Yeni infaz kanunu: Uyuşturucuya af, düşünceye hapis

AKP ve MHP’nin ortak hazırladığı 70 maddelik infaz paketi, yoğun tartışmalar içinde, 13 Nisan günü yasalaştı. Yaklaşık 90 bin kişiye tahliye yolu açıldı. İlk tahliyeler başladı bile. Yasa “icraata af-düşünceye hapis” getirmekle eleştirildi. Gerçekten de uyuşturucu tacirleri tahliye olurken, gazeteciler, tweet atanlar, devrimciler hapis yatmaya devam ediyor.

 

Yasa ne getiriyor?

AKP hükümeti son dönemde cezaevleri ne zaman gündeme gelse, çocuk tecavüzcülerine ve uyuşturucu tacirlerine yönelik af düzenlemesini tartıştırıyor. AKP kadroları içinde küçük kız çocuklarıyla evlenen ya da evlenmek isteyen çok geniş bir kesim sözkonusu; yasal düzenleme ile küçük kız çocuklarının evlenme yaşını 13’e kadar indirmek, böylece çocuk tecavüzcüsü tarikat kadrolarını aklamak-rahatlatmak istiyor. MHP’nin kilitlendiği suç ise, uyuşturucu tacirleri. Alaattin Çakıcı gibi uyuşturucu mafyası patronları başta olmak üzere, devletle işbirliği yapan uyuşturucu taciri faşist katillerin hapisten çıkartılması için özel olarak uğraşıyor.

Yükselen yoğun tepkiler üzerine AKP çocuk tecavüzcülerine ve kadına yönelik şiddete ilişkin ceza indirimi niyetinden vazgeçmek, bu konudaki hazırlıkları paketten çıkarmak zorunda kaldı. Alaattin Çakıcı ise, düzenleme yapıldığı anda tahliye oldu.

Diğer taraftan, cezaevindeki tutsakların yeniden şubeye sorguya alınabilmesi gibi son derece önemli bir madde de eklendi. Bu yasa, ilk olarak 12 Eylül döneminde, devrimci tutsakları istedikleri zaman işkenceli sorgulara alabilmek için yapılmıştı. Şimdi aynı yasayı yeniden getirdiler. MİT, bir tutuklu veya hükümlüyü cezaevinden alıp sorgulayabilecek! Bir itirafçı, bir yalancı şahit, hatta bunlara bile gerek duymaksızın tamamen keyfi biçimde cezaevinden alabilecekler. Bu, içerdeki insanın sürekli işkenceli sorgu tehdidi altında ve can güvenliğinden yoksun bir şekilde yaşaması demek. Mahkemelerin devre dışı bırakılması, Ortadoğu ülkeleri için söylenen “istihbarat devleti”ne dönüşmek demek.

Maddeye bir de “cezaevinden çıkarılıp sorgulanacakların rızaları alınacak” diye bir cümle de eklemişler, adeta dalga geçer gibi. “Rıza” göstermezse ne olacak, belli değil.

Cezaevlerine dönük bir başka saldırı maddesi ise, muhalif basının alınmasını engelleyen “Basın-ilan Kurumu’ndan resmi ilan alma koşulu”ydu. Tepkiler nedeniyle bu maddeyi yasaya eklemekten son anda vazgeçtiler.

Yasada şartlı salıvermeden yararlanabilmek için cezaevinde kalma süresi 2/3’ten 1/2’e indirildi. Tartışmalar nedeniyle cinsel saldırı ve çocuğa karşı işlenen cinsel suçlardan mahkum olanlar bu maddeden muaf tutuldular. Elbette “terör suçu” kapsamındaki cezalar da bu maddeden muaf oldu. Devrimcilerden akademisyenlere, gazetecilerden öğrencilere, akademisyenlere kadar çok geniş bir kesimin ifade özgürlüğü de “terör suçu” kapsamında ele alındığı için, asıl cezaevinden çıkması gerekenler bu indirimden yararlandırılmadı.

İnfaz indiriminden yararlanamayacak suçlara “MİT’e karşı işlenen suçlar”ın da eklenmesi, bir infaz düzenlemesinde ilk defa karşılaşılan bir durumdu. Libya’da ölen MİT mensubunun cenaze haberi nedeniyle tutuklanan gazetecilerin çıkmasını engellemek için özel bir düzenleme yapmışlardı. Ancak bunu yaparken, denetimli serbestliği 1 yıldan 3 yıla çıkaran düzenleme içinde, MİT’e karşı işlenen suçlar konusunda muafiyeti eklemeyi unutmuşlar. Bu koşulda MİT haberini yapan gazetecilerin, infaz indirimiyle değil, denetimli serbestlik düzenlemesiyle tahliye olması gerekiyordu. Fakat avukatlarının bu yöndeki talepleri aynı gün reddedildi.

Bu infaz düzenlemesi, koronavirüs salgını bahane edilerek, cezaevlerindeki insanların salgından etkilenme düzeyini azaltmak için gündeme getirilmişti. Oysa hasta tutsaklara ilişkin tek bir düzenleme yapılmadı.

 

“Eşitlik” değil, “adalet” gerekli

Liberal solcular, yasanın bu biçimde çıkmış olmasını fazla dert etmiyorlar. Yasanın mecliste kabul edileceği son gün CHP milletvekillerinin sembolik olarak bile mecliste bulunmamış olması çarpıcıdır. Son ana kadar mücadele etme, yasanın çarpıklığını sürekli teşhir etme çabasına girişmeden, baştan teslim oluş halidir bu.

Böyle yaklaşmalarının sebebi, çıkartılan yasanın “anayasanın eşitlik maddesi”ne takılacağını umuyor-bekliyor olmalarıdır.  Daha önce de olduğu gibi, yasa çıkar çıkmaz Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaparak, kapsamdışı bırakılan siyasi suçları da “eşitlik ilkesi” gereği kapsam içine aldırmaya çalışacaklar.

Oysa bu, baştan zaaflı bir yaklaşımdır. Doğru talep “eşitlik” değil, “adalet” olmalıdır. “Eşitlik” talebi, AKP’nin uyuşturucu-tecavüz gibi suçlara getirdiği affı kabullenmektir. “Muhalif” kesimlerin talebi, tecavüzcülere-uyuşturucu tacirlerine verilen “hak”lardan yararlanmak olamaz, olmamalıdır.

Doğru tutum; devrimci tutsakların, düzene-hükümete muhalif kesimlerin dışarı çıkması için sonuna kadar mücadele ederken, tecavüzcülerin, faşist katillerin, uyuşturucu baronlarının, insan kaçakçılığı yapanların, kısacası “insanlık suçu” kapsamındaki tüm suçluların içeride kalması için de mücadele etmektir. “Onları çıkarttınız, bizi de çıkartın” diye acizlenmek değildir.

 

Cezaevleri bugün boşalır, yarın yine doldurulur

Bugün cezaevlerinde Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre yaklaşık 257 bin hükümlü ve 47 bin tutuklu, toplamda 300 bin kişi bulunuyor. Ve varolan cezaevlerinde yüzde 120 doluluk yaşanıyor. Yapılan infaz düzenlemesi ile yaklaşık 90 bin kişinin hapisten çıkacağı düşünülüyor.

Ancak bu infaz düzenlemesi, cezaevlerindeki sorunları hafifleten değil, artıran bir rol oynayacak.

Herşeyden önce, devletin kişilere karşı işlenmiş suçları affetmesi ya da bu suçların cezasını hafifletmesi hakkı yoktur. Bugün yapılan düzenleme ile, işlenen suçlardan etkilenmiş-zarar görmüş yüzbinlerce insan, bir kere daha acı çekmiş, bir kere daha saldırıya uğramıştır.

Devlet “kendisine karşı” işlenmiş “suç”larda af ya da değişikliğe gidebilir ve gitmelidir. Hele ki AKP yönetiminde, en basit bir muhalif konuşma, bir tweet, gazetecilik görevini yerine getirirken yazılan bir yazı, muhalif bir kitle gösterisine katılmak, 1 Mayıs’ın yasaklanmasına karşı durmak gibi son derece sıradan muhalif davranışlar bile “terör suçu” olarak yargılanmaktadır. Öncelikle buradaki çarpıklığın düzeltilmesi hedeflenmelidir.

Bu olmadığı sürece, cezaevlerinden bugün hırsızlar, dolandırıcılar, mafya babaları, katiller, sapıklar tahliye olur; boşalan yerler yeniden hükümeti eleştiren muhalifler, gazeteciler, işçiler, aydınlar, devrimciler ile hızla doldurulur. Gerçek suçlular dışarıya çıkartılırken, hükümetin hatalarını eleştirenler tekrar içeriye alınır.

Bu nedenle ihtiyacımız olan şey, AKP hükümetinin çıkarları doğrultusunda hazırlanmış bir infaz düzenlemesi ya da Anayasa Mahkemesi’nin alacağı “eşitlik” kararı ile cezaevlerinin boşaltılması değildir. Yapılması gereken, ülkedeki genel faşist-gerici baskı ortamına karşı mücadele etmektir. Cezaevleri konusunda ise, “Zindanlar boşalsın, tutsaklara özgürlük” tek doğru taleptir.

Bunlara da bakabilirsiniz

ABD’de ırkçı polis şiddeti: Bir siyah daha öldürüldü

ABD’de bir siyahın ırkçı polisler tarafından öldürülmesi büyük kitle protestoları başlattı. İsimler değişiyor ama olayın …

Gezi’nin 7. yıldönümünde yine Taksim’deyiz

Gezi Direnişi’nin 7. yılında “Hayat ancak Gezi’ye sığar!” sloganıyla yine direnişteyiz. Yıldönümü eylemi, 1 Haziran …

Koronavirüs günlerinde dergi dağıtımı…

Dergi dağıtımlarının işçiler ve emekçilerle doğrudan temas etmenin en önemli araçlardan olduğu defalarca kez kanıtlanmıştır. …