Asgari ücrete “zam” aldatmacası

Aralık ayının sonunda 2022 yılı için asgari ücretin net 4 bin 253 olacağı açıklandı. Hem de “tarihi zam” diyerek… Yüzde 50.5 oranında zam yapılmıştı ve bu oran Türkiye tarihinde bir ilkti! Oysa Türkiye’de asgari ücret ülke düzeyinde 1974’ten itibaren belirleniyor. Ve bu süre içerisinde yüzde 80, yüzde 110 düzeyinde bile artışlar yapılmış. Bırakalım öncesini, AKP’nin işbaşına geldiği 2002 başında da yüzde 59,8’lik bir artış yapılıyor. Ama bu artışlar, yüksek enflasyon ve azalan alım gücüyle eriyip gidiyor.

Dolayısıyla yapılan zammın yüzdesi veya ücretlerin ne kadar arttığı önemli değil! Önemli olan halkın alım gücüdür. Aldığı ücretle, yaşamsal ihtiyaçlarını ve sosyal aktivitelerini karşılayabiliyor olmasıdır. Asgari ücrete yapılan artıştan çok daha fazlası temel ihtiyaç ürünlerine yapılmışsa, zamlı ücret daha işçinin cebine girmeden erimiş demektir. Nitekim 2022 asgari ücret zammı da öyle oldu.

Türk-İş’in araştırmasına göre gıda fiyatları son bir yılda yüzde 54,96 oranında artmış durumda. Türk-İş gibi işbirlikçi bir sendika bile, asgari ücrete yapılan zammın üzerinde bir fiyat artışı olduğunu söylüyor. Gerçekte ise yüzde 100’lerin üzerinde artışlar sözkonusu. Markete, pazara giden her işçi, bunu görüyor. Bugün aldığını ertesi gün aynı fiyata alamıyor. Başta gıda olmak üzere en temel ihtiyaçların dahi ithal edildiği bir ülkede, fiyatlar da döviz üzerinden belirleniyor. Türk Lirası, ABD Doları karşısında dünyada en çok değer kaybeden para birimi oldu. Geçen yıl bir asgari ücretli 380 dolar alabilirken, asgari ücretin 4 bin 253 TL olarak açıklandığı gün, 270 dolar alabiliyordu. Yani zamlı haliyle asgari ücret geçen yılın tam 110 dolar altında kaldı. Geçen yılın seviyesine gelebilmesi için 6 bin TL alması gerekiyordu. Demek ki gerçekte zam yapılmadı, aksine asgari ücret daha da düşürülmüş oldu.

Asgari ücret Aralık sonunda belirlendi fakat işçinin eline zamlı haliyle Ocak sonunda geçecek. Ama yeni yıla başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere iğneden ipliğe herşeye astronomik zamlarla girdik. Dahası, benzine yapılan zamlar, tüm ürünlere ek zam olarak yansıyacaktır. Böyle olunca asgari ücret daha işçinin cebine girmeden eridi. Eskiden “kaşıkla veriyor, kepçeyle alıyor” deniyordu; şimdi daha vermeden kepçe kepçe alıyorlar…

 

Asgari ücret, azami sorun

Asgari ücret hesaplamalarının, 4 kişilik bir ailenin bir aylık “asgari geçim”i üzerinden yapıldığı söylenmektedir. Bu durumda, asgari ücretin en az yoksulluk sınırı olarak belirlenmesi gerekir. Oysa, yapılan zammın ardından ortaya çıkan rakam, 4 kişilik bir aile için “açlık sınırı”nın bile altında kalmıştır. Bugün sendikaların hazırladığı raporlara göre açlık sınırı 4 bin 500 civarında, yoksulluk sınırı ise 13 bin liranın üzerinde. Bu koşullarda, bir ailede iki asgari ücretli çalışanın olması bile yoksulluk sınırına ulaşmaya yetmiyor. Yani bir işçi ailesi, sağlıklı beslenme, barınma, ısınma, giyinme koşullarından yoksun olarak yaşamaya mahkum ediliyor.

Yeni belirlenen asgari ücret, işçilerin geçim sorununu çözmediği gibi, çok daha ağır sorunları beraberinde getiriyor.

DİSK-AR’ın 2022 için yaptığı asgari ücret araştırmasına göre;

1- Türkiye’de artık asgari ücret ortalama ücret haline geliyor: 2021 yılında asgari ücretin biraz üzerinde ücret alanların çok büyük bir bölümü, 2022 yılında asgari ücret alacaklar.

2- Asgari ücrete yüzde 50,5 oranında zam yapılırken, memur ve emeklilere resmi enflasyonun altında (yüzde 30 ya da daha altı oranda) zam yapılması, asgari ücreti “ortalama ücret” haline getiriyor.

3- Ücretli çalışanların yaklaşık yüzde 18’i (3,4 milyon işçi) asgari ücretin altında ücret alıyor. Kadın işçilerin ise yüzde 25’i asgari ücretin altında ücret alıyorlar. Bin 500 TL’den daha az ücretle çalışan işçi sayısı 1,7 milyon. Asgari ücret altında ücret alanların oranı, yeni zammın ardından daha da büyüyecektir. Asgari ücreti yüksek bulan patronlar, “daha düşük ücret ya da işten çıkma” dayatmasında bulunacaklar.

Türkiye’de yaklaşık 10 milyon işçi, asgari ücretin biraz altında ya da biraz üstünde ücret alıyor. Asgari ücretin açlık sınırının bile altında kaldığını söylemiştik.

Yeni dönemde, çok daha fazla sayıda insan, bu açlığa mahkum edilmiş durumda.

 

Kazançtan fazla kayıp var

Yeni asgari ücretin belirlenmesinin ardından ilk kayıp AGİ (Asgari Geçim İndirim) konusunda ortaya çıkıyor. İşçilerin düşük ücretlerin yanında küçük bir katkı olarak gördükleri AGİ, asgari ücrete eklenerek yokediliyor.

Ücreti yükseltmenin en temel yolu olan mesailer de, işçiler için “gelir” değil, “kayıp” haline geliyor. Çünkü işçiler mesaiye kaldıkça, hem gelirlerinden vergi kesintisi yapılıyor, hem de mesailerle artan ücret nedeniyle, girdikleri vergi dilimi yükseldiği için kayıpları artıyor. 2002 yılında ilk vergi dilimi asgari ücretin 15-16 katıydı. Yıllar içinde bu pay sürekli azaltıldı. 2021 yılında ilk vergi dilimi, asgari ücretin 6,7 katına kadar geriledi. Bu durum, asgari ücretlinin yılın ikinci yarısında ikinci vergi dilimine girmesine ve ücretlerinin düşmesine neden oldu.

AGİ yok! Mesailerde vergi var! Astronomik zamlar kesintisiz sürüyor. Bu koşullarda asgari ücrete “tarihi zam” açıklaması, büyük bir demagojidir.

 

Tek çözüm mücadeledir

“Asgari ücret”, uzun sınıf mücadelelerinin sonucunda, yüz yıldan fazla süredir resmi olarak kabul edilmiş, evrensel bir haktır. Türkiye’de ise 1936 yasalaşmış, 1974’te ülke çapında uygulanmaya başlamıştır.

Asgari ücret, ağır sömürü koşullarında işçilerin yaşam haklarını bir nebze olsun korumayı hedefleyen bir yöntem olmalıdır. Ancak sınıf mücadelesinin zayıflamış olduğu bu dönemde, işbirlikçi sendikalar da asgari ücret mücadelesini patronlara teslim ediyorlar. Devlet de, TÜİK’in hormonlu rakamlarına ve patronların kar hesaplarına göre, işçilere sefalet ücreti dayatıyorlar.

Bugün kitlelerin öfkesi öylesine büyük, geçim sıkıntısı öylesine zorlu, ekonomik kriz öylesine derin ki, asgari ücrete “beklenen”in üzerinde zam yapmak zorunda kaldı Erdoğan. Ancak bu zamma rağmen, asgari ücret geçen yılın altında kaldı ve her geçen gün daha da eksilecek.

Bu durumu değiştirmenin tek yolu, işçi sınıfının en etkili yaptırım aracını, üretimden gelen gücünü ortaya koyabilmesidir. İşçiler grev silahını kuşanmadıkça, ücretler dahil hiçbir hakkı elde edemeyeceğini, TİS’lerin ne kadar göstermelik hale geldiğini kendi deneyimleriyle görüyor, yaşıyorlar… Sendikaları harekete geçirecek tek şey de işçi sınıfının tabanda yaratacağı örgütlülüğü ve birlikte hareketidir.

“Geçinemiyoruz” feryatları, hak arama mücadelesi ve sonuç alıcı eylemlerle birleşmediği sürece bir yakınmadan öteye gidemez. Yoksullukta eşitlenen işçi ve emekçilerin birleşik mücadeleyi yüksetltmek dışında bir kurtuluşları yoktur.

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …