Afganistan’da Taliban cehennemi

Taliban, ABD’nin Afganistan’dan çekilme kararını açıklamasının ardından hızla ilerledi, tek tek kentleri, eyalet merkezlerini ele geçirdi ve 15 Ağustos günü başkent Kabil’e girdi. ABD tarafından eğitilen ve yönetilen 300 bin kişilik Afgan ordusu, 75 bin kişilik Taliban gücü karşısında doğru düzgün bir direniş gerçekleştirmeden dağıldı. Ordunun önemli bir bölümü teslim oldu, komutanlar kaçtı. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani Tacikistan’a kaçtı; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mareşal Raşid Dostum ortadan kayboldu.

Günlerdir Afganistan’dan kaçmaya çalışan insanların araç konvoylarını görüyoruz basında. Ve kadın örgütlerinin çığlıkları yükseliyor: “Afganistan’ı cehenneme teslim ettiniz!” diye.

Bugün artık Afganistan’da televizyonları yasaklayan, bilgisayarları kıran, kafa kesen, kadınları taşlayarak öldüren, burka giymeyen kadınları kırbaçlayan bir Ortaçağ kalıntısı yönetimi kuruluyor.

Bu tablo, emperyalist ülkelerin herbirinin hegemonya ve kar hesapları ile oluşturuldu. Afganistan’da emperyalist hegemonya kurma çabası, bir halkı Ortaçağ gericiliğine teslim etti.

 

Afganistan’ın kanlı tarihi

Afganistan 1919 yılında Britanya İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazandıktan sonra yeni kral ülkede reform hareketleri başlattı. 1950’lerden itibaren Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kuruldu ve mali-askeri destek almaya başladı. Genel olarak feodal-aşiret düzeninin hüküm sürdüğü, İslamcı örgütlenmelerin güçlü olduğu Afganistan’da, SB ile kurulan ilişkilerin ardından sosyal hayat büyük değişim geçirdi. Modern, laik, kadınların üniversite dahil olmak üzere eğitim ve sosyal hayat içinde giderek güçlendiği bir ortam oluştu. 1973 yılında kralın kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud bir darbe gerçekleştirerek krallığı yıktı ve cumhuriyeti kurduğunu ilan etti. Batılı emperyalistlerin desteği ile düzenlenen bu darbe, rejim değişikliği ile birlikte Sovyet etkisini de kırmayı hedefliyordu. Sonraki 5 yıl, ülkedeki tüm siyasi kesimlerin bir biçimde yer aldığı bir iç savaş içinde geçti. 1978 yılında bu defa, Sovyet sosyal emperyalizminin desteklediği Nurmuhammed Taraki bir darbe gerçekleştirdi ve Afganistan Demokratik Halk Partisi yönetime geçti. Ancak yeni yönetim, iç karışıklıkları bitirmeyi, ülkede kontrolü sağlamayı, özellikle kırsal alanda İslamcı aşiretlerin başlattığı isyanı bastırmayı başaramadı. Bunun üzerine, Afgan hükümetinin çağrısı ile 1979 yılında Sovyet ordusu Afganistan’a girdi.

Savaş 10 yıl sürdü. ABD, “Yeşil Kuşak” adını verdiği; Sovyetler Birliği’ne komşu Müslüman ülkelerde radikal İslamcılığın güçlenmesini hedefleyen stratejiye uygun olarak “mücahitler”i destekledi, güçlendirdi. ABD, Pakistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerin desteğiyle, Afgan mücahitlerin savaş gücü giderek arttı. SB 1989 yılında yenilmiş olarak ülkeyi terkederken, resmi rakamlara göre 14 bin subay ve askerini, yüz milyarlarca dolarını kaybetmişti.

Bu savaşta, Çin’in tutumu çarpıcıydı. Müslümanlığın en gerici, en radikal, şeriatçı yüzünü oluşturan mücahitler, “sosyalist” (gerçekte sosyal-emperyalist) Çin tarafından doğrudan desteklenmişti. Öyle ki, mücahitlerin Pakistan’da bulunan eğitim kampları Çin’e taşındı, Çinli askeri danışmanlar mücahitlere askeri eğitim ve silah desteği verdi.

Savaş sonrasında iktidar mücahit örgütlerinin eline geçmişti. 1996 yılında, bu örgütlerden biri olan Taliban iktidara geldi ve 2001 yılındaki ABD işgaline kadar yönetimde kaldı.

 

ABD “demokrasi”si, Afganistan’ı yoketti

11 Eylül saldırılarının ardından, ABD’nin Afganistan işgali başlayınca, Taliban yönetimi devrildi. Ancak ülkede iç karışıklık ve çatışmalar bitmedi. 2004 yılında ABD tarafından Kabil’de bir kukla hükümet kuruldu. Hamid Karzai başkanlığındaki bu hükümet, hiçbir zaman Afganistan’ın tamamına hakim olamadı. Başkentten sürülmüş olan Taliban, özellikle ülkenin güney ve doğusunda kendi yönetim alanlarını oluşturdu.

1996-2001 arasındaki dönemde, Taliban yönetimindeki ülkede kadınlar ve kız çocukları için eğitim ve çalışma yasaklanmış, kadınların sağlık hizmetlerine erişimleri kısıtlanmış, evden çıkarken yanlarında bir erkek olması zorunlu tutulmuştu. Ülkede şeriat uygulamaları geçerliydi. Konu ne olursa olsun “bürokrasi” işletilmeden hızla karar veriliyor ve uygulanıyordu. Zina yapanların meydanlarda infaz edilmesi, hırsızlık yapanların ellerinin kesilmesi gibi… Erkeklerin sakal bırakması, kadınların “burka” adı verilen, dünyadaki en gerici kıyafeti giymesi zorunlu kılınmıştı. Sinema ve müzik yasaktı. Mizah ve gülmek yasaktı. Teknolojik aletler yokedildi, televizyonlar kırıldı. Tarihi heykeller balyozla parçalandı.

ABD işgalinin başlamasının ardından, Taliban geri çekildikçe bu kurallar değişmeye başladı. Elbette ABD “demokrasi” getirdiği için değil, kitlelerin tepkileri sonucu bazı haklar geri alındı. Kadınlar yeniden yaşama katılmaya başladı. İlköğretimdeki kızların sayısı yüzde 50’ye yükseldi. Ancak feodal ilişkilerin ve kabile tarzı yaşamın sürdüğü ülkede, kazanımların da sınırı oldukça dardı. Üstelik savaş içinde Taliban’ın hakim olduğu yerlerde, şeriat düzeni devam ediyordu. Ülke ekonomisi savaş ve uyuşturucu kıskacına hapsedilmişken, daha fazla ilerleme sağlamak da mümkün olmuyordu.

İşgal başladıktan sonra birkaç yıl içinde ABD, Taliban’a karşı savaşı kazanamayacağını anlamıştı. Bu durumda, büyük para ödemeleri karşılığında, Taliban’la “savaşmama” durumu oluşturmayı “başardı”. Kazanamadığı savaşta, yenilgiyi geciktirmeye çalıştı.

Taliban ABD’nin cihatçı çeteleri destekleme, dinci-gericiliği güçlendirme politikalarının ürünü olarak büyüyüp gelişen bir örgüttü. Ancak zaman içinde dengeler değişti. ABD’nin bölgedeki işgalinin başarısız olmasını isteyen Çin, Taliban’ı ABD’ye karşı güçlendirdi. Çin kadar olmasa da, Rusya’nın da bir eli Taliban’da oldu. Rusya için “sıcak denizlere açılma”da stratejik önem taşıyan Afganistan, Çin için de “Kuşak ve Yol Projesi”nin, Batı’ya uzanan en önemli ticaret yolunun üzerinde bulunan bir ülkeydi.

Savaşı ABD açısından bataklığa dönüştüren de bu unsur oldu. 2 bin 300 ABD askerinin, binden fazla NATO askerinin öldüğü, 20 binden fazlasının da yaralandığı bu savaşta, ABD 1 trilyon dolardan fazla para harcadı; ancak başarıya ulaşamadı. Artık Taliban’ı durdurmaya bile gücü yetmeyince, geçen yıl Taliban ile masaya oturdu, Mayıs 2021’de askerlerini geri çekeceğini açıkladı.

ABD’nin çekilmesi, Taliban’ı ve destekçilerini daha saldırgan bir hale getirdi. ABD’nin planlarının ötesine geçen ve beklemediği bir şekilde Taliban hızla ilerledi; Afgan ordusu bozguna uğradı.

Şimdi insanlar panik halde Afganistan’dan kaçmaya çalışıyorlar. ABD, 20 yıl boyunca kendisine hizmet etmiş Afganları kurtarmayı bile başaramamış durumda. 50 bin kişiyi ABD’ye, birkaç milyon kişiyi de Türkiye’ye kaçırma girişimleri hayata geçemeden, süreç kontrolden çıktı. ABD emperyalizminin şu anda Taliban’dan tek talebi, havaalanına taşımış olduğu büyükelçiliğini boşaltma izni!

 

Bu bataklıkta asker olmak

Erdoğan yönetimi, ABD’nin kaçmaya çalıştığı bu ülkede “asker olmak” için cansiperane uğraşıyor. İki ay önceki NATO toplantısında (14 Haziran 2021), ABD Başkanı Biden’la yaptığı ve Türkiye’den sadece Merve Kavakçı’nın kızının sırdaş-çevirmen olarak katıldığı toplantıda, Afganistan görevine ve Afgan mültecilere kapı açmaya hazır olduğunu belirtmişti.

Elbette ABD’nin bile tutunamadığı bu topraklarda, Türkiye’nin görev almasının bir bedeli olacaktı. Türkiye’de ekonomik açmazları hafifletecek miktarda para ve Erdoğan’ın seçimleri yeniden kazanması karşılığında, Türk askerinin Afgan topraklarında ölmesinin bir sakıncası yoktu!!! Keza, Türkiye’ye gelen genç-sağlıklı-erkek Afgan sığınmacılar, patronların itiraf ettiği gibi, müthiş bir “bedavaya yakın işgücü” niteliği taşıyordu. Yanısıra, dünyanın uyuşturucu trafiğinin en önemli merkezlerinden biri haline gelen Türkiye’de, AKP yönetimi için, uyuşturucunun üreticisi Afganistan’la bağ kurmak da büyük önem taşıyordu. Üstelik ABD’nin “ılımlı İslam” projesinin “lideri, “Büyük Ortadoğu Projesi”nin “eşbaşkanı” görevlerini üstlenmiş olan “ümmetçi” yaklaşıma sahip Erdoğan için, şeriatla yönetilen bir ülkeye “yakınlık” göstermesi de şaşırtıcı değildi.

Ülke içindeki siyasi-ekonomik krizleri unutturmak, hedef değiştirmek isteyen Erdoğan, Afganistan’da bir savaşa girişmek için pervasızca uğraşıyor. Ancak gerek ülke içindeki tepkiler nedeniyle somut adım atamıyor; gerekse emperyalistlerden bu konuda izin alamamış görünüyor.

 

Emperyalistler Taliban’ı kabullendi

Taliban, Kabil’e girdikten hemen sonra şeriatçı uygulamaları ve kadın hakları konusunda “daha ılımlı” davranacağına dair kimi sözler verdi. Verdiği sözler, “kadınlar yanında erkek olmadan da sokağa çıkabilecek”, “zina türü suçlarda mahkeme kararına bakılacak” gibi, aslında hiçbir anlamı olmayan konular üzerineydi.

Bu sözlerin bile tutulmayacağı, ya da çok kısa bir süre için tutuluyormuş gibi bir görüntü verilse bile gerçekte uygulanmayacağı çok açık. Ancak emperyalistler, Taliban’ı şimdiden kabullenmiş görünüyor.

En “hevesli” davranan Çin oldu; Afganistan’ın yeni yönetimini tanıdığını açıkladı. Rusya ise, şimdilik Taliban’ı resmen tanımayacaklarını, ancak bir “geçiş hükümeti” ile işbirliği yapmaya hazır olduklarını duyurdu. Son bir ay içinde, Taliban’ın ülkeyi ele geçireceği kesinleştikten sonra, Almanya dahil olmak üzere hemen bütün emperyalistler Taliban heyetleriyle görüşmeler yapmış, ve kendi yol haritalarını, nasıl bir tutum alacaklarını belirlemişlerdi zaten.

Emperyalistler duruma uyum sağlamaya, yeni durumda kendi karlarını nasıl gerçekleştireceklerini planlamaya çalışırken, Afgan halkı büyük bir cehennemin içine düşmüş durumda. İnternette insanların panik halinde kaçışlarının görüntüleri peşpeşe yağıyor. Kalkmak üzere olan uçağın peşinden koşanlar, ateş edilirken kaçmaya çalışan insanlar, Afgan kadınların, emperyalist kurum ve ülkelere “hepiniz iğrençsiniz” diyen sesleri…

* * *

Afganistan’ın zengin uyuşturucu ve maden kaynakları, emperyalistlerin gözlerini kamaştırıyor. Keza, son derece stratejik coğrafi konumu da emperyalist kar hesaplarının odağında duruyor. Bütün emperyalistlerin göz diktiği bu ülkede, halk Taliban’a kurban veriliyor.

Bugün yükselen yardım çığlıklarına, emperyalistlerin kulakları tıkalı. Afganistanlı kadınlar ise daha ilk günden direnişleriyle izlenecek yolu gösteriyorlar. Taliban’ın Kabil’e girmesinin ertesi günü, Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde hakları için eylem yaptılar. Talibana karşı mücadelenin tek yolu, emperyalistlerden yardım istemek değil, Ortaçağ karanlığından fırlamış bu gerici-cihatçı güruha, Afganistan’da kurulmakta olan cehenneme karşı mücadeleyi yükseltmektir.

Bunlara da bakabilirsiniz

İkitelli’de 10 Ekim anması

9 Ekim günü İkitelli’de yürüyüş yolunda bir araya gelen kurumlar, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı …

Boğaziçi Üniversitesi polis saldırısıyla açıldı

Üniversitelerin açıldığı 4 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, yüzyüze eğitim ve online eğitim olarak ders programlarının …

Üniversiteliler “barınamıyor!”

Üniversiteler daha açılmadan, barınma sorunu öğrencilerin üzerine bir kabus gibi çöktü. Devlet yurtları yetersiz, özel …