‘Afrin lokumu’na Erdoğan desteği

Boğaziçi Üniversitesi, Erdoğan’ın kontrol altına almak için çok uğraştığı okullardan birisi oldu. Çünkü BÜ, bir kültürün, bir yaşam tarzının ifadesiydi ve öğrencisinden rektörüne, öğretim görevlisine kadar tüm kesimler, BÜ’nün bu kimliğine sahip çıkıyordu.

Bir taraftan FETÖ tarafından çalınan sorularla BÜ’ye gerici-faşist öğrenci yığınağı yapıldı, diğer taraftan idari önlemlerle BÜ’nün dokusu değiştirilmeye çalışıldı. OHAL bahanesiyle rektörlük seçimlerini de ortadan kaldıran Erdoğan, BÜ’ye atadığı rektör ile, buradaki dönüşüme hız kazandırdı.

Ancak gerek öğretim görevlileri, gerekse devrimci-ilerici öğrenciler, bu dönüşümün bir parçası olmayı reddettiler. Bu da, üniversite üzerindeki baskının, hedefine ulaşmasını engelledi.

19 Mart günü gerici-faşist öğrencilerin Afrin işgalini bahane ederek kutlama yapmaya, lokum dağıtmaya kalkması, yeni bir saldırı furyasının bahanesi haline getirildi.

Bu provakatif gövde gösterisine, devrimci-demokrat-ilerici öğrenciler izin vermediler. Afrin işgali gibi bir konuda, “katliamın lokumu olmaz” diyerek lokum standını dağıttılar, kutlama yapılmasını engellediler.

* * *

Afrin işgalini de, Boğaziçi Üniversitesi’ni de kendi “şahsi sorunu”ymuş gibi ele alan Erdoğan, elbette konuya doğrudan müdahil oldu. Lokum dağıtanları engelleyen öğrencileri “terörist” olarak tanımladı, onların üniversitede okumalarının bile engelleneceğini söyledi. Yandaş rektör derhal “şehitlerimize yönelik bu saygısızlığı şiddetle kınıyoruz” diyerek açıklama yaptı.

Ve elbette üniversite içinde ve yurdunda terör estirilmeye başlandı. Okul kantinleri ve yurtlar basıldı, 20’ye yakın öğrenci gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrenciler yerlerde sürüklendi, dövülerek gözaltına alındı. Öğrenciler ise, gözaltına direndiler. Keza gözaltılar, okuldaki ve yurttaki öğrencilerin protestolarıyla karşılandı.

Devletin elinde liste olduğu, daha onlarca öğrencinin gözaltına alınacağı ortaya çıktı. Bu olayı fırsat bilerek, BÜ’deki devrimci-demokrat-muhalif öğrencilerin okuldan atılmasına kadar uzanması hedeflenen bir saldırı furyası başlatılmış oldu.

Erdoğan’ın açıktan “komünist öğrencilerin üniversitelerde okutulmasına izin vermeyeceğiz” sözleri ise, büyük bir tepkiye neden oldu. Faşizmin ve şeriatçı kafa yapısının, kendinden olmayan herkese tahammülsüzlüğü, yaşam hakkı tanımayan yaklaşımı, bu olayda bir kere daha ortaya çıktı.

* * *

Afrin işgalinin başladığı günlerde “savaş halk sağlığına zararlıdır” diyen TTB (Türk Tabipler Birliği) gibi, şimdi de savaşa karşı çıkan öğrenciler hedefte. Muhalif hiçbir sese tahammülü olmayan AKP hükümeti, savaş karşıtı tüm açıklamalara, büyük bir saldırı furyası başlatıyor.

Ancak tıpkı TTB saldırısında olduğu gibi, devletin bu tutumu, muhalif kesimleri biraraya getiriyor ve tepki daha da yükseliyor. BÜ öğrencilerine dönük saldırı da, öğrencilerin, BÜ eğitimcilerinin ve muhalif kesimlerin tepkisiyle karşılandı. Bunu daha da büyütmek gerekir. Başta öğrenci gençlik olmak üzere savaş karşıtı tüm kesimler harekete geçmelidir.

Öğrenci gençlik her dönem toplumsal muhalefetin en dinamik kesimi olmuştur. Ne var ki, uzun bir süredir öğrenci gençliğin mücadelesi de geriye düştü. Devlet-YÖK baskısı, faşist-gerici eğitim kıskacı altında başına kaldıramaz hale getirildi. BÜ’deki saldırı, bu gerileyişe son verme, silkinme startı olmalıdır. Her gerileyişte olduğu gibi, kazanılmış hakları koruyabilmekte bile güçlük çekilmektedir. Bugün savaş karşıtı bir tutum almak dahi öğrenim hakkının gaspına yol açabiliyorsa, duvara dayanılmış demektir.

* * *

Öğrenci gençlik BÜ’deki arkadaşlarına sahip çıkmalı, savaşa ve faşizme karşı birleşik mücadeleyi yükseltmelidir. Genelde öğrenci gençliğin, özelde ise BÜ’nün direnişçi geleneği yeniden canlanmalıdır.

Yine bir Mart ayında (1992’de) Zonguldak maden işçilerinin katledilmesi üzerine BÜ’nün Rektörlük Binası’nı işgal eden öğrenciler, tam üç gün boyunca direnerek, işçi sınıfıyla anlamlı bir dayanışma örneği sergilemişlerdi. Genç Komünarlar’ın bu eylemi, öğrenci gençliğin ilk politik işgaliydi aynı zamanda. ‘90’lı yıllara damgasını vuran Boğaziçi işgali, BÜ’nün entellektüel birikiminin yanı sıra militan-direnişçi bir kimliğe de sahip olduğunu ortaya koymuştu.

Şimdi bu geleneği dosta-düşmana hatırlatma, ona yeni halkalar ekleme zamanıdır.

Toplumsal muhalefetin diğer kesimleri de BÜ’deki devrimci-demokrat öğrencilerin onurlu duruşuna eylemli destek sunmalı, AKP ve Erdoğan’ın artan pervasızlığına artık dur denmelidir.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …