Gazete Patika neden Muzaffer Oruçoğlu’nu savunuyor?

Son dönemde Hasan Ali Toptaş ile başlayarak Muzaffer Oruçoğlu’na kadar uzanan taciz tartışmasına ilişkin olarak temel görüşlerimizi, “Tacizin ifşası devrimci bir tavırdır” yazısında ortaya koymuştuk. Ancak yazımız yayınlandıktan sonra, Gazete Patika’nın kurumsal açıklaması ve Muzaffer Oruçoğlu’nun sonradan yazdığı yazılar üzerine, birkaç noktanın altını kalınca ve tekrar çizme ihtiyacı duyduk.

Birincisi, “kadının beyanı esastır” sözünün “taciz hükmü” değil, soruşturmanın başlangıç noktası olduğunu belirtmiştik. Bu yaklaşımla; Hasan Ali Toptaş hakkında 20 kadının ifşa hareketi yapması, Toptaş’ı “tacizci” değil, “taciz zanlısı” yapar; bu ifşaların ardından Toptaş’ın “eril faillik”i suçladığı twitter mesajı ise, aslında bir itiraftır ve onun “tacizci” olduğunu netleştirir.

Muzaffer Oruçoğlu’nun durumu ise farklıdır. Oruçoğlu, taciz suçunu doğrudan kamuya açık bir alanda, kayıtlı-belgeli olarak ve mükerrer biçimde işlemiştir. Arzu Demir hakkında tekrar tekrar yaptığı açıklamalarda kullandığı her söz açık ve net tacizdir. “Kadınları öpmek” üzerinden kurduğu her cümle, açık ve net tacizdir. Tecavüzün, “kadının hayırhah tutumuyla gerçekleştiğine” ilişkin görüşleri, tecavüz gibi aşağılık bir suçu aklama çabasıdır ki, egemenlerden duyduklarımızdan farklı değildir.

Oruçoğlu’nun 16 Aralık 2020 tarihinde Gazete Patika’da yayınlanan röportajında kullandığı ifadeler de, kadınlara yaklaşımında çarpık görüşlerinin, ruhuna sinmiş ataerkil-burjuva ahlakın (ahlaksızlığının) su yüzüne vurmasıdır. Görünürde kendisine yönelik suçlamalara cevap vermek için yapılan bu röportajda, erkek egemen bakışını pervasızca ortaya sermiştir. Yazıdan bir kaç cümleye bakmak bile bunu görmek için yeterlidir: “Hayatım onları (kadınları-nba) öpmekle geçti”, “Erkekler tecavüze mütemayildirler”, “Sevgililerimden ikisi 19 yaşındaydı.” (Kendisinin 39 yaşından sonra karşı cinsle ilişkisi olduğunu söylediğine göre, en az 40’lı-50’li yaşlarda iken 19 yaşındaki genç kızlarla birlikte olmakla övünüyor.) Bu cümlelerdeki çarpıklığı farketmiyor (ya da umursamıyor) oluşu ise, onun bu zihniyeti ne kadar içselleştirdiğini kanıtlıyor.

Ortada bu kadar açık-gönüllü itiraflar varken, “masumiyet karinesi”nin, yani “suç ispatlanana kadar kişi masumdur” ilkesinin hatırlatılması, abesle iştigaldir. Oruçoğlu, görüşlerini her tür araçla ifade ediyor zaten, ona karşı çıkanlar da bu görüşleri üzerinden eleştiriyor. Dolayısıyla ortada ne “masumiyet karinesi”ne sığınacak, ne “savunma hakkı”ndan sözedecek, ne de “yargısız infaz” denilecek bir durum var!

Yetmiyor, 18 Aralık günü yine Gazete Patika’da Oruçoğlu’nun bir röportajı daha yayınlanıyor. Burada “beni yanlış anladınız, ben kendimi tam anlatamadım”lara, başka bir ülkede yaşıyor oluşuna sığınmaya çalışıyor, söylediği sözleri yuvarlamaya uğraşıyor. Hala ortada açık bir özeleştiri, net bir özür, yaptığı tacizlerin utancı-pişmanlığı yok! Sadece ve sadece işin ciddiyetini anlamış olmanın getirdiği bir “çark etme” çabası; ama bunu yaparken de yine geri adım atmamada direnme tutumu var! Önceki yazılarında kendisine dönük vurgular “cinsel özgürlüğe inanan erkek” olmasına iken, bu defa “komünist” kimliğini öne çıkartıyor, bunun arkasına saklanmaya çalışıyor.

İkinci sözümüz, Oruçoğlu’nu savunmaya çalışan devrimci kurumlaradır. Bu yazıyı asıl yazma sebebimiz de, Gazete Patika’da 21 Aralık tarihinde yayınlanan “Kadın Hareketi de Dahil Hiçbir Politik Özne, Hareket ve Birey Doğru-Yanlış Mücadelesinden Muaf Değildir” başlıklı yazı oldu.

Bu yazıda açık bir biçimde, “yoldaşımız yargısız infaza uğratılıyor” denilerek, Oruçoğlu’na dönük eleştirel yazılar yazanların “tutumlarının ve niyetlerinin devrimci olmadığı” ileri sürülüyor. “Bir devrimcinin tek bir hatalı sözü ‘tacizcilik’ ve ‘kadın düşmanlığı’ mıdır” sorusuyla, Oruçoğlu’nun günler ve sayfalar süren, kendi iç tutarlılığına sahip, istikrarlı görüşleri “tek bir söz”e indirilip, kadınlara dönük sözlü tacizi, tecavüzü aklayan cümleleri “hata” kavramıyla hafifsetiliyor. Oysa Oruçoğlu, bir haftadan daha uzun bir süre boyunca yazdığı yazı, attığı twit, katıldığı program, kendi kendisiyle röportaj gibi çok çeşitli yöntemlerle, aynı sözleri tekrar tekrar kullandı. “Öperim”, “namus bekçiliği”, “cinsel özgürlük” bu sözlerden sadece bazıları. Yani ortada “kazayla ağızdan kaçmış bir söz” yok (kaldı ki “ağzın içinde” olmayan hiçbir söz, “ağızdan kaçmaz”); tersine içselleştirilmiş görüşlerin (taciz ve tecavüzü meşru gören) kararlı bir savunusu var. Yani ortada “yargısız infaz” yok, tam tersine “suçu sabit” kılan itirafları ve ikrarları var. Ve Gazete Patika, bu kadar bariz bir durumu “şık ve isabetli olmadı”, “özensiz oldu” vb. ifadelerle eleştiriyormuş gibi yaparken; Oruçoğlu’nu “devrimci hareketin ilerisinde bir yaklaşıma sahiptir” diyerek, öven cümlelerle savunuyor.

Oruçoğlu’nun “hedefe çakılması”nın tek nedeni, söylediği sözlerdi. Ve bu eleştiri sağanağı içerisinde, Gazete Patika’ya, bu hareketin geleneğine, devrimci değerlerine söylenen bir söz görmedik. Gördüğümüz, okuduğumuz yazılar, “suçun şahsiliği” ilkesini aşmadı, kurumu hedef almadı. Şimdi Gazete Patika’nın kendisini ortaya atarak Oruçoğlu’na siper olması, Oruçoğlu’nun üzerine “devrimci değerlerimiz, siyasi geçmişimiz” örtüsünü atarak onu korumaya çalışması, Oruçoğlu’nu korumaz; ama -tam da korktukları gibi- kendilerini de bu eleştirilerin hedefi haline getirir.

Geçerken, Oruçoğlu’nun o sıkça öne sürdüğü, Gazete Patika’nın da altını çizdiği “zengin edebiyat ve sanat ürünleri” hakkında bir söz söyleyelim. “Sanat ve edebiyat ürünleri”nin ne kadar tarihe kalacağı, hatırlanacağı bilinmez ama, “tecavüz, kadının hayırhah tutumuyla gerçekleşiyor”, “fırsat bulursam yanağından mı dudağından mı neresinden olursa öperim” gibi erkek egemen sözleriyle tarihe kazınacağı kesindir. Hiçbir “sanatsal ürün”ün ya da “komünist geçmiş”in engelleyemeyeceği, değiştiremeyeceği gerçek budur.

Bu konuya ilişkin söyleyeceğimiz üçüncü (şimdilik son) sözümüz de şudur: Devrimci kesimlerin tartıştığı “taciz” gibi bir konuda, tek tek kadın yazarların ya da  kadın örgütlerinin açıklama yapması yeterli değildir. Yaşanan, kadın-erkek ilişkisinin ötesinde bir durumdur. Kaldı ki, kadın sorununa yaklaşım, sadece kadın örgütleri için değil, bir bütün olarak devrimci-komünist örgütler için önemli bir kriterdir. Onun için kolektif bir tutum belirlemek gerekir. Kendi adımıza konuyla ilgili yazıları, kurum adına yazıyoruz. Çünkü genel olarak “kadın sorunu”na ilişkin mücadelenin, özelde “taciz-tecavüz”e karşı mücadelenin, “kadın dayanışması”yla değil; kadın-erkek emekçilerin, devrimcilerin kolkola-omuz omuza vereceği mücadeleyle mümkün olacağına inanıyoruz.

Bunlara da bakabilirsiniz

Rojava’ya saldırı, İsviçre’de protesto edildi

AKP yönetiminin Rojava’ya dönük hava saldırıları, İsviçre’nin Zürich ve Basel kentlerinde, Proleter Devrimci Duruş ve …

“Asgari değil insanca yaşam istiyoruz” talebi ile eylem yapıldı

Göstermelik asgari ücret görüşmelerinin başlayacağı Aralık ayından önce İşçi Emekçi Birliği yaptığı eylemle, “insanca yaşanacak …

chd-eylem1

ÇHD avukatlarına ceza yağdı

Yaklaşık 10 yıldır süren, Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının yargılandığı dava, 7-11 …