Kovid-19, “iş kazası-meslek hastalığı”dır

Salgın günlerinde koronavirüs kaynaklı olarak yaşanan işçi ölümlerinin tamamına yakını, yeterli önlemler alınmayan işyerlerinde çalışmanın devam etmesi nedeniyle yaşandı.

Patronlar mesafe ve hijyen başta olmak üzere, işyerinde-yemekhanede-serviste gerekli önlemleri yeterince almamış; işçilerin arasında koronavirüs testi pozitif çıkanlar olmasına rağmen işe ara vermemiş; işten çıkarma tehdidiyle işçileri çalışmaya zorlamıştı. Üstelik sokağa çıkma yasaklarını ihlal ederek, devletten özel izin alarak, işçileri hafta sonları da çalıştırmıştı.

Bütün bunlar, işçiler arasında salgının hızla yayılmasına, hastalanma ve ölüm vakalarının artmasına neden oldu. İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) raporuna göre, 11 Mart-10 Mayıs arasında en az 128 işçi, Kovid-19 salgını nedeniyle yaşamını yitirdi.

Zaten can güvenliği olmadan çalışan işçiler, bir de salgın kaynaklı işçi ölümleri ve hastalıklarının, “meslek hastalığı” ve “iş kazası” statüsünden çıkartılması ile karşı karşıya kaldılar.

Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nin resmi internet hesabından yapılan paylaşıma göre, EOSB’nin de içinde bulunduğu patron kurumlarının girişimiyle, Kovid-19’un “iş kazası” ve “meslek hastalığı” olarak tanımlanmamasına karar verildi. Patronların bu isteğini hemen hayata geçiren SGK, 7 Mayıs tarihli genelgeyle bunu resmileştirdi. SGK genelgesine göre, “sağlık hizmeti sunucuları”, Kovid-19 için “iş kazası-meslek hastalığı” olarak değil, “hastalık” olarak provizyon alacaklar.

 

İş kazası-meslek hastalığı

patronun sorumluluğundadır

Sözkonusu genelge çok ciddi bir hak gaspı oluşturmaktadır. İş kazası ya da meslek hastalıkları sözkonusu olduğunda, işçilerin önemli kazanılmış hakları sözkonusudur. Mesela meslek hastalığı ya da iş kazaları sonrasında, işçinin çalışma gücü en az yüzde 10 azaldığında ve bu durum kalıcı olduğunda, “sürekli iş göremezlik geliri” bağlanmaktadır. İkincisi, iş kazası ya da meslek hastalığı sonucu ölen işçinin hak sahiplerine (sigorta süresi, prim gün sayısı gibi şartlara bakmadan) ölüm geliri bağlanmaktadır ve kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmektedir. Üçüncüsü, hayatını kaybeden işçi için cenaze ödeneği verilmektedir.

En önemlisi, iş kazası ve meslek hastalığı söz konusu olduğunda, patronun sorumluluk ve yükümlülükleri de sözkonusudur. SGK, ölen-yaralanan işçi üzerinden yaptığı ödemeleri, gereken tedbirleri almadığı için ölüme sebep olan patrondan tahsil edebiliyor.

“Evde kal”amayan işçilerin salgına yakalanmasının tek nedeni, işyerinde alınmayan önlemler ve çalışma zorunluluğudur. Yani bugün Kovid-19, doğrudan bir meslek hastalığına dönüşmüş durumdadır.

Ve bu koşullarda patronlar, hem işyerinde önlem alma zorunluluğundan, hem de sonrasında ortaya çıkacak mali yükümlülüklerden kurtulmak istiyorlar. Bunun için de işçi sınıfının asırlar süren mücadelesinin ürünü olan bu yasayı değiştirmek istiyorlar. Salgın için yasayı bir kez deldiklerinde, bundan sonra da farklı durumlar için aynı hak gaspını dayatacaklardır.

Durumu daha da vahim hale getiren unsur, salgınla mücadele içinde görevinin başında olan sağlık emekçileri için bile bu genelgenin geçerli olmasıdır. Oysa sağlıkçılar, salgın koşullarında çok daha ağır şartlarda ve genellikle yetersiz önlemlerle çalıştırılmaktadır. Bu salgın sürecinde çalışmaya devam eden 10 binden fazla sağlık emekçisi hastalandı, 38’i hayatını kaybetti. Yaşadıkları hastalığın-ölümün kendilerine ya da ailelerine olan ağırlığı yetmiyormuş gibi, bir de maddi olarak hak kaybına uğramakla karşı karşıyalar.

 

SGK genelge çıkartamaz

SGK’nın bu genelgesi, yasalara aykırı bir uygulamadır. Genelge ile yasalarda tanımlanan yükümlülüklerin ortadan kaldırılması mümkün değildir. 6331 ve 5510 sayılı yasalarda iş kazasının tanımı yapılmıştır, SGK’nın bunu keyfi ve güncel nedenlerle değiştirmesi ihtimali yoktur.

Burada patronların yanısıra, devletin de kendi yükümlülüklerinden kurtulma çabası ortaya çıkıyor. Kovid-19 salgınının ne kadar etkili ve tehlikeli olduğu bilinmesine rağmen gereken önlemleri almayan-aldırmayan, işçilerin çalışma koşullarını denetlemeyen, insan sağlığını değil patronların karlarını dikkate alan, virüse “maaşlı devlet memuru muamelesi” yapan (öyle ya virüs sanki sadece tatil günlerinde bulaşıyormuş gibi sadece hafta sonu ve resmi tatil günlerinde sokağa çıkma yasağı getirdiler), tüm bir salgın sürecinde işçi ve emekçilerin yaşam koşullarının daha da kötüleşmesine seyirci kalan devlet de, salgın nedeniyle ortaya çıkan hastalık ve ölüm tablosundan doğrudan sorumludur.

SGK’nın genelgesi, yaşanan hastalık ve ölümlerin kayıtlara “iş kazası-meslek hastalığı” olarak geçmesini önlediğinde, Türkiye’nin iş kazası-meslek hastalığı istatistikleri de değişecektir, devletin ödemesi gereken maaş, tazminat gibi yükümlülükleri de.

Daha genelge yayınlanmadan önce, bazı hastanelerde hekimlere “kayıt girmeyin, yazı gelecek, iş kazası olarak belirtilmeyecek” şeklinde talimatlar-yönlendirmeler yapılmış bile.

 

Saldırıları mücadeleyle durdurabiliriz

Salgının başından itibaren AKP yönetimi, süreci sağlıklı ve güvenli biçimde tamamlamayı değil, bu süreçte devletin ve patronların kasasından çıkan parayı en aza indirmeyi hedefledi. İşsizlik maaşı yerine kısa çalışma ödeneğini devreye sokması da böyle bir örnektir.

Şimdi de, Kovid-19 yüzünden yaşanan hastalık ve ölümlerde en az maliyeti oluşturmaya, salgının tüm yükünü işçi ve emekçilere yıkmaya çalışıyorlar.

Patronların bu tutumu, sadece Türkiye’ye özgü de değil. 11 Mayıs’ta “normalleşme” adımlarını başlatan Fransa’da da patronlar, daha süreç başlamadan önce 30 Nisan’da Medef, CPME, U2P, FNSEA, Udes ve UNAPL adlı örgütleri aracılığıyla, Çalışma Bakanlığı’na başvurarak, “işyerinde olası vaka ve ölümlere karşı kendi hukuksal sorumluluklarının hafifletilmesi” için çağrı yaptı. Bunun üzerine senatörler hemen patronların ve işyeri yöneticilerinin sorumluluklarını hafifleten bir önlem aldı. Fakat yasal bir değişiklik yapmaya cesaret edemediler.

Dünyanın her tarafında işçi ve emekçiler, salgın koşullarında patron-devlet işbirliği ile, daha ağır sömürüye maruz kalıyorlar.

SGK’nın bu genelgesine karşı sağlık kurumları, bu yasadışı genelgenin iptal edilmesi için dava açacaklarını duyurdular. Yanısıra tüm sağlık çalışanlarına ve işyeri hekimlerine, Kovid-19 vakalarının kayıtlara “iş kazası-meslek hastalığı” olarak geçirilmesi gerektiğini hatırlatıyorlar. Hastalığa yakalanan ve bir biçimde mağdur olan tüm işçi emekçilerin de, kayıtların-sürecin takipçisi olmaları, bu yöndeki boşluklara izin vermemeleri gerektiği konusunda uyarıyorlar.

Salgın koşullarında hastalık ve ölüm tedirginliği, “sağlığını koruma”nın öncelikli hale gelmesine neden oluyor. Devlet ve patronlar ise tam da böylesine dönemleri, hak gaspları için bir fırsat olarak görüyor ve bu yönde adımlar atıyorlar. İşçi ve emekçiler de, uzun mücadeleler sonucunda elde edilmiş olan sınıfsal kazanımlarını korumak için mücadele etmekle karşı karşıyadır.

Bunlara da bakabilirsiniz

Seattle’da “özerklik” ilanı

ABD’de George Floyd isimli siyahın polis tarafından katledilmesinin ardından başlayan büyük kitle gösterileri, yeni bir …

Fransa’da sağlık çalışanlarının genel grevi

Fransa’da sağlık çalışanları, sağlık sisteminin düzeltilmesi, kötü çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücretlerin artırılması gibi yaşamsal …

Korona bahane, doğa talanı sürüyor

Doğa eylemlerinde en yaygın kullanılan slogan, “üstü altından değerlidir” oldu. Doğaya, o doğanın barındırdığı bitki …