Gerici-faşist çeteler silahlandırılıyor;DİRENMEK HAKTIR!

AKP-silahlanma

AKP, uzunca bir süredir kendi paramiliter güçlerini oluşturuyordu. “Osmanlı Ocakları”, SADAT gibi kendine bağlı silahlı çete örgütlenmelerle muhalif güçlere gözdağı vermeye başlamıştı. 15 Temmuz’da Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa çıkanlar da asıl olarak bu çetelerdi. Teslim olan askerleri kamçılayan, boğazını kesen… “Halk darbeyi önledi” hamaseti ile bu katiller ordusunu aklamaya çalıştılar. Vahşice katledilen askerlerin aileleri, çocuklarını teşhis bile edemedi. Ama katilleri hala ortada yok!

15 Temmuz sonrası bunu daha açık biçimde yapıyorlar. Önce Suriye’ye karşı cihadçı yetiştirmek için kurulmuş SADAT’ın başında bulunan Ahmet Tanrıverdi, “Cumhurbaşkanı başdanışmanı” yapıldı. “Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı”nın yerini, bu özel birlik aldı.

Sonra Erdoğan’ın başdanışmanı Şeref Malkoç, “darbeye teşebbüs edenlere karşı meşru müdafaa” kisvesi altında, silahlanmayı yasal hale getireceklerinin sinyalini verdi. “Ruhsatlı silah alımının önündeki engelleri kaldırmaya çalışacağız” dedi.

OHAL ilanından sonra AKP’nin bir Kanun Hükmünde Kararaname (KHK) ile silah ruhsatı alımını kolaylaştırmayı planladığı anlaşıldı. O günden bu yana silahlanma konusunda da epeyce yol aldılar

 

Silahlanmanın gerçek hedefi

Zaten internet üzerinden “AkSilahlanma”, “AkMilitanlar” adıyla silahlanma çağrıları yapılıyordu. “Osmanlı Ocakları 1453” denilen bir derneğin başkanı Emin Canpolat, “bizimle hareket eden tüm kardeşlerimize duyurumuzdur. Vatan için, Bayrak için, Erdoğan için silahlanın” diye sosyal medyadan çağrı yapıyordu.

Melih Gökçek bir televizyon yayınında, silahlanma çağrıları duyduğunu, bunu gizlemenin gereksiz olduğunu söylüyordu. Ve coşkuyla ekliyordu: “Muazzam bir silahlanma oldu. Pompalı tüfeği alan evine atıyor. Sen yarın bir darbe yapmaya kalksan, senin elinde piyade tüfeği, keleş varken bu kalkıp pompalı tüfeğiyle gelmeyecek mi?”

Güya yeni bir askeri darbeye karşı halk silahlanıyordu! Ama “piyade tüfeği”nin yanına “keleş”i ekleyerek, asıl Kürt hareketine gözdağı veriyordu. Ayrıca darbeciler “piyade tüfeği” ile değil, F-16’larla saldırmıştı. Yani “pompalı” ile askeri darbeyi durduramayacağı açıktı. Kaldı ki, 15 Temmuz sonrası orduda üst düzey subayların yarısı tasfiye olmuş, her komutanlık farklı bir bakanlığa bağlanarak “emir-komuta birliği” yok edilmiş, darbeye bir biçimde bulaştığı belli olan kuvvet komutanları ve genelkurmay başkanı yenik komutanlar olarak AKP’ye boyuneğer hale getirilmişti. Bu koşullarda isteseler de yeni bir darbe yapmaya mecalleri kalmamıştı.

Fakat “darbe tehlikesi”ni canlı tutmak, işlerine geliyor. Sözde darbecilere karşı yapıldığı iddia edilen OHAL’in üç aylık uygulamalarına bakmak, bunu görmek için yeterlidir. Dolayısıyla silahlanmanın hedefinde de başta Kürt hareketi olmak üzere komünist ve devrimciler, Aleviler, tüm muhalifler vardır.

Bunu tarihsel deneyimlerimizden de biliyoruz. Ama buna da gerek yok. Son aylarda yapılanlar, zaten hedefte kimlerin olduğu pratik olarak da gösteriyorlar. 

 

Silahlanmanın resmi kılıfı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu hedefi daha açık biçimde ifade etti. Kürt illerinde birkaç AKP’liye yapılan saldırıyı bahane ederek, parti yetkililerine silahlı ruhsat vereceklerini, “korucu”ları uzun menzilli silahlarla donatarak “koruma görevlisi” yapacaklarını duyurdu.

 Zaten valilere verilen yetkiyle başta AKP’liler olmak üzere gerici-faşist kesimlere sınırsız biçimde silah ruhsatı verildiği açığa çıktı. Manisa’dan sonra Rize’ye atanan vali Erdoğan Bektaş “Manisa’da iki yılda verdiğim silah ruhsatının beş katını Rize’de üç ayda verdim” diyordu. Edirne Valiliği’nin de 10 bin lira bağış karşılığında, herkese silah ruhsatı dağıttığı öğrenildi.

Ellerinde ordu, polis gibi resmi silahlı güçler var. 15 Temmuz sonrası polis teşkilatını daha da güçlendirdiler. 7 bin olan Özel Harekat Timleri’nin sayısı,15 bine çıkartıldı, görev alanları genişletildi, askerin olduğu bölgelerde de görev yapabilecekler. Bunlar artık KPSS ile değil “mülakat”la alınıyor. Ayrıca polisi de ağır silahlarla donatıyorlar. Emniyet Genel Müdürlüğü, “Cobra” adı verilen, üzerine ağır makineli tüfek monte edilebilen 20 zırhlı araç sipariş edildiğini açıkladı. Polis, orduya paralel bir silahlı güç haline getirildi.

Ama bunlar yetmiyor. Kontra örgütlenmeler, cihatçı çeteler, özel birliklerle, tepeden tırnağa silahlanıyorlar. Her zorba, faşist diktatör gibi kendi ordularını kuruyorlar. 

Yaptıkları zulüm, işkence, sömürü ve baskı büyüdükçe, korkuları da büyüyor! Bunca zulüm ve sömürü karşısında birgün insanların mutlaka patlayacağını biliyorlar çünkü. Yeni isyanlardan, ayaklanmalardan korkuyorlar. İşçi ve emekçilerden, ezilen halklardan korkuyorlar.  

 

Tetikçiler sahnede…

Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Yardımcısı Bülent Tezcan, silahlı saldırıya uğradı. Önceden planlandığı belli olan bu saldıyı gerçekleştiren kişi, Tezcan’ı HDP kongresinde ayağa kalktığı için vurduğunu söyledi. İfadesinde “Cumhurbaşkanı hakkında konuşuyordu… ‘Reis hakkında düzgün konuş’ dedim, o da bana ters bir cevap verdi, ateş ettim” diyor.

“Reis” hakkında konuşmak; ateş açmak, yaralamak, öldürmek için yeterli sebep! Topluma verilen mesaj bu. CHP nezdinde tüm muhalif kesimlere gözdağı veriliyor.

Geçtiğimiz aylarda bir asker cenazesinde Kılıçdaroğlu’nun önüne mermi fırlatmışlardı. CHP Bolu İl Başkanı’na saldırmışlardı. CHP’yi HDP’ye destek vermekle suçlamaları, gerici-milliyetçi kitleleri arkasın alıp, saldırılarına meşru bir zemin yaratmak içindir. CHP’yi daha geri noktaya çekme, tamamen etkisizleştirme girişimidir.

Bu saldırılar CHP ile sınırlı değil. Öncesinde Hürriyet gazetesini bastılar, Ahmet Hakan’ı dövdüler. Sedef Peker gibi mafya liderleri, akademisyenleri “kan banyosu” ile tehdit etti. Can Dündar’a mahkeme önünde silahlı saldırı gerçekleşti vb…Ve bunu yapanlar serbest bırakıldı. Hatta ödüllendirildiler.

Hürriyet’i basıp, gazetecileri dövdüren AKP gençlik kolları başkanının AKP’li vekiller tarafından nasıl alkışlarda karşılandığını gördük. Yaptıklarının mükafatı olarak, önce milletvekili, sonra bakan yardımcılığına getirildiğini biliyoruz.

Bunun verdiği pervasızlıkla şimdi sosyal medyada “Reis, vur de vuralım, öl de ölelim” diye böğürüyorlar. Planlı bir şekilde bir milletvekiline kurşun sıkabiliyorlar. Ve polislerin arasında tehditler savurmaya devam ediyor, bir kahraman edasıyla durabiliyorlar.

 

Faşizme direnmek haktır

Görüldüğü üzere yasal, yasa-dışı her biçimde silahlanıyor, silahlı çeteler kuruyor ve saldırılar düzenliyorlar. Bunlar bir nevi “ısınma turları!” Simgesel kişi ve kurumlara saldırarak, gözdağı ve sindirme mesajları… Asıl olarak büyük katliamlara hazırlandıklarını görmemek için kör olmak gerek. Şimdiden ellerine adresler, isimler verilmiştir. İşaret geldiğinde ortalığı kan gölüne çevireceklerdir

Ağızlarını her açışlarında “iç savaş tehlikesi”nden bahsedenlerin, iç savaşı nasıl örgütledikleri, hatta onu bizzat hazırladıkları çok açık değil mi?

Peki bunun karşısında ne yapacağız?

Salhaneye salınarak giden koyunlar gibi, birer birer kasabın bıçağının altında can vermek istemiyorsak, DİRENECEĞİZ. Bulunduğumuz her yerde faşizme karşı BİRLEŞECEĞİZ! Semtte, okulda, işyerinde, bu çetelere karşı kendimizi, değerlerimizi SAVUNACAĞIZ!

Bunun için şimdiden “savunma komiteleri”nde biraraya gelmeli ve elimizdeki tüm araçlarla direnişi örgütlemeliyiz. Savaşa ve faşizme karşı direnmek haktır. İnsan olmanın ve insan kalabilmenin bir gereğidir. Tarih, faşizme boyuneğenlerin nasıl düşkünleşip insanlıktan çıktığını; direnenlerin ise insanlığı nasıl yüceltip geleceğe taşıdınığı gösteren örneklerle doludur.  

Biz de direnenlerin mirasının sürdüreceğiz! “Diz çökerek yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir” diyenlerin izinden gideceğiz!..

“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

Akarsuyun,

      meyve çağında ağacın,

       serpilip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına;

                       -Çürüyen diş, dökülen et-,

 bir daha geri dönmemek üzere

yıkılıp gidecekler.

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle;

işçi tulumuyla

 Bu güzelim memlekette HÜRRİYET…

 

Bursa’da havlucu Recep’e,

Karabük fabrikasındaki

tesfiyeci Hasan’a düşman,

Fakir köylü Hatçe kadına,

Irgat Süleyman’a düşman,

Sana düşman, bana düşman,

Düşünen insana düşman

Vatan ki bu insanların evidir, sevgilim,

Onlar vatana düşman…”

Bunlara da bakabilirsiniz

İEB direnişteki LC Waikiki direnişini ziyaret etti

İşçi Emekçi Birliği Esenyurt-Esenkent’te fabrika önünde direnişlerini sürdüren LC Waikiki işçilerini ziyaret etti. Direnişin 5. …

Ahmet Şoreş ve Fırat Neval ölümsüzdür!

Rojava’da 3 Ocak günü MİT tarafından düzenlenen bir saldırıda katledilen MLKP komutanı Zeki Gürbüz (Ahmet …

Çin’in hegemonyası yayılıyor

TİKB(B) 6. Konferans Belgeleri’nde bulunan ve “Devrim Günceldir” adlı kitapta yeralan bir bölümü, güncel ve …