Suriye’ye saldırı hazırlıkları

ABD-Suriye

Son dönemde, Türkiye’nin Suriye’de bir savaşa girişeceğine ilişkin çeşitli söylentiler ve olgular üstüste gelmeye başladı. Dünya basınında bu konuda çıkan haberlerde, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın birlikte bir Suriye saldırısına hazırlandığı ileri sürülüyor. 24 Nisan’da Obama’nın “Ermeni soykırımı” sözünü kullanmamış olmasına karşılık, Türkiye’nin Suriye ile ilgili bazı sözler verdiğine kesin gözüyle bakılıyor. Türkiye’nin, Suriye sınırına 10 km.lik “siper” kazdırdığı, onlarca plakasız tırın Suriye’ye geçiş yaptığı haberleri peşpeşe yağıyor. Suriye’de IŞİD’in İdbil’i ele geçirmesi ve Lazkiye’ye çeşitli saldırılarda bulunması, Esad’ın güçten düştüğü izlenimi de uyandırmaktadır.

Üstüne bir de CHP’li Gürsel Tekin’in, “iki gün içinde Türkiye Suriye’ye girecek” sözleri eklenince, seçimler nedeniyle gündemin geri sıralarına düşen Suriye savaşı, yeniden bütün şiddetiyle tartışılır oldu.

 

AKP’nin değil burjuvazinin tercihi

Tüm gelişmeler, savaşın Türkiye’ye yakınlaştığını gösteriyor. Yorumlardaki yanlışlık ise, bunu Erdoğan’ın kişisel tercihi olarak algılamakta ortaya çıkıyor. Hemen bütün kesimler, seçim sürecinde oy ve güç kaybı yaşayan Erdoğan’ın, bunun açığa çıkmasını önlemek için provakasyonlar gerçekleştireceğini iddia ediyorlar. Savaşa girmek de, seçimleri ertelemek için en etkili yöntem.

Burada yine iktidar-devlet-hükümet konularındaki yanılsama çıkıyor ortaya. İktidar burjuvazinin elindedir; devlet burjuvazinin yönetme aracıdır; hükümet ise burjuvazinin çıkarlarını temsil etmek için kitlelerin karşısına çıkartılan dönemsel temsilcidir.

Yani, Türkiye Suriye savaşına girecekse, bu Erdoğan’ın kişisel isteklerinden değil, onu desteklemekte olan burjuvazinin ve arkasındaki emperyalizmin tercihlerinden kaynaklanacaktır.

AKP’nin daha 2002 yılında, ABD’nin Ortadoğu savaşındaki hedeflerinin bir parçası olarak kurulduğunu ve hükümete taşındığını biliyoruz. Ancak sonrasında üç temel unsur; Türkiye’deki kitlenin savaş karşıtı mücadelesi, Ortadoğu’daki savaşın dengeleri ve emperyalist güç çatışması, AKP’nin, ABD’nin istediği tarzda hareket etmesini engelledi.

Bugün de kendi içinde handikapları oldukça fazla olan bir tablo sözkonusudur.

Tablonun en başında, Ortadoğu’da ABD ile hareket eden hiçbir gücün, ABD’ye mutlak bağlılık ve bağımlılık içinde olmadığı gerçeği vardır. ABD emperyalizminin genel olarak güç ve prestij kaybı, onunla ittifak halindeki güçlerin de, zaman zaman kendilerine belirlenen sınırları aşması, kontrolden çıkması sonucunu doğurmaktadır.

Bu güçlerden biri de AKP ve onun arkasındaki burjuvazidir.

Öyle ki, Türkiye’de ABD ile birlikte hareket etmeye en yakın parti olan AKP, Rusya ile nükleer santral inşaatına başlıyor, Çin’den füze satın alıyor. Bu hamlelerle, son derece stratejik konularda, ABD’nin çıkarlarına aykırı davranmış oluyor.

Suriye savaşında da benzer bir durum sözkonusudur. Esad’a karşı savaşmak konusunda ABD ve AKP (arkasındaki burjuvazi) aynı zemindedirler. Ama ABD üç yıl boyunca liberal islamcı muhalefeti desteklerken, Türkiye radikal islamcıları güçlendirdi. ABD Kürtleri de bu savaşın bir parçası yapmak ve kendi çıkarları doğrultusunda savaştırmak isterken, Türkiye Kürtlere ait bölgeyi işgal ve hatta ilhak etmek istiyor. Türkiye radikal islamcılara silah yardımı yaparken, ABD destekli cemaat, MİT tırlarını durdurarak bu silah sevkiyatını teşhir ediyor. ABD “Esad’lı çözüm”e mecbur kaldığını açıkça itiraf ederken, Erdoğan hala “Esad’sız çözüm” konusunda diretmeye çalışıyor. Bugün de AKP, Suriye savaşına bütün bu çelişkilerin gölgesinde hazırlanmaktadır.

 

Savaş ne kadar yakın

ABD için AKP’yi hem katlanılmaz, hem de vazgeçilmez kılan unsur, Türkiye’nin Suriye savaşına katılmasına duyduğu ihtiyaçtır. Türkiye’de Rusya ve Çin işbirlikçisi burjuvazi bu savaşa ve Esad’ın güçten düşürülmesine karşı olduğu için, savaş politikalarında uzlaşabileceği en uygun kesim AKP ve onun arkasındaki burjuvazidir.

Bu nedenle, Türkiye’nin savaşa “kontrollü” biçimde girmesini istemekle beraber, bütün gücüyle doğrudan bir işgal savaşına, bir kara harekatına da girişmesini istemiyor ABD. Bugün için çizilen sınır, “eğit-donat” olarak adlandırılan, liberal muhaliflerin silahlandırılması ve eğitilmesi. ABD emperyalizmi, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın bu konuda birlikte hareket etmelerini istiyor.

AKP zaten 2011’den itibaren, liberal muhalefeti örgütlemek ve güçlendirmek için pekçok adım atmıştı. Bolu’da kurulan askeri kamplarda eğitim verilmiş, Antakya’daki sığınmacı kampları terörist yatağına çevrilmişti. Silah yardımının ise “binlerce tır” olduğu tahmin ediliyor. Zaten Nijerya’ya THY uçaklarıyla tonlarca silah taşıyan AKP’nin, kendi burnunun dibindeki savaşa çok daha fazlasını aktaracağını görmek zor değil.

Bugün ise bu ilişki “eğit-donat” adıyla resmileştirilmiş durumda. AKP açık olarak, “IŞİD’e destek vermediklerini ama Nusra’yı bir tehdit olarak görmediklerini ve desteklediklerini” ifade etmişti.

Bütün bunlar, zaten Türkiye’yi savaşın bir parçası ve Esad’ın hedefi haline getirmeye yetiyor. Türkiye’nin doğrudan Suriye topraklarına girmesi için, AKP’nin ne kadar istekli ve hazırlıklı olduğunu da biliyoruz. Reyhanlı’da 2013 yılı Mayısında gerçekleştirilen bombalı saldırı, MİT ile Dışişleri Bakanlığının konuşmalarında “iki bomba atarız…” diye başlayan tapelerin yayınlanması, Suriye ordusunun Türkiye sınırına yakın noktalardaki islamcı çetelere saldırdığı dönemlerde Türkiye’nin islamcı çetelere destek için hava ve topçu saldırısı düzenlediği gibi örnekler, bunu kanıtlamaya yetiyor.

Yani AKP’nin ve Erdoğan’ın kendi tercihlerine kalmış olsa, bugüne kadar çoktan Suriye işgaline başlamış olurlardı.

Bugün de, Türkiye’nin savaşa girmesi, gözardı edilmemesi gereken bir olasılık. Ancak bu o kadar kolay ve sorunsuz bir adım değil.

En başta Türkiye’deki halkları savaşa ikna etmek kolay değil. Çok büyük provakasyonlar ve çok yoğun bir ideolojik bombardıman gerçekleştirerek bunu yapmak isterler, ancak yine de, savaş karşıtı kitle bilinci, özellikle son üç yıldır, son derece güçlenmiş durumda.

İkincisi, Kürt hareketi Türkiye’nin savaşa girmesine karşı olduğunu her defasında açıktan ifade ediyor. Türkiye sınırı geçtiği anda, Esad ordusundan önce Kürt silahlı güçleri ile çatışmakla karşı karşıya kalacak ve bu durum, ABD’nin bile Türkiye’nin karşısında dikilmesine neden olacak.

Üçüncüsü, Türkiye üzerindeki etkileri güçlenmekte olan Rusya ve Çin, bu savaşın önünde engel olarak duruyorlar. Çünkü onların çıkarları, Suriye’nin ve Esad’ın güçlenmesinden yana. 

Dördüncüsü, ABD Türkiye’nin, kendi kontrolü dışında Suriye’deki hareket etmesini onaylamıyor; ancak Türkiye’yi ne kadar kontrol edebileceğini de bilmiyor.

Beşincisi, Suudi Arabistan’ın Suriye’de ne kadar ileri gidebileceği tartışmalıdır. Çünkü Yemen’de Husilere giriştiği işgal ve savaş, Suud’ların istediği kadar kolay ve başarılı durumda değildir. Tersine, Yemen savaşının, Suudi Arabistan’ın içinde bir karışıklık çıkarması ihtimali de vardır. Ve Suudların iki cephede birden açık savaş yürütme ihtimali düşüktür. 

Tüm bunlara rağmen, Türkiye’nin savaşa girmesi sözkonusu olabilir elbette. Kaldı ki, savaş, seçimi de erteleyecek bir unsurdur ve AKP’yi rahatlatacaktır. Ancak yine de, şu dönem Türkiye’nin açık savaş yerine perde arkasından hamleler yapması, gizli silah ve savaşçı sevkiyatları, Nusra’ya ve IŞİD’e örtük destek vb. ile devam etmesi ihtimali daha yüksektir.

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …