Mafya-devlet-sermaye düzenine karşı Nurtepe’de eylem

Sermaye-devlet-mafya içiçeliğinin ortaya dökülmesine karşı Nurtepe’de eylem yapıldı. Nurtepe Anadolu Market karşısında 5 Haziran saat 16.00’da başlayan eylemde, eylemi örgütleyen kurumların imzasının yer aldığı “Sömürü, yolsuzluk, devlet, çete ittifakına son. Bu düzen çürümüştür, değişmelidir” yazılı ozalit açıldı. Eylem “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Gün gelecek devran dönecek çeteler halka hesap verecek”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek” sloganlarının atılmasıyla başladı. Okunan basın açıklamasında, ortaya çıkan bu çürümüşlüğe karşı hükümetin istifası istendi.

Metin okunurken sıkça “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Hükümet istifa”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Kod 29 kaldırılsın”, “Milyonlar aç milyonlar işsiz işte sizin düzeniniz”, “Asgari değil insanca yaşamak istiyoruz”, “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Pandemi değil düzeniniz öldürür”, “İstanbul sözleşmesi uygulansın” sloganları atıldı.

Eylemi Proleter Devrimci Duruş, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlükler Partisi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Türkiye İşçi Partisi, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, Halkların Demokratik Kongresi ve Nurtepe-Güzeltepe Dayanışma Ağı birlikte örgütledi. Eylem öncesi mahallede, eyleme çağıran afişleme çalışması da yapıldı.

Açıklamada şunlar söylendi:

SERMAYE-MAFYA-DEVLET… BU DÜZEN DEĞİŞECEK

Son günlerde, bizler için malumun ilanı olan, sermaye-mafya ve devlet arasındaki kirli ilişkiler, bir kez daha kitlelerin gözleri önünde ifşa olmaktadır. Uluslararası uyuşturucu ticareti, kara para, yolsuzluklar ile kendi hukuklarını dahi çiğneyerek, sermayeye para pompalamaya devam etmektedirler. 1996’da Susurluk’ta bir trafik kazasıyla ortaya çıkan içiçelik bu kez bir mafya liderinin videolarıyla gündeme geldi. O gün suçluları yargılamayan ve koruyan devlet, daha büyük yönetme kriziyle karşı karşıyadır. Mesele basit bir mafya liderinin “bir tripod bir kamera” algısının ötesinde, birbirine göbekten bağlı sermaye kliklerinin arasındaki hesaplaşmadır. Artık devlet mafyalaşmış, mafya da devletleşmiştir. Ki mafyanın asıl görevi her dönem, işçilerin, emekçilerin, halkların mücadelesini bastırmaktır, terör estirmektir. Bizzat kendi ağızlarından bunları itiraf etmekten de çekinmiyorlar.

Bizler bu kirli ilişkilerin, Mustafa Suphi ve Sabahattin Ali cinayetlerinden beridir devam ettiğini çok iyi biliyoruz. “Faili meçhul” cinayetlerden, gözaltında kaybetmelerden, katletmelerden ve işkencelerden biliyoruz. Kadınlara ve çocuklara karşı işlenen taciz, tecavüz ve cinayetleri normalleştiren, LGBTİ+ lara karşı kullandığınız nefret dolu, homofobik söylemlerinizden, İstanbul sözleşmesinin bir gecede kaldırılmasından ve bu suçları işleyenlere, mahkemelerin gösterdiği hoşgörüden biliyoruz.

Kürt halkının seçtiği belediyelere atadığınız kayyumlardan, halkın seçilmiş siyasetçilerine karşı aldığınız kararlardan biliyoruz. Devrimci-demokrat ve ilerici güçlere saldırılarınızdan, katletme, gözaltı ve tutuklama teröründen biliyoruz.

Bizler bu kirli ilişkileri, Çorum, Maraş, Sivas, Gazi katliamlarından biliyoruz. Beslediğiniz ve koruduğunuz katilleri çok iyi tanıyoruz. Silahlandırdığınız İŞİD barbarlığını da, Kürt halkı başta olmak üzere Ortadoğu halklarına yaptığınız kıyımları da görüyoruz.

Dünya genelinde yaşanan Covid 19 pandemisini kapitalist sistem ve onun devletleri, işçilere ve emekçilere saldırı aracına dönüştürmüş durumda. Salgınla mücadele bahanesiyle işçilerin ve emekçilerin kazanılmış hakları birer birer gasp edilmeye çalışılıyor. İşten atılanların ve ücretsiz izne çıkarılanların sayısı on milyonları geçmiş durumda. Türkiye’de durum bundan farklı değil. Bir maske dağıtımını beceremeyen, aşılamayı yapamayan devlet, patronların karlarını büyütmek için kanun üstüne kanun çıkarırken, işçilerin cebinden kestikleri vergileri, işsizlik fonu ve SGK paralarını hizmetlerine sunuyorlar. Yoksulluk nedeniyle yüzlerce kişi intihar ederken, devlet ve kurumları sahte büyüme rakamlarıyla toz pembe tablolar çiziyorlar. Merkez Bankası’ndan “kaybolan” 128 milyar doları sermayedarlara aktarmaları yetmezmiş gibi, sorulan sorulara cevap verme gereği dahi duymuyorlar, soru sormayı yasaklıyorlar. Oysa çok iyi biliyoruz ki, söyledikleri her yalan bizim yaşamımızı daha da çekilmez hale getiriyor. Zengin daha zengin fakir daha fakir oluyor ve makas her gün açılıyor. Yaşanan hak gasplarına karşı örgütlenen işçiler ve emekçiler ise Kod 29’un ve türevleri maddelerinden “ahlaksızlık-hırsızlık” suçlamalarıyla işlerinden atılıyorlar. Yani sermayedarlar ve devleti, yolsuzluk, yozlaşma ve çürüme yaşarken, işçileri ve emekçileri ölüme terk ediyorlar. Sadece insanları değil, doğayı, denizi, ağaçları, hayvanları, yani geleceğimizi yok etmek istiyorlar. Tüm itirazlara rağmen Kanal İstanbul’u yapmayı dayatıyorlar. İnşaat şirketlerine ormanlarımızı ve dağlarımızı peşkeş çekiyorlar. İkizdere’de, Gürpınar’da, Kaz Dağları’nda, ya da çok övündükleri köprüler, duble otoyollarda büyük bir doğa katliamı gerçekleştirdiler. Doğa da intikamını alıyor. Depremlerin, hastalıkların, afetlerin önüne geçilemiyor. Marmara Denizi’nin durumu ortada ve artık kinini kusuyor.

AKP, dinci-gerici yaşam tarzını tüm halka dayatıyor. Hamasi nutuklar atarken, kendi yasalarına dahi uymuyorlar. AVM’ler, oteller açık tutulurken, küçük esnaf bir yılı aşkındır hiçbir devlet desteği görmeden yaşamaya çalışıyor. Yüz binlerce dükkan kapanmış durumda. Sözde yasakları “esnetme” kararları almalarına rağmen barlar ve kafelere sınırlama devam ediyor, alkol vb. satışı yasaklanıyor. Kendileri salgının en yüksek noktada olduğu günlerde kongrelerini-konferanslarını toplarken, en ufak bir basın açıklamasını dahi yasaklıyor. Suçları defalarca kez ispatlanmış mafya liderleri serbest bırakılırken ve üstelik polis korumasında gezip yurtdışına çıkabiliyorken, bir tweetten dolayı insanlar evlerinde şafak operasyonlarıyla gözaltına alınıyor.

Ancak sermayenin tüm saldırılarına rağmen direnişleri engelleyemiyorlar. Onlarca yerde işçiler fabrikalarda, işyerlerinde direniyor. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri kayyum rektör Melih Bulu şahsında kayyumları hedefe çakıyorlar. Kadınlar, cinayetlerin ve katliamların önünü açan devlet saldırılarına karşı neredeyse her gün sokaklarda. Kanal İstanbul başta olmak üzere sermayeye peşkeş çektiğiniz tüm doğayı savunmak için İstanbul’da, İkizdere’de, Kaz Dağları’nda, Gürpınar’da köylüler ve halk, yaşam alanlarına sahip çıkıyor. Tüm faşist baskılarına rağmen kitleleri korkutmayı başaramıyorlar.

Ve bizler, Türkiye işçi ve emekçileri, ezilen hakları örgütlü mücadelemizi ve dayanışmamızı yükselterek, doğanın katledilmesine, kadın cinayetlerine, yaşamımızın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bulunduğumuz her alanda haklarımıza sahip çıkacağız ve kendimizi ezdirmeyeceğiz. Söyledikleri her şey yalan üstüne kurulu sermaye ve devletinin bize vereceği hiçbir şey yok. Adaleti, eşitliği ve özgürlüğü kendi mücadelemizle kazanacağız. Bugün ortaya dökülen pisliklerinizin hesabını soracak, bizden çaldıklarınızı alacağız. Sömürücü düzeninize karşı bir aradayız! Birlikte örgütlenip birlikte değiştireceğiz!

EMEK PARTİSİ

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ

NURTEPE-GÜZELTEPE DAYANIŞMA AĞI

PROLETER DEVRİMCİ DURUŞ

SOSYALİST DAYANIŞMA PLATFORMU

SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ PARTİSİ

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ

TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜKLER PARTİSİ

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …