“Başkanlığa-sultanlığa” geçit vermeyelim! BU GÜÇ BİZDE VAR!

59kapak

Referanduma doğru ilerleyen günlerdeyiz. AKP’ye yakın anket şirketlerinin bile “hayır” oylarının fazla çıktığını teyit etmesi, AKP’nin korkusunu ve saldırganlığını arttırıyor. “Hayır” propagandası yapan kişilerin üzerine çetelerini salmak, tutuklamak gibi saldırıları devam ederken, “hayır” oyu kullanacak herkesi “terörist” ilan etmeye kadar işi vardırdılar. Ancak bu saldırılar artık etkili olmuyor, aksine ters tepiyor.

Ne yapsalar “evet”leri arttıramadıklarını görünce, anketleri “güvenilmez” ilan ettiler ve sonunda anket yapılmasını durdurdular. Erdoğan, “daha sahaya inmedik” diyerek, durumun değişeceğini ima etti; fakat bugüne dek yaptıkları mitinglerde tüm zorlamalara rağmen eskisi kadar kitle toplayamadıkları da görüldü.

Aynı günlerde yaklaşık 2 milyon Suriyeli göçmene vatandaşlık verileceği gündeme geldi. Tam da referandum öncesi böyle bir girişim, AKP’nin oy tabanını genişletmeye dönüktü. Tepkiler üzerine bunun referandum sonrasında yapılacağını söylediler.

AKP’nin “evet” oylarını çoğaltmak için çok çeşitli atraksiyonlar yapacağı şimdiden bellidir. Örneğin PKK’nin boşalttığı söylenen Kandil’e operasyon düzenleyip Türk bayağını dikmek gibi şovlar veya Suriye’de savaşı tırmandıracak provokatif girişimler olacağı konuşulmaktadır. Taksim’e caminin temelini attıkları gibi, Gezi Parkı’na müdahale ederek, toplumu kışkırtan adımlar atılabileceği söylentileri de dolaşmaktadır. vb…

AKP ve Erdoğan’ın kazanmak için her tür provokasyona, gösteri ve entrikaya başvurması şaşırtıcı olmaz. Bunlara karşı uyanık olmak ve boşa düşürmek gerektiği açıktır. Fakat buradan hareketle ne yaparlarsa yapsınlar karşı çıkmamak, hiç bir şey olmamış gibi davranmak gerektiğini vaaz eden reformist koroya da uyulamaz. AKP’nin kutuplaştırıcı tutumu karşısında sürekli yatıştırıcı, uzlaştırıcı olmak; İsa’nın “bir yanağına vururlarsa, diğer yanağını uzat” sözüne uygun davranmak, yani teslim olmaktır.

Kaldı ki, her kutuplaşma yanlış değildir. Bizim karşı çıktığımız, yapay kutuplaştırmalardır. Sınıfsal ve siyasal kutuplaşmalar zaten nesnel bir durumdur ve bunun gereğini yerine getirmek gerekir. Bugüne kadar AKP her istediğini yaşama geçiremediyse, karşısına dikilen ve mücadeleyi büyüten bir kitle olduğu içindir. 

                           * * *

Bugüne dek yaptıkları ile “evet” oylarını arttırmayı başaramadılar. Bu durum AKP içinde huzursuzluğu arttırıyor. Referandumla riskli bir adım atıldığını düşünenler ve bunu yüksek sesle ifade edenler çoğalıyor. FETÖ soruşturması adı altında kamudan atılan kişilerin yüzbini geçmesi ve bunlar arasında kamuoyu tarafından bilinen akademisyenlerin olması, bu kaygıları arttıran bir gelişme oldu. Atılanların büyük çoğunluğunun Gülen Cemaati ile ilgisi olmadığı, aksine onunla mücadele eden kişiler olduğu giderek daha net görülüyor ve bu durum AKP’ye dönük tepkileri büyütüyor.

Atılan akademisyenlerle ilgili üniversitelerde öğrenci ve öğretim üyelerinin birlikte gerçekleştirdiği eylemler ve polislerin yere bırakılan cüppelere basarak saldırıya geçmeleri, uzun süreden beri ilk kez üniversite hocalarını hareketlendirdi. Ankara’da başlayan eylemler, ülkenin dört bir yanına sıçradı. Çok daha büyüme potansiyeli varken, yine uzlaşmacı tutumlarla geri çekildiler.

Şurası açık ki, taviz vererek faşizmin hiddetinden şiddetinden kurtulmak mümkün değildir. Bugüne dek yaşananlar, onları kızdırmamak adına her şeylerine boyun eğenlere bile dokunulduğunu göstermiştir. Çünkü  faşizm aç kurt gibidir, onu tavizlerle doyuramazsınız!

Bunun son örneği Doğan Medya Grubu’nun “amiral gemisi” olarak bilinen Hürriyet’e yapılanlar oldu. “Komutanlar Rahatsız” manşeti, Erdoğan’ı ve AKP’lileri fazlasıyla rahatsız etti. Her ne kadar yazının içeriğinde “komutanların rahatsızlığı”nın muhalefete olduğu anlaşılıyorsa da; 2007’de Cumhuriyet’in “Genç subaylar rahatsız” manşetini anımsatması ve bir darbe tehdidi olarak algılanması, ortalığı karıştırdı. AKP’yi kızdırmamak için elinden geleni yapan Aydın Doğan, her krizde kurban vererek ayakta durmaya çalıştı. Son krizde,15 Temmuz gecesi telefonla bağlanarak Erdoğan’ı kitleye ilk ulaştıran ve sonrasında yıldızı parlayan Hande Fırat imzası da onu kurtaramadı. Son kurban, genel yayın yönetmeni Sedat Ergin oldu.

Türkiye, OHAL sonrası dünyada en fazla gazetecinin tutuklu olduğu ülke haline geldi. Ülkedeki gazeteciler yetmedi, bir Alman gazetesinin Türkiye muhabirini de tutukladılar. Bu durum bir süredir gerilen Almanya-Türkiye ilişkilerini daha da bozdu. Almanya Dışişleri Bakanı, Türkiye büyükelçisini çağırıp uyardı. Merkel, Alman gazetecinin serbest bırakılmasını bizzat istedi. Alman yetkililer, Türkiye’de basın özgürlüğü kalmadığını, otokratik bir ülkeye dönüştüğünü resmen söylediler. Ardından Adalet Bakanı’nın Almanya’daki toplantısına izin vermediler. Erdoğan’ın referandum mitingine de izin verilmeyeceği önceden duyurulmuştu.

            * * *

AKP’nin ve Erdoğan’ın attığı her adım, ayaklarına dolanıyor. Örneğin Kürt halkından oy alabilmek için Barzani’yi Türkiye’ye davet ettiler; fakat Kürt Federe Bölgesi’nin bayrağının havaalanına çekilmesi, şoven-milliyetçileri ayağa kaldırdı. AKP dışında “evet” diyen tek kesim olan MHP’nin Bahçeli kanadında bile infiale yol açtı.  

Bir “kahramanlık destanı”na duydukları ihtiyaçla girdikleri Suriye’de çıkmaz içindeler. Bir gün Menbiç, birgün Rakka’ya gireceklerini açıklıyorlar, fakat ne ABD’den ne Rusya’dan yeşil ışık alabilmiş değiller. Erdoğan, bir süredir emperyalistler için “güvenilmez” lider durumunda. Savaşın verdiği manevra alanını fazlasıyla zorlamakta, farklı emperyalist bloklar arasında cambazlık yapmaya çalışmaktadır. Elbette bunun bir karşılığı olacaktır.

Erdoğan, gerek dışta gerekse içte, içine düştüğü zor durumdan, tüm yetkileri alarak kurtulmaya çalışmaktadır. Ancak kitle desteği giderek zayıflamakta, her kesimden tepkiler artmaktadır. Bu durumda referandumu iptal etme ihtimali de vardır. Bu, Erdoğan’ın yenilgisi, sonun başlangıcı olacaktır.

O yüzden “ille de sandık” demenin bir anlamı yoktur. Sandıktan her çeşit hile ile çıkma riskini göze almak yerine, referandumdan geri dönmesi tercih edilmelidir. Ve asıl olarak sonrasına hazırlanmalı, hesap sorma bilinciyle faşizmin üstüne yürünmelidir.  

 

Bunlara da bakabilirsiniz

chd-eylem1

ÇHD avukatlarına ceza yağdı

Yaklaşık 10 yıldır süren, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yargılandığı dava, 7-11 …

Taksim-İstiklal Caddesi’nde patlama

Taksim’de İstiklal Caddesi’nde, saat 16.20 civarında büyük bir patlama meydana geldi. Cumartesi günü, İstiklal Caddesi’nin …

Ser verip sır vermeyen yiğit: İSMAİL GÖKHAN EDGE

İsmail Gökhan Edge, Diyarbakır işkencehanelerinde sır vermedi, ser verdi. O, 1953 yılında Eskişehir’de doğdu. İzmir …