İşkenceler, gözaltılar bizleri yıldıramaz!

1-mayis-pdd

Beklenen gün geldi. Sabah buluşma yerinine doğru ilerliyorum. İlerlerken bir taraftan da etrafı, polisin konumlanışını, kapatılan yerleri gözlemliyorum. Mecidiyeköy’ü geçen yılki gibi tamamen kapatmamışlar! Yaya geçişleri ve araba geçişleri yapılıyor.

Buluşma yerindeyim. Diğer yoldaşlar da geliyor. Son hazırlıklarımızı gözden geçiriyorduk ki, slogan sesleri duyduk. Gayrettepe tarafından kortejler oluşmuş, kitle bize doğru geliyor. Pankartımızı flamalarımızı açıp katılıyoruz kitleye. Sloganlar coşkulu ve oldukça gür atılıyor. Mecidiyeköy Meydanı’na vardığımızda, polisler gazbombaları ve plastik mermilerle karşılıyor bizi. O kadar seri bir biçimde üzerimize atılıyor ki, gaz bulutundan göz gözü görmüyor. Vücudumuza sayısız plastik mermi çarpıyor.

Bu haldeyken bile pankartımızı açık tutmaya çalışıyoruz. Akrepler iyice yaklaşınca çekiliyoruz. Arkamızdan gazbombaları plastik mermiler takır takır seri şekilde geliyor. Sol tarafa giriyoruz. Kitlenin bir kısmı sağa sapıyor. Biraz ilerledikten sonra kalabalık kitlenin çekildiği yöne doğru gidiyoruz. Amacımız onlarla buluşup tekrar caddeye çıkmak. Ama buluşamadık. Polisler daha önceki eylemlerden farklı olarak kitleyi olabildiğince uzağa püskürtüğü gibi, ara sokaklarda da eylemci avına çıkmıştı.

Ara sokaklarda biraz dolaşarak yeniden kitlelerin toplanmasını bekledik. Fakat eylemci gruplarla karşılaşmadık. Caddeye çıktık. Caddeye yakın sokakalarda bekleyen küçük gruplar vardı. Pankartımızı açıp “Yaşasın 1 Mayıs!”, “Taksim 1 Mayıs alanıdır!”, “1 Mayıs kızıldır kızıl kalacak!” sloganlarını atarak ilerlemeye başladık. Polislerle aramızda 5-6 metre kadar bir mesafe var. Biz sloganlarımızı haykırıyoruz. Polisler de basının yanında durmuş bekliyorlar. Beş dakikaya yakın sloganlarımızı haykırdık.

Sonra sivil polisler yaklaştı. Amirlerinin “alın bunları” demesiyle üzerimize atıldılar. Bir yandan bizi zaptetmeye çalışırlarken, bir yandan da pankartı elimizden almaya çalışıyorlar. Zar zor yere yatırdılar. “Baskılar bizi yıldıramaz!”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” sloganlarını haykırıyoruz. Üzerimde iki polis, kolumu bükmeye çalışıyor. Ve üzerime oturuyorlar. Kafama ayaklarıyla basıyorlar. Zaman zaman üzerimden atmaya çalışsam da tekrar bastırıyorlar. Yoldaşım da az ilerimde aynı muameleye maruz kalıyor. Sloganlarımız hiç susmuyor. Basın ve etraftan geçenler cep telefonuyla bizi çekiyor. Polisler hem basına, hem de halktan insanlara “çekmeyin, çekip gidin” şeklinde kızıyorlar.

Bu süreç yaklaşık 15 dakika devam etti. Sonra bizi yan tarafta duran itfaye arabalarının arkasına götürüp yere yatırdılar. Beş dakika kadar da burda bekletildikten sonra, arabaya bindiriliyoruz. Mecidiyeköy Karakolu’ndayız. Duvara dönmemizi söylüyorlar. “Dönmeyeceğiz” diyoruz, “arayacaksanız böyle arayın.” Bir kaç sefer tekrarlıyorlar. Dönmeyeceğimiz konusunda kararlı olduğumuzu görünce vazgeçiyorlar. Bu kez de “kollarınızı kaldırın” diyorlar. Kaldırmayacağımızı söylüyoruz. Polislerden biri “ne inat şeysinin, kaldırın yoksa bana onur kırıcı şeyler yaptırmayın” diyor. “Kaldırmayacağız ne yapacaksanız yapın” diyorum. Bundan da vazgeçerek kendileri tek tek kollarımızı kaldırarak arama yapıyorlar. Ceplerimizde ne varsa alıyorlar. Sıra ayakkabılarımıza geliyor. “Çıkarın” diyorlar. Çıkarmıyacağımızı belirtiyoruz. Amirleri içeri girerek “bırakın, çıkarmıyorlarsa çıkarmasınlar” diyor.

Kayıt işlemleri yapılıken “avukatımıza ve ailemize haber vereceğimizi” söyledik. Bunu bir kaç kez belirttik. Her seferinde “sizi başka bir ekibe vereceğiz, orada arasınız” dendi. Bırakalım avukatımızı aramayı, çalan telefonlarımıza cevap vermemizi dahi engellediler.

Kayıt işlemleri bittikten sonra bizi aynı arabaya bindirerek Şişli Meydanı’nda başka bir ekibe devrettiler. Burada da arkamızı dönmemizi istediler. Dönmeyeceğimizi söyleyince ısracı olmadılar. Üzerimizi kabaca aradılar. Ters kelepçe takarak arabaya bindirdiler. Arabada 7-8 kişi daha vardı. Hepsi de Şişli civarlarında alınmışlardı. İki saat kadar burada bekletildik. Tuvalet ihtiyacı olan arakadaşları tuvalete götürmediler. Bu yüzden bir kaç kez tartışma yaşandı. Keza kelepçesi sıkan arkadaşların kelepçelerini gevşetmeleri için de çok tartıştık, ardından gevşetiler.

Bayrampaşa Hastanesi’ne götürüldük. Buradaki işlemler bittikten sonra Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne getirildik. Yine arabada kelepçe işkencesi devam etti. Gevşetmelerini söylediğimizde “plastik kelepçe, makas yok” diyerek geçiştirdiler. “15 dakika sonra gevşeteceğim” deyip gelmiyorlardı. Isralı tartışmalar üzerine gevşettiler.

Akşam saat 6.30 civarlarında  avukatlarımız geldi. Ters kelepçe işini çözmeye çalıştıklarını belirttiler. Avukatların müdahalesiyele kelepçeler çıkarıldı. Biz öğlen saat 11.30 civarında gözaltına alınmıştık. Sabah saat 9 gibi alınan arkadaşlar vardı. O saate kadar ters kelepçe işkencesi devam etti. Bir süre sonrada “işlemlerinizi yapıp sizi bırakacağız” dediler. Üst katlara çıkardılar. Eşyamızı verdiler. Hiç bir tutanağa imza atmadık. Hastaneye getirildik. Kontrolden sonra gece saat 1.30 gibi bırakıldık.

İşkenceler, gözaltılar bizleri yıldıramaz! Ne yaparlarsa yapsınlar, 1 Mayıslar’daki Taksim yasağını tanımayacağız! Pankartlarımız ve sloganlarımızla Taksim’e yürümeye devam edeceğiz!

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …