Karanlıkları yara yara ÇIKACAĞIZ AYDINLIKLARA!

56kapak

Saldırılar yeni bir boyuta sıçradı. Diyarbakır Belediyesi eşbaşkanları ve ardınan HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanması; aynı günlerde Cumhuriyet gazetesi yazarlarının da gözaltına alınıp tutuklanmaları, bir süredir gemi azıya alınan saldırılarda bir sıçramaydı ve artık yeni bir döneme girildiğinin işaretiydi.

Saldırı, sadece Kürt halkına ve onların temsilcilerine yönelik değil; laik-burjuva demokrat kesimleri de kapsıyor. Kurulduğu günden beri düzenin belkemiği olan CHP de topun ağzında. Bir süredir CHP’ye dönük saldırılar, en son genel başkan yardımcısının silahla vurulmasına gelip dayandı. 

Bu saldırılar karşısında tabanın artan baskısı, CHP yönetimini bir şeyler yapmaya zorladı. Parti Meclisi toplandı ve bir bildirge yayınlandı. AKP’yi sertçe uyarmakla yetinen CHP, tabanın öfkesini yatıştıramadı. Dönem, CHP’liler için bile, sözün bittiği yerdeydi artık. Bildirgelerle uyarma zamanı geçmişti.

Almanya’da Naziler’in iktidara gelişini çarpıcı şekilde özetleyen bir papazın sözleri ünlüdür: “Önce Yahudileri götürdüler, ses çıkarmadık; sonra komünistleri götürdüler, ses çıkarmadık… sıra bize geldiğinde, ses çıkaracak kimse kalmamıştı” diyen sözleri, kulaklara küpe olmalıdır.

Faşizm kendi dışında herkese düşmandır. Sıranın gelmesi beklenmeden harekete geçilmezse, çok geç kalınmış olur. 

Eşbaşkanları, grup sözcüleri tutuklanan HDP’li vekiller, “yasama görevlerini yapmama” kararı aldıklarını açıkladılar. Zaten göstermelik olan meclis, OHAL’le birlikte fiilen kalkmıştır. AKP, ülkeyi Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yönetiyor. OHAL kapsamında olmayan bir çok konuda KHK çıkarıyor ve yürürlüğe koyuyor. Yani meclisteki partileri tamamen işlevsiz kıldı. Meclisin halen açık tutulmasının, işliyormuş gibi gösterilmesinin AKP dışında kime ne faydası var?

Haklarını yemeyelim, mecliste çalışan bir “komisyon” bulunuyor! Adı, “15 Temmuz darbesini araştırma komisyonu”! Komisyonun başkanı, Gülen Cemati’ne yakınlığı ile bilinen Ergenekon davasının savcısı, şimdinin AKP milletvekili Reşat Petek. Komisyonda çoğunluğu oluşturan AKP’li vekillerin çoğu Cemaat’le bağlantılı.

Öyle bir komisyon ki, çağırdıkları kişiler bile ciddiye alıp gelmiyor. Eski genelkurmay başkanı Necdet Özel, “soruları göndersinler yanıtlayım” diyor mesela. Bilinen bir sözdür; “bir meselenin üzerini kapatmak istiyorsan, komisyona havale et” denir. AKP’nin “FETÖ” ile mücadelede ne kadar inandırıcı olduğunu görmek için, bu bile yeter.

Böyle bir komisyonda, böyle bir mecliste kalmak, sadece demokrasicilik oyununu sürdürmek değil, AKP’nin suçuna ortak olmaktır. AKP ve Erdoğan’ın paravan olarak kullandığı her şey yıkılmalı, “kral çıplak” denmelidir.

                         * * *

Yalnızca yasama değil, yargı da yok hükmünde. Şimdi utanmadan HDP’li vekillere “niye ifade vermeye gitmediniz” diyorlar. Ve sanki o yüzden tutuklanmışlar gibi yapıyorlar.

Erdoğan’ın 17-25 Aralık soruşturmasında oğlunu ifadeye çağıran savcılara “sıkıysa gelip alsınlar” diye meydan okumasını, sonra da arabasına alıp dolaştırmasını kimse unutmadı. Keza MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı “mahkemeye gitme” diye uyaran, sonra da yasayı değiştiren, yine Erdoğan’dı. Anayasa Mahkemesi’nin kararına bile “saygı duymuyorum, beni bağlamaz” diyen de Erdoğan’dı.

Onun saygı duymadığı, güvenmediği ve gitmediği bir yargıya, HDP niye güvenip gitsin? 

Erdoğan’la birlikte çay toplayan, onun karşısında düğmesiz cübbesini iliklemeye çalışan, adli açılışı bile KaçAK Saray’da yapan bir yargıya, kimse güvenmez!

Son olarak üniversiteler de Erdoğan’a bağlandı. Önce meclise getirdikleri bu değişiklik, oradan geçmeyince, KHK ile halledildi. Yaklaşık üç aydır, Boğaziçi Üniversitesi’nde yüzde 86 oyla birinci olan eski rektör Gülay Barbarosoğlu’nun atamasını bekleten Erdoğan, kendini zorlayan bu oyuna da son verdi. Zaten seçilenler içinden çoğunlukla ikinci ya da üçüncü kişiyi atıyordu. Bu da tartışmalara neden oluyordu. Şimdi deniyor ki, “seçimler üniversiteyi karıştırdığı için kaldırdık!”

Varlığını seçimlerle açıklayan bir parti ve liderinin geldiği nokta budur. Göstermelik kurumların, oturmuş kuralların, yazılı yasaların iflas ettiği noktadır burası.

         * * *

Koyuluğu giderek artan bir karanlık, sonu belirsiz kaotik bir ortam var. Bu durum karamsarlığa ve umutsuzluğa yol açıyor. Aydın ve sanatçılarda, laik orta-küçük burjuva kesimlerde “ülkeyi terketme” isteği daha sık duyulur oldu. “Ne olacak bu memleketin hali”nden, “bu memlekette yaşanmaz”a varanlar arttı. Özellikle gençler arasında bu daha yaygın. 12 Eylül’ün ilk yıllarında yaşanan “beyin göçü”, yeniden ve yoğun biçimde görülüyor.

Cumhuriyet yazarları ile HDP’li vekillerin tutuklandığı günlerde, Nazım Hikmet’in “hava kurşun gibi ağır” dizeleri çok sık tekrarlandı. Ama arkası getirilmedi. Oysa Nazım, bu dizenin ardından “hava toprak gibi gebe” diyordu. Ve yanma pahasına kurşun eritmeye çağırıyordu herkesi.

Direnişin olduğu yerde umutsuzluğa yer yoktur! Cumhuriyet gazetesinin önü direniş yerine döndü. HDP’li vekiller direnerek alındı. OHAL’den sonraki en kitlesel gösteriler, tutuklamaları protesto için yapıldı. Tüm saldırılara rağmen kitleler sokağa çıktı, polisle çatıştı. 

“Karanlığın en koyu anı, şafak sökmeden önceki andır” sözünde olduğu gibi, “havanın kurşun gibi ağır” olduğu bir anda yanan direniş meşaleleri, eritecektir kurşunları… Karanlıkları yara yara, varılacak aydınlıklara…

Bunlara da bakabilirsiniz

Seattle’da “özerklik” ilanı

ABD’de George Floyd isimli siyahın polis tarafından katledilmesinin ardından başlayan büyük kitle gösterileri, yeni bir …

Fransa’da sağlık çalışanlarının genel grevi

Fransa’da sağlık çalışanları, sağlık sisteminin düzeltilmesi, kötü çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücretlerin artırılması gibi yaşamsal …

Korona bahane, doğa talanı sürüyor

Doğa eylemlerinde en yaygın kullanılan slogan, “üstü altından değerlidir” oldu. Doğaya, o doğanın barındırdığı bitki …