Pandemi döneminde KADIN İŞÇİ ve EMEKÇİLERİN DURUMU

Kadın işçi ve emekçiler, zaten işyerlerinde birçok açıdan dezavantajlı durumdadır. Düşük ücretle çalışır, evin ve çocukların yükünü taşır, üstelik işyerlerinde tacize uğrarlar vb… Pandemiyle birlikte kadınların hem çalışma koşulları, hem de ev-çocuk yükü daha da ağırlaştı. Dahası, artan işsizlik, her zaman olduğu gibi en fazla kadın işçi ve emekçileri vurdu.

DİSK-AR’ın “İşsizlik ve İstihdam Raporu”na göre pandemi döneminde kadın işgücü yüzde 11, kadın istihdamı ise yüzde 9 azaldı. Geniş tanımlı işsizlik oranı ise, kadınlarda yüzde 45,3 olarak hesaplandı. Yani yaklaşık her iki kadından biri üretimin, dolayısıyla toplumun dışına itildi.

Salgının hızla yayıldığı koşullarda bile fabrikalarda sağlıksız koşullarda çalışan işçi-emekçi kadınlar ayrı sorunlar yaşarken, evde çalışmaya mahkum edilenler, bir dizi yeni sorunla karşı karşıya kaldılar.

Diğer yandan çalışan-çalışmayan tüm kadınların üzerindeki baskı ve şiddet arttı. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet zirve yaptı. Kısacası bir bütün olarak kadınların çalışma ve yaşam koşulları, pandemi döneminde çok daha kötü duruma geldi.

 

Kadın işçi-emekçilerin ağırlaşan koşulları

Pandemiyle birlikte hükümetin “evde kal” çağrılarının ve her tür “kısıtlama” kararının işçileri kapsamadığı, alınan her kararın ardından işçilerin bunlardan “muaf olduğu” bir yılı geride bıraktık. Yani bir yıldır işçiler, tıkış tıkış toplu taşıma araçları veya servislerde fabrikalara gidip gelmeye, dipdibe çalışmaya, yemek yemeye devam ettiler. Hijyen koşullarının sağlanmadığı, hatta sabunun dahi olmadığı işyerlerinde çalıştılar. Ve korona “işçi hastalığı” halini aldı. Koronaya yakalanan ve bu yüzden yaşamını yitiren çok sayıda işçi oldu. Bunların içinde tabi ki kadın işçiler de vardı.

Kadın işçiler, erkek işçilerle birlikte aynı koşullarda çalışmanın yanı sıra ek zorluklar da yaşadı, yaşıyor. Üretimdeki artışa rağmen ücretlerinde bir farklılık olmadı mesela. Erkek işçilere göre hala daha düşük ücretle çalışmaya devam ediyorlar. Mesailerin zorunlu hale gelmesi, çalışma saatlerinin uzaması, kadın işçileri daha fazla etkiliyor. Çünkü pandemi sonrası ev işleri iki kat artmış durumda. Öncesinde de kendilerine zaman ayıramadıklarını, fakat pandemi sonrası hiçbir şey yapamaz hale geldiklerini söylüyorlar.

Evden çalışan kadın emekçilerin yükü iyice arttı. Yapılan araştırmalar, evden çalışmanın olumsuzluklarını kadınların daha derinden yaşadığını ortaya koyuyor. Üstelik bunun giderek kalıcılaşması, “esnek çalışma” biçimiyle sürekli hale getirme çabaları, bu yöndeki kaygıları arttırıyor.

Evlerin birer ofis haline gelmesi, mesai kavramının ortadan kalkmasını, dolayısıyla hiç bitmeyen iş ortamı yarattı. İşyerlerinde mesai saatleri belliyken, evde gece saatlerine kadar çalıştıkları oluyor. Her saat arama, rastgele iş verme ve yoğun bir kontrol altındalar. Buna hafta sonları da ekleniyor. Ama hiçbirinden fazla mesai ücreti alamıyorlar. Çalışma sürelerinin artması bir yana, ev işleri, çocuk veya yaşlı bakımı da kadın emekçilerin üzerine kalmış durumda. İş hayatı ile özel hayatın birbirine girmesinin, sosyal hayatın tümden bitmesinin yarattığı psikolojik sorunları da cabası… İşten dolayı çocuklarıyla ilgilenememenin vicdan azabını çektiklerini söylüyorlar mesela.

İşin bir de ekonomi boyutu var. Evde çalışmak zorunda kalınca, faturalarda gözle görülür artış yaşanıyor. Kış olmasının da etkisiyle doğalgaz faturaları başta olmak üzere elektrikten internete her tür fatura daha yüksek geliyor. Keza evde kalanların sayısı artınca mutfak masrafları da artıyor. Ve bütün bunlar için ek bir ücret ödenmiyor. Öyle ki, evinde internet bağlantısı olmayan ve internet bağlatmak durumunda kalanlara bile herhangi bir ödeme yapılmıyor. Çalışma masası, sandalyesi gibi ek ihtiyaçları dahi kendileri karşılıyorlar.

Evden çalışma tüm emekçilere, özellikle kadınlara daha fazla iş yükü getirirken, patronlar yemek masraflarından, ofis giderlerinde ekstra kâr elde ediyorlar. Bir de “evde çalışma” bir ödülmüş gibi sunuyorlar ve daha ağır bir sömürü gerçekleştiriyorlar.

Kadınlar evde harcadıkları emeği görünür kılmaya çalışırken, şimdi dışarıya yaptıkları iş bile görünmez hale geliyor. Dahası evde çalışma, yabancılaşmayı arttırması, tüm çalışanları taşeronlaştırması ve sendikalaşmayı zorlaştırması gibi bir dizi canalıcı sorunu da doğuruyor.

 

Kadına şiddet arttı

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünyada 3 kadından 1’i, hayatlarında en az bir kez fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Ve kadına yönelik şiddet, doğal afet, savaş, salgın gibi kriz dönemlerinde katlanarak artmaktadır. Bu genel doğru, koronavirüs günlerinde en sarsıcı haliyle ortaya serildi.

Salgının yarattığı belirsizlik, korku, endişe gibi duygular, tek tek bireylerdeki gerilimi artırdı. Ve bu gerilim, evdeki güçsüz insana (kadına-çocuğa) patladı. Salgında işsizlik arttı; işsizliğin bunalttığı erkekler, hırslarını kadınlardan çıkardı. Salgın koşullarında işe gitmek zorunda kalanlar, bunun yarattığı stresi patrona karşı mücadeleye değil, evdeki kadını-çocuğu ezmeye yönelttiler.

Salgın döneminde sorunu katmerlendiren bir başka unsur, kadına yönelik şiddetin devlet tarafından “güvence” altına alınması oldu. Şiddeti uygulayanla aynı eve kapatılmış olan kadın, bu şiddeti ihbar edemez hale geldi; ihbar etse de polis tarafından çağrısına karşılık verilmedi; sokağa çıkma yasağı bahane edilerek, yasağın bitmesini beklemesi “tavsiye” edildi; doğrudan karakola ya da başka resmi kurumlara başvuran kadınlar, “pandemi” bahanesiyle “sabır” tavsiyesiyle eve-şiddetin odağına geri gönderildi. Hepsine ek olarak, şiddete uğrayanı korumada önemli bir önlem olan “uzaklaştırma tedbiri”, koronavirüs bahane edilerek uygulanmamaya başlandı.

Yanısıra, salgın döneminde sadece nöbetçi mahkemelerin çalışıyor olması, kadınların şikayetleri konusundaki mahkemelerin karara bağlanmasını geciktirdi. Baroların adli yardım hizmeti durdurulduğu için pek çok kadın avukatsız kaldı. Bu durumda hukuksal olarak güvence altına alınması gereken kimi durumlar gecikti, ertelendi, mağduriyetler arttı.

Salgın koşullarında kadına yönelik şiddetin arttığı tartışma götürmez bir gerçek iken, İçişleri Bakanlığı kadına yönelik şiddetin ciddi oranda azaldığını açıkladı. Oysa kadına yönelik şiddete dair bakanlık tarafından herhangi bir raporlama yapılmıyor, yayınlanmıyor. Böyle bir raporlama yokken, kıyaslama yapması da mümkün değil. Resmi kurumlara, özellikle de karakollara ulaşan ihbarların kayıtları bile, salgın koşullarında bir artışın kanıtıdır. Sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde kadına ve çocuğa yönelik şiddetin yaklaşık iki katına çıktığını söylemek mümkündür.

Kısacası salgın koşullarında şiddet hem arttı, hem de “görünmez” hale geldi. Polisi, mahkemesi, bakanıyla, yapılanları ve şikayetleri görmezden gelerek, örtbas ederek, mağduru yeniden eve göndererek şiddete devlet koruması sağlandı.

* * *

Başta işçi-emekçi kadın olmak üzere genel olarak kadınlar, pandemi döneminde çok önemli hak kayıpları yaşadılar, yaşıyorlar.

Kadınların yıllarca uğraşarak kazandığı mevziler, bu dönemde birer birer kaybedildi. Dolayısıyla kadınların bu koşullara karşı çok daha büyük bir mücadeleyi başlatması gerekiyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …