Grev, işgal, direniş… İŞÇİ SINIFI AYAKTA!

İşçiler 2022 yılına direnişle girdiler. Ocak ayından bu yana 60’tan fazla işyerinde direniş gerçekleşti. Bu direnişlerin büyük bir kısmı başarıyla sonuçlandı. Hiçbir kazanım elde edilmeden biten direnişler de var kuşkusuz. Bunların nedenleri üzerinde durmak ve gidermek gerekiyor. Halen devam eden direnişlerin zaferle bitmesi için, başarılar kadar başarısızlıkların da dersleriyle donanmak gerektiği açık. Geleceği kazanmanın yolu buradan geçiyor…

Unutmamak gerekir ki, kazanımla biten işçi direnişleri de son yıllarda yaşanan büyük işçi eylemlerinin birikimleriyle bu noktaya geldiler. Tekel’den Metal Fırtınası’na, Soma’dan 3. Havalimanı’na kadar gerçekleşen direnişlerden ilham aldılar.

Elbette son işçi direnişlerinin en önemli nedeni, temel ihtiyaç maddelerine astronomik zamlar yapılırken ücretlerinin çok düşük tutulmasıdır. “Çin modeli” dedikleri ucuz işgücüyle krizin yükünü işçilerin sırtına yıkma çabasıdır. İşçi ve emekçiler daha fazla çalıştıkları halde, daha az kazanıyor ve eskisinden daha kötü koşullarda yaşamak zorunda kalıyorlar. Açlıktan ve soğuktan ölümle karşı karşıyalar. Üstelik kendileri bu durumdayken, küçük bir azınlığın zevk-i safa içinde yaşadıklarına tanık oluyorlar. Hiç bir dönem zengin ile yoksul arasındaki uçurum bu kadar derinleşmedi ve böylesine görünür olmadı.

Bunları görüp de tepki duymamak mümkün mü? Bütün mesele o tepkilerin eyleme dökülmesinde yaşanıyordu. Ama son zamlarla birlikte bıçak kemiğe dayanmaktan çıktı, delmeye başladı. Ve işçiler yaşamak için direnmekten başka çareleri olmadığını iliklerinde dek hissettiler. Ama çoğu sendikasızdı, dahası işbirlikçi-uzlaşmacı sendikalara tepkiliydiler. Kendi göbeklerini kendileri kesmek dışında seçenekleri yoktu; öyle de yaptılar. Zor olanı başardılar.

 

Direnişlerin ortak özelliği

İşçi sınıfının fiili grev, işgal, fabrika önü nöbetleri, patronların evleri ve işmerkezleri önlerindeki gösterileri gibi biçimlerde süren bu direniş furyası, bir çok ortak özellik taşıyor. Bunları somut olarak belirlemek için, öne çıkan direnişlere kısaca bakmakta yarar var.

Direnişlerin fitilini ilk yakan Çimsataş işçileri oldu. Mersin’de bir metal fabrikası olan Çimsataş, Birleşik Metal-İş Sendikası’nda (BMİS) örgütlüydü. Ancak BMİS, faşist Türk Metal sendikasıyla birlikte işçilerin “sefalet sözleşmesi” dediği TİS’e imza attı. Daha önceki yıllarda Türk Metal’le aynı sözleşmeye imza atmaz, en azından kimi direnişler örgütleyerek kendi farkını göstermeye çalışırdı. Fakat bu yıl bunu bile yapmadı. İşçiler bu duruma tepki gösterdiler; enflasyonun yüzde 100’leri bulduğu bir ortamda ilk altı ay için yüzde 27 zam oranını haklı olarak kabul etmediler. Ancak BMİS bu tepkileri bastırmaya çalıştı. İşçiler sendikaya rağmen direnişi başlatmakla karşı karşıyaydı. Çimsataş işçileri bunu yaptı. 12 Ocak’ta fiili grevi başlattılar. Grev iki gün içinde bastırıldı. Ancak işbirlikçi-uzlaşmacı sendikacılığı teşhir etmesi ve fiili grevin yolunu açmasıyla önemli bir misyonu yerine getirdi. Hemen ardından Sivas Divriği’de Erdemir-Çiftay Madencilik’te 2 bin işçinin üç gün süren fiili grevinin kazanımla sonuçlanması, bunun somut kanıtıydı.

Direnişe geçen işçiler içinde kurye işçiler ayrı bir yere sahiptir. Türkiye’de 3 milyona yakın kurye işçinin olduğu tahmin ediliyor. Bunların 2.5 milyonu kayıt dışı. Geniş kitleler “esnaf kurye” kavramını ve bunun ne anlama geldiğini ilk kez bu direnişle duydular. “Kendi işinin patronu ol” diye allayıp-pulladıkları bu modelde, çalışanlar yasal olarak işçi statüsünde de gözükmedikleri için, iş kanunun getirdiği tüm haklardan mahrumlar. Her biri bir şirket sahibi göründüklerinden, tüm maliyetleri kendileri karşılamak zorundalar. Gider kalemleri de hayli kabarık. Arabanın masrafları, Bağkur prim ödemeleri, yemek vb…

Sendikalaşma hakları olmadığı ve ülkenin dört bir yanına bireysel çalıştıkları halde Trendyol işçileri birlikte harekete geçmeyi başardı. İstanbul başta olmak üzere neredeyse bütün illerde kontak kapatarak greve gittiler. Düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına karşı başlattıkları direniş, kısa sürede sonuç verdi. Direnişlerinin 3. gününde taleplerini kabul ettirdiler. Trendyol, bir ilki başardı ve yolu açtı. Onu diğer kargo işçileri; Aras, Sürat, Yurtiçi, HepsiJet, YemekSepeti/BanaBi izledi.

Direnişlerini başarıyla bitiren bir diğer işçi bölüğü ise, Migros Depo işçileridir. İstanbul-Esenyurt’ta bulunan depoda işçiler, saat ücretine 4 TL zam yapılması, primlerin sabit olarak maaşa yansıtılması ve işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerinin alınması talebiyle 3 Şubat’ta direnişe geçtiler. DGD-SEN’de örgütlenen işçiler, sadece işyerlerinin önünde beklemekle yetinmediler; Migros patronu Tuncay Özilhan’ın villası başta olmak üzere pek çok yerde gösteri yaptılar. Daha önemlisi, kitlelere Migros’u boykot etme çağrısında bulundular ve sanatçılar dahil geniş bir kesimden destek aldılar. Bunun üzerine patronun ve polisin saldırıları daha da arttı. 250 sendika üyesini işten attılar, yüzlerce işçiyi kelepçeleyerek gözaltına aldılar. Bu saldırıya kitlelerin tepkisi ve işçilerin direnişini büyüttü. Migros patronu sendikayla masaya oturmak ve tüm talepleri kabul etmek zorunda kaldı. 17 günlük direnişin ardından zafer Migros işçilerinin oldu.

Migros gibi çorap işçilerinin de direnişleri başarıyla tamamlandı. Bu direnişin başını da Alpin çorap işçileri çekti. İşçiler ücretlerine yapılan düşük zamma karşı fiili greve çıktılar. Patron önce işçileri tazminatsız işten atmakla tehdit etti, fakat işçiler zam taleplerine “hiçbir arkadaşımızın işten atılmayacağı garantisi”ni de ekleyerek direnişlerini sürdürdü. Bu kararlılık karşısında patron tüm taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Alpin’den sonra Erdal, Dündar, Darinda Çorap gibi bir çok çorap fabrikasında peş peşe direnişler başladı. Büyük çoğunluğu kazanımla sonuçlandı. Ve halen devam eden direnişler var.

Bunlar arasında direnişleriyle öne çıkan Farplas da bulunuyor. Gebze’de bir metal fabrikası olan Farplas’ta işçiler, ücretlerine zam yapılması için 18 Ocak’ta direnişe geçti. Birleşik Metal-İş sendikasına üye olmalarıyla birlikte, taleplerine sendikalaşma hakkını da eklediler. Gece vardiyasında başlayan eylem, ertesi gün gündüz vardiyasına gelen işçilerle birleşerek fiili greve dönüştü. Bunun üzerine patron sendika üyesi işçileri işten attı. İşçiler atılan arkadaşlarının geri alınması için fabrikayı işgal ettiler. Fabrikanın çatısına çıkıp meşaleler yaktılar. Polis direnen işçilere vahşice saldırdı, 200 işçiyi gözaltına aldı. İşçiler bu saldırı karşısında da büyük bir direniş sergiledi. Gözaltından çıkan bir işçi, polisin “sendika da nedir” diyerek sendikalaşmalarına karşı çıktığını söyleyerek ,“biz onlara sendikanın ne olduğunu öğreteceğiz” demesi, kararlılıklarını net bir biçimde ortaya koyuyordu. İşçileri polis saldırısı da yıldıramamıştı.

 

Direnişlerin verdiği mesajlar

Metalden tekstile, inşaattan limana birçok işkolunda daha pek çok direniş yaşandı; kimisi bitti, kimisi sürüyor. Bu direnişlerin ortak talebi; ücretlerine zam, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sendikalaşma hakkıdır. Hemen hepsi kendi çabalarıyla örgütlenmiş ve direnişe geçmiştir. Çoğunda sendikalar sonradan müdahil oldu. Öne çıkan ise bağımsız sendikalardı. Bu da işçilerin işbirlikçi-uzlaşmacı sendikalara duydukları tepkinin açık bir göstergesiydi.

Ayrıca eylem biçimi olarak fiili grevler ve işgaller ön plana geçti. İşçiler yasallık değil meşru mücadele hattında militan ve kararlı bir duruş gösterdiler. Sadece patronların değil polisin saldırısına karşı da militanca direnmeleri ve eylemlerini sürdürmeleri, sınıf bilincinin gelişimi açısından da önemli bir dönemeçtir. Talepler her ne kadar ekonomik olsa da, direnişlerin seyri eylemleri hızla politikleştirmektedir. Bu yönüyle devrimci faaliyete ve örgütlenmelere daha açık hale geldiğini söylemek yanlış olmaz.

Direnişlerde öne çıkan bir diğer özellik de, kadın işçilerin artan etkinliği, militanlığıdır. Özellikle Farplas ve çorap direnişinde kadın işçiler başı çekmiştir. Emekçi kadının sahiplendiği kavganın yenilmez olduğunu bir kez daha somut olarak göstermişlerdir. Kadın-erkek genç bir işçi kuşağı direnişlerde öne çıkmaktadır.

Bütün bu olumluluklara karşın, örgütlülük düzeyi halen oldukça geridir. Bu durum eylemlerin birbirinden kopuk sürmesini, birleşik mücadelenin örülememesini getirmektedir. Sendikal anlamda bile örgütsüzlük aşılabilmiş değildir. Patronların ayrı şirketler kurarak bir sendikanın yetki almasını engellemesi veya birden fazla işkolunda faaliyet yürüttüğünden işyerlerinde farklı sendikaların bulunması, sendikal rekabeti arttırmakta ve bu durum, direnişleri olumsuz etkilemektedir. Birçok direnişte bunun sonuçları görülmüştür. İşçilerin sendikaları aşan veya ona rağmen gerçekleştirdiği son direnişler, esasında tüm sendikalara-sendikacılara ders niteliğindedir. Bu dersleri almayan sendikalar iyice erimeye, silikleşmeye mahkumdur.

Asıl mesele, komünist ve devrimci örgütlerin işçi sınıfı içindeki zayıflığını gidermekte düğümleniyor. Bu zayıflık aşılmadan işçi sınıfının öncü misyonunu yerine getirmesi mümkün değildir çünkü. Bugün nesnel olarak “genel grev genel direniş”in zemini olduğu halde hayata geçememesinin asıl nedeni de öznel faktördeki bu geriliktir. Son direnişler, bunun giderilmesi yönünde tüm devrimcilere bir çağrı niteliğindedir. Bu çağrıya daha fazla gecikmeden ve doğru biçimlerle yanıt vermek gerekir.

 

Sonuç olarak

Yılbaşından bu yana işçi sınıfı ayakta! Patronların ve devletin tüm engellerine rağmen kendi içlerinde örgütlenip hakları için direnişe geçtiler ve çoğu yerde kazandılar. Ne var ki, ücretlerine talep ettikleri zammı almış olmaları, daha iyi bir yaşam sürmeleri anlamına gelmiyor. Temel ihtiyaçların neredeyse her gün zamlandığı bir ortamda, ücretlerin hızla erimesi kaçınılmaz. İşçiler bunu kendi yaşamlarında bir kez daha görecekler. Ve varolan sorunların oldukça köklü bir sistem sorunu olduğunu, direnişlerinin de buna uygun olması gerektiğini anlayacaklar. Kuşkusuz bu sadece kendiliğinden oluşmayacak, iradi unsurunun da devreye girmesi gerekecek.

İlk adım olarak direnişlerin birleşmesi “genel grev-genel direniş”in somut bir hedef haline gelmesi,  örgütlenmesi gerekmektedir. Sınıf çalışmasını önceleyen devrimci kurumların bu doğrultuda birleşik bir duruş ve pratik sergilemesi elzemdir. Ekonomik taleplerle başlayan direnişlerin kapitalist sistemi ve onun devletini hedefe çakan taleplere evrilmesi de, ancak bu şekilde başarılır. İşçiler yaşam koşullarının iyileşmesi için özgürlükler için dövüşmesi gerektiğini kavradıkları noktada, kazanımları çok daha kalıcı olacak, ufukları genişleyecek ve ileriyi göreceklerdir.

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …