Yemen’de savaş

yemen-harita

Yemen’de Husilerin iktidarı ele geçirmesini kendileri açısından bir tehdit olarak gören Arap ülkeleri, Suudi Arabistan yönetiminde bir koalisyon kurarak, 26 Mart günü, Yemen’e saldırıya geçti. Önce “Kararlılık Fırtınası” adı verilen bombardıman başlatıldı ve 8 Arap ülkesi (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Kuveyt, Fas) bu bombardımana katıldı. Arkasından Suudi Arabistan, 150 bin kişilik orduyla Yemen topraklarını işgal etmeye girişti. Mısır 30 savaş uçağıyla bombardımana katılmasının yanısıra, 4 savaş gemisinin de Suveyş Kanalı’ndan Yemen sularına doğru hareket ettiğini açıkladı.

Pakistan ve Türkiye ise, saldırıya doğrudan katılmadılar, ama destek vereceklerini açıkladılar. Özellikle Türkiye, saldırıya desteğini hemen ortaya koydu, devrik Yemen hükümetinin yanında olduğunu ifade etti. Yemen’e yapılan saldırının ardındaki en önemli güç ise, ABD emperyalizmidir. Saldırı, onun planı doğrultusunda ve Suudi Arabistan’ın yeni kralı Salman’ın önderliğinde yürütülmektedir.

ABD, Husiler tarafından yıkılan eski hükümete olan desteğini her aşamada ifade etmişti. Başkent Sana’nın Husilerin eline geçmesi ve eski cumhurbaşkanı Hadi’nin Aden’e taşınmasının ardından, ABD elçiliğini Aden’e taşıyarak, Aden’e uçak seferleri başlatarak ve diğer ülkeleri de büyükelçiliklerini Aden’e taşımaya zorlayarak, kimin yanında olduğunu açıkça gösterdi. Keza, Suudi önderliğindeki bombardımana da açık destek verdiğini duyurdu.

Bu arada BRİCS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti) elçiliklerini Husi denetimindeki Sana’da tutmaya devam ediyor; böylece Husi yönetimi ile bir sorunları olmadığını gösteriyorlar.

Yaşanan saldırı, diğer şeyler bir yana emperyalistlerin ve işbirlikçilerin ikiyüzlülüğünü ve demagojilerinin sahteliğini göstermesi bakımından çarpıcıdır. Suriye’de harekete geçen muhalefet, ABD destekli Sünni ittifakın her türlü desteğini alarak “demokrasi isteyenler” olarak kutsanırken, benzer koşullarda harekete geçen Yemenli Husiler, “darbeci” olarak etiketlenip derhal bombardımana tabi tutulmaktadır.yemen-bombardiman

Suudi Arabistan benzer bir saldırıyı geçtiğimiz yıl Bahreyn’de de gerçekleştirmişti. Bahreyn’de dini ve siyasal baskılara karşı harekete geçen Şii halk, doğrudan Suudi Arabistan ordusu tarafında saldırıya uğramış, hareket vahşetle bastırılmıştı.

 

Ayaklanmadan yönetim değişikliğine

Yemen’deki muhalif hareketin başlangıcı, 2011 yılının sonunda, Tunus’ta patlak veren Arap Ayaklanmaları’na kadar uzanır. O dönemde, birçok Ortadoğu ve Arap ülkesi gibi, Yemen’de de kitle hareketleri patlak vermiş; 1978’den bu yana ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e karşı ayaklanmalar başlamıştı. Bu ayaklanmaların Tunus’tan farkı, Tunus’ta kitle hareketi olarak gelişirken, Yemen’de aşiretlerin kontrolünde ve iktidardan pay isteme amaçlı olarak gelişmesiydi. Tarihi güç ve iktidar savaşlarıyla dolu olan, bu nedenle silah ve savaşma gücü (25 milyon nüfuslu Yemen’de 60 milyon silah olduğu tahmin ediliyor) yüksek olan aşiretler, yönetimde temsil edilmek, Kuzey ile Güney arasındaki eşitsizlikleri sona erdirmek istiyorlardı.

Hareketin gücü artıp, yönetim için ciddi bir tehdide dönüşünce, ABD’nin ve Suudi Arabistan’ın devreye girmesiyle, Salih’in yetkilerini, yardımcısı Abdrabbu Mansur Hadi’ye bırakarak çekilmesi kararı alındı. Hadi, Şubat 2012’de tek aday olarak girdiği seçimlerde cumhurbaşkanı seçildi. Ancak Hadi, Salih döneminin uygulamalarını sürdürmeye çalışınca, kitle tepkisi yeniden yükseldi. Özellikle Şii nüfus, ABD ve Suudi Arabistan destekli yeni hükümete karşı da direnişini sürdürdü, Husilerle hükümet arasındaki çatışmalar arttı.

Bu koşullarda, Cumhurbaşkanı Hadi, Şii Husiler (Ensarullah Hareketi) ve Güney Yemen Hareketi’nin baskıları sonucunda ulusal diyalog konferansları düzenlemek zorunda kaldı. Hükümet ile Husiler arasında “Barış ve Ulusal Ortaklık Anlaşması” imzalandı, ancak bu anlaşma çatışmaları bitirmeye yetmedi. Çünkü anlaşma, tüm siyasi grupların yönetime adil ve eşit katılımını öngörüyordu; ancak hükümet buna uygun davranmadı.

Eylül ayından itibaren, Şii Ensarullah Hareketi, ulusal birlik hükümeti kurulması ve yolsuzluklarla mücadele edilmesi talebiyle kitlesel gösteriler örgütledi. Devlet bu gösterileri kanla bastırmaya çalıştı, ancak başarısız oldu. Husiler, 22 Eylül’de, başkent Sana’ya girdiler ve hükümeti baskı altına aldılar. Ama hükümet, hem anlaşma maddelerini uygulamıyor, eski statükonun devamından yana olan isimleri kilit görevlere atamaya devam ediyor; hem de anayasaya Yemen’in 6’ya bölünmesini öngören bir madde yerleştirmeye çalışıyor ve Husilere karşı savaşacak aşiretleri el altından silahlandırıyordu. Daha fazla beklemeyen Husiler, 20 Ocak günü Cumhurbaşkanlığı sarayını kuşattılar.

22 Ocak günü, Cumhurbaşkanı Hadi ve Başbakan Halit Bahhah istifa ettiler. Ancak parlamento toplanamadığı için istifalar resmileşemedi ve bir iktidar boşluğu doğdu. Bu ortamda, o güne kadar Husilerle beraber hareket eden ayrılıkçı Güney Yemen Hareketi, bağımsızlık için harekete geçti ve Yemen’in bölünmesi ihtimali ortaya çıktı.

İstifa eden hükümetle BM aracılığında yapılan görüşmeler sonuç vermeyince, Şii Ensarullah Hareketi, 6 Şubat günü “Yol Haritası”nı açıklayarak kendi iktidarını kurmaya girişti. 6 Şubat Kararları’na göre, meclis feshedildi ve 551 üyeli Ulusal Geçiş Konseyi kuruldu; istifa eden cumhurbaşkanının yetkilerini devralan 5 üyeli bir cumhurbaşkanlığı kurulu oluşturuldu; güvenliği sağlamak üzere bir Ulusal Güvenlik Konseyi kuruldu.

Bu süreçte eski Cumhurbaşkanı Hadi, ABD ve Suudi Arabistan’ın yönlendirmesiyle, ülkenin güneyindeki Aden kentine kaçarak, yönetimi buradan gerçekleştireceğini ilan etti. Böylece başkent Sana’da Husilerin, Aden’de eski yönetimin bulunduğu fiili “ikili iktidar” dönemi başladı.yemen-silahli

Oluşan iktidar kargaşasına son vermek amacıyla Husilerin Aden’i de ele geçirmek üzere harekete geçmesinin ardından, Suudi Arabistan bombardımanı başladı. Ancak bombardımana rağmen, Husiler Aden’e girmeyi başardılar. Eski cumhurbaşkanının bile bırakıp kaçtığı, ABD ve işbirlikçilerinin elçilik açarak destek verdiği Aden, Husilerin eline geçti. Suudi saldırısı devam ettiği için, Aden’i elinde tutup tutamayacağı henüz belli değil, ancak her koşulda, ülkenin önemli kentleri, bugün Husilerin kontrolünde.

 

Parçalanmış bir tarih

Yemen tarihi iç çatışmalar tarihidir aynı zamanda. 3 bin yıllık bir geçmişe sahip, devlet mekanizmasının zayıf, aşiret yapısının güçlü olduğu Yemen topraklarında, emperyalistlerin çıkar çatışmaları doğrultusunda iç savaşlar her dönem körüklenmiştir.

1538-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde yer alan Yemen’de hakimiyeti kurmak çok kolay olmamıştı. Osmanlı’nın dağılmasının ardından ülke İngiliz hegemonyasına girdi. 1930’lu yıllarda Yemen’de Zeydi Mütevekkile Krallığı kuruldu. Suudi Arabistan buna karşı mezhep ayrılığını körükleyerek Sünni halkı Zeydilere karşı kışkırttı. Yemen ’60’lı yıllarda Güney Arap Emirlikleri Federasyonu çatısı altında üçe bölünmüş durumdaydı. 1967 yılında ise, Güney Yemen’de Rusya destekli ve kendini sosyalist olarak tanımlayan bir yönetim kuruldu, ülkenin adı Güney Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Rusya bu bölgede bir askeri üs kurmuştu. 1991 yılında Irak’a saldırı amaçlı olarak BM’de yapılan oylamada Yemen’in ret oyu kullanması ve Saddam’a destek vermesi, Rusya olan ilişkisinin en somut göstergesidir.

İki Yemen’in birleşmesi için çeşitli girişimlerde bulunuldu. 1972 yılında Kaddafi aracılığıyla taraflar bir anlaşma imzaladı, ancak bu anlaşma yürürlüğe konmadı. 1979 yılında, iki taraf arasında ABD ve Sovyetler Birliği’nin de taraf olduğu bir savaş yaşandı. Sovyetler’in desteklediği Güney Yemen, Kuzey Yemen topraklarında ilerlemeye başlayınca, ABD ve Suudi Arabistan’ın yardımıyla durduruldu.

1990 yılında Ali Abdullah Salih, Güney ve Kuzey Yemen’i birleştirdi.1999 yılında ülkenin ilk seçilmiş cumhurbaşkanı olan Ali Abdullah Salih, 2012 yılında ayaklanma ile devrilinceye kadar bu görevini sürdürdü.

Bu süre boyunca, diğer ülkelerin eli hep Yemen’in içinde oldu. Suudi Arabistan ülke içindeki Selefileri destekledi, ABD ile birlikte El Kaide’yi güçlendirdi, İran ise Zeydilerin bir kısmını Şiileştirdi, eğitti, kendisine bağımlı hale getirdi. Rusya yarısı eski sömürgesi olan bu toprakları hiç bırakmadı, Çin ise, bölgedeki stratejik çıkarları nedeniyle bölgeye girdi.

Yemen halkı ise, bir dönem sınırlı da olsa “sosyal devlet” uygulamaları altında yaşamış olmakla birlikte, bugün bölgenin en yoksul ülkesine dönüşmüş durumda. Ülkede petrol olmasına rağmen iç savaşlardan dolayı çıkarılmıyor, gelir asıl olarak tarımdan elde ediliyor; bu da yoksulluğu gidermeye yetmiyor. Ülkede okur-yazar oranının sadece yüzde 50 olması, halkın nasıl bir karanlığa mahkum edildiğini göstermeye yetiyor. Yolsuzluklar, altyapının zayıflığı, işsizlik, yüksek gıda fiyatları ve sosyal hizmetlerin sınırlılığı halkın yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor. Bugün 25 milyon nüfusu olan Yemen’de, 10 milyon kişi açlık sınırının altında yaşıyor. Ve aşiret yapısının kolaylaştırdığı mezhep çatışmalarının, emperyalist çıkar hesaplarının baskısı altında yaşam savaşı veriyor.

 

Yemen neden önemli

Yemen’i emperyalistler açısından en önemli kılan unsur, stratejik konumudur. Yemen Ortadoğu’nun güneybatı ucunda bulunmaktadır. Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan, Afrika ile Arap Yarımadası’nı birbirinden ayıran geçiş noktasıdır. Akdeniz’den Hint Okyanusu’na giden, dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından birisidir bu güzergah. Geçişin en stratejik noktası Babu’l Mendeb Boğazı’dır ve bu boğaz, Somali, Cibuti ve Yemen tarafından çevrelenmiştir.

1500’lerde gemi ticaret yollarının öneminin artmaya başladığı andan itibaren, başta Britanya İmparatorluğu olmak üzere bütün sömürgeci devletlerin ilgisi bu bölgeye yoğunlaşmıştı. Çünkü Kızıldeniz’in kıyı ülkeleri de içinde olmak üzere, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na giden bu güzergahtaki ülkeleri, özellikle de Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol altında tutan sömürgeci, deniz trafiğini de kontrol altında tutmaktadır. Osmanlı ordusunun binlerce askeri, bu hegemonya savaşlarına kurban edilerek Yemen çöllerine gömülmüştür.

Babu’l Mendeb Boğazı’ndan, dünya genelinde gemi ile taşınan toplam petrolün yüzde 8’i geçiyor. Keza tüm dünya ticari sevkiyatlarının yüzde 40’ı yine bu bölgeden geçmektedir. Bu durum, bütün emperyalistlerin bu boğaza odaklanmasına neden oluyor ve hem boğaz hem de Kızıldeniz’in kıyısındaki ülkeler, her dönem emperyalist hesaplaşmaların merkezinde yer alıyor. Bu nedenle, Somali ve Yemen gibi ülkelerde, doğrudan emperyalistler tarafından kışkırtılan iç çatışmalar, dinci gerici örgütlenmeler, halkların birbirine kırdırılması gibi vahşetler hiç bitmiyor.

Birkaç yıl öncesine kadar, El Kaide’nin uzantısı EşŞebab hareketiyle bağlantılı olan Somalili korsanlar bu boğazdaki en önemli tehlikeye dönüşmüştü. ABD, Rusya ve Çin başta olmak üzere birçok ülke Aden Körfezi’ne donanma gönderip Somalili korsanlarla savaşmıştı. Hatta bu saldırı, Çin’in Ortadoğu’da giriştiği ilk açık askeri saldırı olma özelliğini taşıyordu. 

Petrol zengini Suudi Arabistan için de boğaz büyük bir önem taşıyor. Yanıbaşında İran’ın desteklediği bir Şii odağın oluşmasını istemeyen Suudlar, Yemen’deki hareketi yoketmek için büyük bir istekle harekete geçmiş durumdalar.

 

Yemen’de savaşan taraflar

Aslında Yemen’deki dengeler ve savaşan taraflar son derece karışık, yer yer içiçe geçen özellikler taşımaktadır. Keza hangi emperyalistin kimi desteklediği bile kimi zaman içiçe geçmektedir.

Dört temel silahlı güç vardır Yemen’de. Husiler, İhvan, El Kaide ve Güney Yemen ayrılıkçıları.

Bunlardan El Kaide, doğrudan ABD desteği alarak büyümüştür. Kaide’nin ABD tarafından öldürülen lideri Usama bin Ladin Yemenli’dir. En son Fransa’da Charlie Hebdo katliamını gerçekleştiren Kuaşi Kardeşler de Yemen’deki El Kaide kamplarında eğitim görmüş cihatçılardır. Kaideci radikal islamcı çeteler, zaman zaman ABD hedeflerine saldırı düzenlemekte, ABD ise onların kamplarına sayısız İHA (İnsansız hava aracı) saldırısı ve bombalama gerçekleştirmektedir. ABD’nin hem El Kaide’yi desteklediği, hem de ona karşı savaştığı gibi bir görüntü çıkmaktadır ortaya. Gerçek şudur: Yemen Kaidesi’nin en güçlü olduğu bölge, Rusya’nın etki alanında bulunan ve Kızıldeniz’den Aden Körfezi’ne stratejik geçiş boğazına sahip olan Güney Yemen’dir. Yani ABD, Rusya’nın Yemen üzerindeki hegemonyasını zayıflatmak için, El Kaide’yi bilinçli olarak güçlendirmektedir. Wikileaks belgelerinde, Afganistan ve Yemen’de El Kaide’ye yapılan ABD yardımlarına dair sayısız belge bulunmaktadır.

ABD’nin handikapı El Kaideci çetelerin dünya halkları nezdinde lanetlenmesidir. Bu nedenle ABD kendisini aklamak için, El Kaide’ye karşı savaş verdiğini göstermeye, kanıtlamaya uğraşmaktadır. Tıpkı Irak’ta IŞİD’i asıl destekleyen ve güçlendiren unsurun kendisi olması, ama aynı zamanda ona karşı savaşıyormuş gibi görünmesi gibi.

Benzer bir durum, Suudi Arabistan için de geçerlidir. Suudi Arabistan da El Kaide’ye karşı savaşanlar arasında görünmektedir. Ama 2 bin Suudi savaşçının El Kaide saflarında olduğu bilinmektedir. Keza devasa askeri ve mali yardımı da sözkonusudur.

Yemen İhvan’ı, Müslüman Kardeşler’in Ortadoğu’da güç kaybetmesinin ardından Yemen’de de sıkıntıya girmiş durumdadır. Ancak Şii Husilerin yükselişi sözkonusu olduğundan, Mısır’da İhvan’a karşı gelen Suudi Arabistan bile, Yemen’de İhvan’ı gizli ve örtük biçimde desteklemektedir. Yeni Suudi kralı Selman bin Abdülaziz’in, “Sünni cephe” oluşturma çabası, İhvan’ı da kapsamaktadır. İhvan ile Kaideciler, son aylarda dizginsiz bir para ve silah akışına maruz kalmaktadır.

Bu akışın bir yanını da Türkiye oluşturmaktadır. Türkiye, Nisan ayından itibaren Aden’e uçak seferleri başlatacağını duyurdu. Yemenli Husiler, bu uçaklarda Yemen’e cihatçılar ve silah sevkiyatı yapılacağını ileri sürüyorlar. Bu, altı boş bir iddia değil. Türkiye’nin Nijerya’ya THY uçaklarıyla silah sevkettiği, bu silahların Boko Haram gibi katliamcı, vahşi El Kaideci örgütlere dağıtıldığı biliniyor. Keza Suriye’deki cihatçıların önemli bir bölümü de Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmektedir. Yani AKP hükümeti ve Türkiye, Müslüman ülkelerde savaşmakta olan radikal islamcı çetelerin en önemli destekçilerinden biri olarak dünya kamuoyuna adını yazdırmıştır. Şimdi de, Husiler karşısında zorluk yaşamaya başlayan Yemenli cihatçıların yardımına koşmaktadır.

Yemen’deki bir başka etkin grubu temsil eden Rusya destekli Güney Yemen ayrılıkçıları, fazla güçlü değildir. Bu nedenle Rusya ve Çin’in asıl desteği, Şii Husiler’e yönelmekte, bu desteği de İran üzerinden aktarmaktadırlar. Tıpkı Suudi Arabistan bombardımanının arkasında ABD’nin olması gibi, İran da Rusya ve Çin’in savaşının ileri üssüdür.

Husilerin Kaideci çetelere karşı savaşması ve belli zaferler elde etmesi, Yemen halkının desteğini artırmasına neden olmaktadır. Husiler Yemen’in önemli kentlerinden Sada’yı ve Yemen’in kontrolü en zor bölgesi olan al-Jawf’ı El-Kaidecilerden temizlediler. Husiler, son on yıldır giderek artan biçimde İran’dan askeri ve siyasi destek alıyor, kadroları ve komutanları İran tarafından eğitiliyor.

* * *

Yemen dağlık coğrafyası ve çetin doğa koşullarıyla Afganistan’a benzer özellikler taşımaktadır. Keza siyaseti de, coğrafyası kadar çetin, karmaşık, emperyalist hesaplar üzerine kuruludur. Bu nedenle Yemen’de çatışanların kolay ve nihai zaferler elde etmesi pek mümkün değildir. Burada başlayan savaş, Ortadoğu dengelerini doğrudan etkileyen sonuçlar doğuracaktır. 

 

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …