Nasıl iyileşeceğiz?

ankara-cenaze-yumruk

Ankara’da patlayan bomba öylesine etkiliydi ki, sarsıntısı bütün ülkeyi sardı. Sadece patlama anında Ankara’da olanlar değil, kitlelerin büyük bir bölümü, bu bombadan doğrudan etkilendi. Hem toplumsal olarak, hem de kişisel olarak derin izler bıraktı.

Ama en büyük etki, patlama anında orada olanlar üzerinde ortaya çıktı. Birçok insanın ilk refleksi, “kaçmak, canını kurtarmak” oldu. Bazıları tepki bile veremediler, donmuş, şoka girmiş halde ortada kaldılar. Panik içinde ağlayanlar az değildi.

Buna karşın birçok insan da, cenazeleri tespit edip yaralılara yardım etmekten polisin saldırılarına karşı direnişe geçmeye, mitinge getirdiği insanları toparlama ve yönetme çabasına girişmekten, alanda kriz geçirenlere yardım etmeye kadar, çeşitli biçimlerde görevler, sorumluluklar üstlendi.

Büyük ve ölümcül felaketler sonrasında ortaya çıkan tablo çok önemlidir. Hele ki bu felaket, devletin bir saldırısı sonucu yaşanıyorsa, daha da büyük bir önem kazanır.

Ankara’da yaşanan bombalı saldırı, gerek toplumsal, gerekse kişisel olarak derin izler bırakacak bir olaydır. Kişisel olarak yıkılmış, acısı içinde boğulmuş, kendi ayakları üzerinde duramayan insanların artması işin bir yanıdır. Diğer yanında ise, bir daha miting örgütleyemeyen, kitle eylemlerinde biraraya gelemeyen, metroya bile binemeyen bir toplum şekillenmesi tehlikesi vardır. Bu nedenle, saldırıya karşılık ne yapıldığı belirleyicidir.ankara-yaraliya-yardim

Yaşanan saldırı son derece “travmatik” bir olaydır. Ancak bu saldırının, hem toplumda hem de tek tek kişilerde “travma”ya dönüşmesini istemiyorsak, dikkat edilmesi gereken çok önemli unsurlar vardır.

 

“Travma”ya dönüşmemesi için

Bu tür beklenmedik ve büyük acıların kişisel ya da toplumsal “travma”ya dönüşmemesinin iki yolu vardır.

Birincisi, patlama anında orada olanların yaşadıklarıdır. O anda, yaralılara yardım edilmesinden kitlenin toparlanmasına, kriz geçiren, ağlayan insanların sakinleştirilmesinden kan bağışının organize edilmesine, alanda insan zinciri kurulmasından ambulans için mücadele edilmesine, morg önünde bekleyenlere yiyecek işinin organize edilmesinden otobüslerle geri dönüşlerin planlanmasına kadar sayısız görev vardır.

Tüm bu görevlerin organize edilmesi, ne yapacağını bilmeyenlere de görevler verilmesi, son derece önemlidir ve mutlak inisiyatifli müdahaleleri zorunlu kılar. Bu türden hiç beklenmeyen, önceden hazır olunmayan olaylarda insanlar genellikle düşünmez, düşünemez; oradaki davranışlara yön veren unsur, genel olarak kişilik yapısı, geçmiş birikimleri, yaşam alışkanlıklarıdır. Sağlam kişilikli, kendi ayakları üzerinde duran, inisiyatifli insanlar, böyle durumlarda hemen kendilerini gösterir ve öne çıkarlar. Bu kişisel özelliklerin devrimci-örgütlü duruşla birleşmesi, alandaki müdahalenin çok daha güçlü, örgütlü, hızlı ve sonuçalıcı olmasını sağlar.

Katliamın acısını yaşayan genel kitle içinde “korku” ve “panik” gibi unsurların öne çıkması şaşırtıcı değildir; hatta çoğu zaman kaçınılmazdır. Ancak oradaki inisiyatifli devrimcilerin işleri organize etmeye başlaması ve panikteki insanları da sakinleştirip bu işlerin bir parçası haline getirmesi, ortamın hızla kontrol altına alınmasını sağlayacaktır.

Felaketler, katliamlar, büyük acılar sözkonusu olduğunda en önemli unsur, kişinin kendisiyle ilgilenmesine, kendi korku ve acısıyla başbaşa kalmasına izin vermemektir. Kendi acılarıyla başbaşa kalanlar, sonrasında bunları atlamazlar. Psikologların bu tür durumlarda genel tavsiyesi, “anlatın”, “paylaşın” türü, yine bireyin kendi içine dönmesine neden olan yöntemlerdir.

Oysa birey, kendisiyle uğraşmayı bırakıp yüzünü topluma, başkalarının acılarına çevirdiği anda İYİLEŞMEYE BAŞLAR. Yaralılarla uğraştığında, kriz geçirenleri sakinleştirdiğinde, kendi getirdiği kişilerin sağ-salim ve iyi durumda olup olmadıklarını kontrol etmeye başladığında, şehitlerin ailelerine yardım etmeye çalıştığında, kendi acılarının üzerine çıkabilir. Daha büyük acılara bakmak, kendi acısını hafifletir.

İkinci önemli unsur ise, katliam anında orada olsun ya da olmasın, katliamla ilgili yapılan eylemlere katılmaktır. Cenaze törenleri, mitingler, grevler, protesto gösterileri… Yaşanan katliam ne kadar büyükse, protesto eylemlerine katılım da o kadar büyük olmalıdır. O kadar daha fazla kitle katılmalı, o kadar güçlü ve etkili protesto eylemleri örgütlenmelidir. Yaşanan ACININ HESABI SORULMALIDIR.

Ankara katliamında, bombanın patlamasından saniyeler sonra “katil devlet”, “katil Erdoğan” sloganlarının atılması doğru bir başlangıçtı. Sonrasında her aşaması ayrı bir mücadeledir. Atılan gaz bombalarına karşı ya da ambulansların gelmesi için sürekli devletle karşı karşıya gelinmiş, hastanelerin, morgun önü eylem alanlarına çevrilmiştir. Kitleler kendiliğinden biçimde, katliama karşı “hesap sorma” duygusunu kuşanmışlardır.

Burada en önemli eksiklik, katliam sonrasında sendikalar ve kitle örgütlerinin, güçlü protesto eylemleri örgütlemede zayıf kalmalarıdır. Aynı akşam yapılan eylemler, çok daha güçlü ve etkili hale getirilebilirdi. Mesela Ankara’da meclise yürümek, İstanbul’da Taksim’e girmek kararlılığıyla kitle yönlendirilebilirdi. Böylesi büyük saldırılara karşı, eylem ne kadar güçlü olursa, acılar o kadar azalır.

Hemen ilk anda, sendikaların iki günlük grev kararı alması son derece önemli ve doğru bir karar olmuştur. Ancak sonrasında, mesela bir hafta sonra çok daha güçlü bir miting yapma kararı alınabilirdi. Bu yönde öneriler ve ısrar da oldu.

Ya da cenaze törenleri toplu halde yapılabilirdi. Her bir cenaze törenine binlerce insan katıldı. Tıpkı oradaki yardım faaliyetinin daha örgütlü hale getirilmesi gibi, protesto eylemlerinin de daha güçlü ve daha örgütlü hale getirilmesi mümkündü.

Bu eksiklik, kitlenin acısını haykırma, öfkesini dökme olanağını sınırlamıştır. Bu nedenle, hem sonrasında çekilecek acı katmerlenmiştir, hem de toplumsal olarak üzerimize sinen ağırlık artmıştır.

* * *

Yaşadığımız hiçbir toplumsal sorunun, bireysel çözümü yoktur. Katliamların yarattığı acıların da çözümü bireysel olarak yapılacak şeyler değil, toplumsal hareketin bir parçası olmaktır. Yardım çalışmalarına katılırken de, katliam karşısında acımızı-öfkemizi haykırırken de…

Bu yapılmadığı koşulda, kişisel ya da toplumsal “travmalar”ı atlatmak mümkün olamaz.

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …