“Saygın tutum!”

ozgecan

Diyarbakır’da okuldan dönen 14 yaşında bir kız çocuğunu ıssız bir köşeye çekiyor. Kafasına taşla vurarak bayıltıyor, döverek tecavüz ediyor. Kız korkusundan kimseye bir şey söyleyemiyor. Ama hamile kalıyor. Ailesi sıkıştırınca, gerçek ortaya çıkıyor.

Adam kendisine öğretilenleri mahkemede başarıyla uyguluyor. Hakimin karşısında elleri önde birleştirilmiş biçimde saygıyla duruyor. Takım elbise giymiş, kravat takmış. Mahkeme onun bu “saygın tutum”unu dikkate alıyor. İddianamede 43.5 yıl istenen dava için, mahkeme 11 yıl ceza veriyor. 14 yaşındaki kızın kafasına “saygın” biçimde taşla vurduğu için, kıza “saygın” biçimde tecavüz ettiği için, mahkemede “saygın” biçimde durduğu için, mahkeme tecavüzcüye “saygın tutum” indirimi yapıyor.

İşlediği suçun 43,5 yıl olan cezası, bütün bu “saygın tutum”ların karşılığında 11 yıla indiriliyor.

Dahası, mahkeme bu indirimleri yaparken, bir unsuru daha dikkate alıyor. Tecavüze uğrayan kızın “ruh sağlığının bozulmadığı”na karar veriyor! 14 yaşındaki bir çocuk tecavüze uğruyor, ama ruh sağlığı bozulmuyor! 14 yaşındaki bir çocuk, hamile kalarak çocuk doğuruyor, ama ruh sağlığı bozulmuyor! Bu çocuğun ruh sağlığının bozulması için daha ne yaşaması gerekiyor? Mahkeme bu konuda bir görüş beyan etmiyor!

Bir “saygın tutum” da Deniz Değer davasında ortaya çıkıyor. Yalnız yaşayan genç bir kadın Deniz Değer. Cihangir’de tek başına bir evde oturuyor. Bir gece, eve pencereden giren bir tinerci hırsız, önce Deniz’e saldırıyor, ellerini telefonun kablosuyla bağlayarak işkence yapıyor, tecavüz ediyor, vahşi biçimde dövüyor, can çekişirken bırakıp, evi soyarak kaçıyor.

Tecavüzcü katilin üzerindeki devlet koruması, en başından itibaren kendisini gösteriyor. Olayı basına bir hırsızlık-cinayet olarak veriyorlar; böylece tepkinin artmasını önlemeye çalışıyorlar. Davanın seyri de, tecavüzcünün korunması yönünde değiştiriliyor. Tecavüzcü katil, gözaltına alındığı andan itibaren, her aşamada verdiği ifadede, olayı olduğu gibi anlatıyor. Yani eve pencereden hırsızlık için girdiğini, Deniz Değer’le karşılaştıktan sonra ona işkence ve tecavüz ettiğini, cançekişirken bırakıp gittiğini, her aşamada tekrar tekrar söylüyor.

Ama hapishanede geçen birkaç ayın sonunda, ifadesini değiştiriyor. Deniz’in sevgilisi olduğunu, onu “erkekliğine hakaret ettiği için” öldürdüğünü anlatıyor mahkemede. Hem de son derece ayrıntılı bir hikaye eşliğinde.

Geçen süre içinde, ihtiyacı olan eğitimi almış durumda! “Erkekliğime hakaret” dediği anda cezanın azalacağını anlatmış birileri… Belki hapishanedeki kendisi gibi tecavüzcü arkadaşları, belki gardiyanlar, belki avukatları… Hukuk sistemini öğretmişler bu katile! Tanımadığı bir kadını öldürünce ağır ceza alacağını, sevdiği bir kadını öldürdüğünde ise affedileceğini öğrenmiş. Kendisinin “erkekliği”nin, kadının canından daha değerli olduğunu anlamış. Devletin tecavüzcüyü koruduğunu, hakimin “takdir” yetkisinin tecavüzü “takdir” etmek anlamına geldiğini görmüş.

Erkek arkadaşını öldüren bir katil, cinayetten ceza alıyor bu ülkede, kadın arkadaşını öldüren bir katil ise, beraat ettiriliyor. Dayak yiyen ya da tecavüze uğrayan bir kadın, kendisine bu saldırıyı gerçekleştiren erkeği öldürdüğü zaman ağır ceza alıyor, ama erkek tecavüz ettiği ya da dövdüğü kadını öldürdüğünde, hapse bile girmiyor çoğu zaman.

Kadın katillerinin ödüllendirildiği bir hukuk sistemi bu! Yeter ki, kadın katili “erkekliğime hakaret etti” diye ifade versin; anında geliyor ceza indirimi. Ya da başka bir bahaneler… Mesela telefonda çok konuştuğu için öldürülen kadınlar var bu ülkede. Kısa etek giydiği ya da yemeği yaktığı için… Mesela Deniz Değer, Cihangir’de tek başına yaşadığı için zaten haketmişti(!) öldürülmeyi… Tecavüz edilen kadın, dar kot giyiyorsa eğer, belki de “rıza”sı vardır bu tecavüzde! 13 yaşındaki Mardinli N.Ç., 26 kişinin tecavüzüne kendi “rıza”sıyla uğramıştı! Siirt’te, bir paket çubuk kraker karşılığında 100’den fazla kişinin tecavüzüne uğrayan 13 ve 14 yaşlarındaki kız çocukları da öyle!

Ve mahkemeler… Karşısındaki kravatlı, takım elbiseli adamın, bir kız çocuğuna tecavüz edemeyecek, tecavüz etse bile o çocuğun “ruh sağlığını” bozmadan gerçekleştirecek kadar “saygın” olduğuna karar verip, indirimi basıyorlar büyük bir hızla ve seve seve…

Oysa hukuken “saygın tutum” indirimi diye bir şey yok! Çünkü genel olarak mahkemeye saygılı davranılması gerekiyor. Saygılı davranmayanlar için zaten ceza arttırımı yapılıyor, hatta yeni davalar açılıyor. Yani kadın cinayetleri sözkonusu olduğunda, kendi yasalarına bile çiğneyerek “saygın tutum” diye uyduruk, hukuk-dışı bir tanımlama ile indirime gidebiliyorlar!

 

Özgecan’ı unutmayalım!

Her geçen gün tecavüzler ve kadın cinayetleri artıyor. Ancak aldıkları cezalar, giderek daha fazla azalıyor. Mücadele geriye düştükçe, toplumsal muhalefet azaldıkça, kadın cinayetleri ve tecavüzleri, daha yaygın ve meşru bir hale getiriliyor.

Bunu durdurmanın tek yolu, mücadeleden geçiyor.

İki yönlü bir mücadele olmalı bu. Bir yanı, kadın cinayetlerine karşı yükseltilecek tepkidir. Tıpkı Özgecan’ın katledilmesinde olduğu gibi, cinayet karşısında kitleler sokaklara döküldüğünde, katili hemen bulmak zorunda kalıyorlar. Üstelik kadın cinayetlerindeki standart “haksız tahrik” ve “saygın tutum” indirimlerini de uygulayamıyorlar.

Bu mücadelenin yükselmesi, yasaların değişmesinden uygulamadaki çarpıklıkların giderilmesine kadar pek çok kazanım getirecektir. Televizyon ekranlarından, kadına dönük her türden saldırganlığın “dizi” ya da “reklam” adı altında ve bombardıman halinde yağmasının engellenmesi, bu kazanımların bir parçası olmalıdır.

Diğer yanda ise, genel olarak toplumsal mücadelenin, kitle hareketinin yükselmesi büyük bir önem taşıyor. Bugün yaşadığımız en önemli sorun, toplumsal mücadelenin düzeyidir. Kürt hareketi önemli bir yükseliş yaşamaktadır, ancak diğer alanlarda toplumsal mücadele genel olarak zayıf, daha da önemlisi, devrimci önderlikten yoksundur.

Hak gasplarına karşı ya da özgürlükler için verilen mücadele, kadın sorununun çözümünde önemli bir mesafe katedilmesini sağlar. Kadın ve erkek emekçilerin, burjuvazinin saldırılarına karşı birlikte direnmesi, toplumsal şekillenişi değiştirir. Erkek emekçi, birlikte mücadele ettiği kadın emekçiye saygı duymayı, onu dikkate almayı öğrenir. Eşitlik belki tam anlamıyla kurulamaz, ancak kazanımlar gözardı edilmeyecek düzeye çıkar.

Kürt hareketinin, genel olarak kadın sorununda aldığı mesafe, ‘90’lı yıllarda yükselen kadın gerilla mücadelesi ile, son birkaç yılda Rojava ile birlikte tırmanan özgürlük mücadelesi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu süreçte Kürt kadınlarının edindiği haklar, kendilerine bahşedilen değil, devlete karşı ölümüne savaş içinde edinilen haklardır. 

Sınıf mücadelesi, bu hakları çok daha güçlü biçimde kazanmayı sağlar. Burjuvaziye karşı sınıfsal mücadele, kadın emekçi ile erkek emekçinin daha doğru, daha sağlıklı, daha eşit ilişkiler kurmasının zeminini yaratır.

Kadın cinayetleri insanlık suçudur! Bu suçu işleyenler en ağır biçimde cezalandırılmalıdır! “İyi hal”, “saygın tutum” vb. isimler altındaki indirimler asla uygulanmamalıdır! Diğer taraftan toplumsal mücadelenin yükseltilmesi sürecinde, kadın-erkek ilişkilerinin daha doğru bir zemine oturması sağlanmalıdır.

Bunlara da bakabilirsiniz

Hasta tutsaklar için İsviçre’de eylem

Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan sorunlara dikkat çekmek, hasta tutsakların serbest bırakılması talebini yükseltmek ve tecrit ve …

Depremin yıldönümünde protesto gösterileri: Unutmadık, affetmeyeceğiz!

6 Şubat gecesi saat 4.17’de meydana gelen ve yüzbinlerce insanın ölmesine neden olan depremlerin birinci …

Son sözü hep direnenler söyler!

Maraş’tan Hatay’a bölgeyi kaplayan depremin üzerinden 1 yıl geçti. Sorunlar, üzerine yenileri eklenerek büyüdükçe büyüyor… …