları bizzat işkencelere katıldı; bunu kendi deneyimlerimizden de biliyoruz.

Hal böyleyken Türk Dışişleri, rapor açıklandıktan sonra CIA’yi kınayan bir açıklama yapıyor! Bu arada üsler başta olmak üzere CIA’ye açtığı olanaklar ve suç ortaklıkları üzerine tek bir laf etmiyor. Aynı durum ABD’ye bağımlı diğer ülkeler için de geçerli.

Obama’nın söylediği gibi, bu konuda “hiç bir ülke temiz değil.” Ama böyle diyerek kendi suçlarını örtbas edemezler. Çünkü hiç bir ülke, ABD kadar da kirli değil! ABD, zaten katliam ve işkence üzerine inşa edilmiş bir devlet. Başından itibaren sömürgeci bir zihniyetle halklara zulmetmiş, başta kızılderililer olmak üzere yerlileri soykırımdan geçirmiş, vahşi kapitalizmin cisimleştiği bir ülke. O yüzden “ABD” denilince katliam, “CIA” denilince işkence akla geliyor. Ne yaparlarsa yapsınlar dünya halklarının hafızasına kazınan bu imajı yıkamazlar.

                                                   * * *

Burjuva basında yer aldığı gibi, ABD geçmişiyle yüzleşmiyor! Aksine CIA’yi ve işkenceyi aklamaya çalışıyor.

CIA Başkanı John Brennan, raporun açıklanmasından sonra Senato’da yaptığı konuşmada; “Geliştirilmiş Sorgulama Teknikleri (işkencenin adını bile değiştiriyor-nba) 11 Eylül saldırılarının ardından (bir dönemle sınırlıyor-nba) terör şüphelilerinden istihbarat toplamada büyük fayda sağladı” diyor. Eski başkan Bush ise, “bizim için CIA’de çalışan kadın ve erkekler bir şanstır, bunlar vatansever insanlardır” diyerek işkencecilere sahip çıkıyor. Keza yardımcısı Dick Cheney de “yöntemler, tümüyle ve nihai olarak adildir” diyerek işkencenin ve işkencecilerin arkasında duruyor.

Ama sadece Bush ve şürekası değil, Obama da işkencecilerin arkasında. CIA Başkanı Brennan, sökonusu işkencelerin yapıldığı dönemde, “Beyaz Saray Terörle Mücadele Danışmanı” olarak görev yapıyor. Yani o dönemki işkencelerden de sorumlu. Obama döneminde ise, (2013 yılında) CIA’nin başına getiriliyor. Bunun üzerine bazı Demokratlar, Brennan’ın o dönemki suçlardan yargılanması gerektiğini söylüyorlar, fakat Obama buna karşı çıkıyor.

İşkence savunuculuğuna medya ve araştırma şirketleri de eklenmiş durumda. Raporun açıklanmasından sonra yapılan bir ankette, CIA’nin 11 Eylül sonrası şüpheli gördüğü insanlara işkence yapmasına, Amerikalıların yüzde 47 ile destek verdiği belirtiliyor. Buna karşı çıkanların oranı ise, sadece yüzde 33’müş! (Bu oranlar, idelojik bombardıman altında aptallaştırılan Amerikalılar için gerçek de olabilir, ama mesele bu değil.)

ABD, eski ve yeni başkanlarıyla, medyası, anket şirketleriyle, elbirliği içinde işkenceyi gerekçelendirmeye, “Amerika’nın güvenliği için” zorunlu bir uygulama olarak sunmaya çalışıyor. İnsanlığın bin yıllardır süren mücadelesiyle elde ettiği kazanımları geriletmede yine başı çekiyorlar.

Ama başaramayacaklar! İnsanlık onuru işkenceyi yendi ve yenmeye devam edecek!

 

* * *

ABD’nin Nazi’lere yardımı sürüyor

ABD’nin ikinci emperyalist savaş sonrasında Nazi savaş suçlularını koruyup kolladığı, bir kısmını kendi ülkesinde barındırdığı ve onlardan yararlandığı biliniyordu. Yeni ortaya çıkan şey ise, bu suçlulara “sosyal güvenlik yardımı” fonundan ödeme yapıldığı ve bunun halen devam ettiğidir. Bu fon tabi ki, halktan toplanan vergilerden oluşuyor.

Daha önce vatandaşlık verilen Nazi’lere işleri bitince, kendi rızalarıyla vatandaşlıktan çıkmaları ve ülkeyi terk etmeleri istenmiş, karşılığında ise böyle bir ödeme biçimi sunulmuş. 1979’da yapılan bu anlaşma, kimi yasal boşluklarla bugüne kadar sürmüş. Sınır dışı kararı verilmeden önce de Naziler, yardımlardan yararlanmışlar. Bunların arasında milyonlarca insanın katledildiği toplama kamplarında görev yapan SS subayları da bulunuyor. Ünlü Auswitch kampında görevli Hartmann’ın Almanya’nın Berlin şehrinde, Denzinger’in ise Hırvatistan’ın Osijek şehrinde lüks apartman dairelerinde yaşadığı ortaya çıktı.

ABD’deki resmi iç yazışma kayıtlarına ve yetkililerle yapılan görüşmelere dayanarak ortaya çıkan bu bilgiler, ABD’nin Nazilerle savaş sırasında ve sonrasında işbirliği içinde olduğunu bir kez daha kanıtladı.

 

 

 

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …