Savaş artık Avrupa’da! Kahrolsun Emperyalist Savaş!

Rus tanklarının 22 Şubat günü Ukrayna sınırlarından içeri girmesiyle birlikte, Ukrayna’da savaş başladı. Böylece son haftalarda karşılıklı olarak tırmandırılan savaş gerilimi, doğrudan savaşa dönüştü. Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi cephelerin ardından, III. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın yeni sahası artık Ukrayna’dır. Ve Ortadoğu’dan Avrupa’ya taşınmış durumdadır.

 

Savaşı kim çıkardı?

Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgal etmeye başlaması, sıcak savaşı başlatan unsur oldu. Ancak savaş koşullarını oluşturan, gerilimi tırmandıran, savaşı kaçınılmaz hale getiren, ABD’ydi. Son üç aydır, Biden başta olmak üzere ABD’li yetkililerin yaptığı her açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’yı “hemen” işgal edeceği söylendi, tarihler verildi, işgalin (henüz başlamamış olan işgalin) sonuçları tartışıldı.

“Ukrayna savaşı nerede başladı” diye soracak olursak; “NATO’nun genişleme ve Rusya’yı çevreleme stratejisi”ne ulaşırız. NATO 1949 yılında sosyalist Sovyetler Birliği’ne karşı 12 üye ile kurulmuş bir savaş örgütüdür. 1990 yılında SB dağıldığında üye sayısı 16’dır. Kendisine “en büyük tehdit” olarak tanımladığı SB yıkıldıktan sonra, Çekya, Macaristan, Polonya, Romanya, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Slovakya, Hırvatistan, Arnavutluk gibi ülkeleri NATO’ya üye yaparak, “Rusya’yı çevreleme” konusunda çok önemli adımlar attı. Bu süreçte Rusya, Baltık Denizi üzerindeki etkinliğini ve Adriyatik Denizi’ne erişimini kaybetti. Sırada Karadeniz vardı.

2004 yılından bu yana ABD, Gürcistan ve Ukrayna üzerinden Rusya’yı sıkıştırmak ve Karadeniz’i bir “NATO Denizi” haline getirmek istiyor. Önce 2004 yılında bu iki ülkede “kadife darbe”ler gerçekleştirdi. Ardından 2008 yılında Gürcistan’ı, “NATO’ya üye yapma” sözü vererek, ülkenin kuzeyinde bağımsızlığını ilan etmiş olan Osetya, Abhazya ve Acarya’ya saldırmaya teşvik etti. Saakaşvili Hükümeti’nin bu saldırısı, Rus ordusunun Gürcistan topraklarına girmesi ve başkent Tiflis’e kadar ilerlemesi ile sonuçlandı. ABD savaş gemileri Karadeniz’den bu savaşı seyretmekle yetindiler.

2008 yenilgisi ile Gürcistan planları ertelendi; ancak Ukrayna, çok önemli bir kapışma alanına dönüştü. 2014 yılında Ukrayna’da bu defa faşist bir darbe gerçekleşti. Darbeye karşılık Rusya, bağımsızlık ilan eden ve Rusya’ya katılma kararı alan Kırım’ı ilhak ederek Ukrayna’ya ve Ukrayna’nın Karadeniz hattına çok önemli bir darbe vurdu. Aynı günlerde Ukrayna’nın güneydoğusunda bulunan Donetsk ve Luhansk eyaletleri bağımsızlıklarını ilan ettiler ve Donbass Cumhuriyeti’ni kurdular. Donbass Cumhuriyeti, Rusya’ya katılma talebini iletti; ancak konjonktürü uygun bulmayan Rusya, bu talebi erteledi.

2014 sonrasında Ukrayna’nın ABD ve AB ile olan ilişkileri daha da gelişti. Öyle ki Rusya, doğalgazı Avrupa’ya ulaştırmak için Ukrayna dışında bir çözüm aradı ve Baltık Denizi üzerinden Kuzey Akım boru hatlarını inşa etti. Ancak Ukrayna’nın NATO’ya alınmasının “kırmızı çizgi” olduğunu da her defasında ilan etti.

ABD için ise, Rusya’nın kuşatılması ve Karadeniz hesapları giderek daha güçlü hale geldi. Son iki yılda, Polonya Romanya’ya füze üssü kurdu, Bulgaristan ve Yunanistan’a silah yığınağı yaptı. NATO istihbarat uçaklarının Karadeniz’deki faaliyeti, yüzde 60 arttı, uçuşların sayısı 436’dan 710’a çıktı. Aynı dönemde, ABD’nin stratejik bombardıman uçakları Karadeniz’de 15 tatbikat yaptı. Türkiye ise Erdoğan, bu dönemde Kırım’ı sürekli “işgal” diye tanımlayarak ve Ukrayna’ya SİHA’lar (Silahlı İnsansız Hava Araçları) satarak, ABD’nin Ukrayna politikasının bir parçası oldu.

Bu dönemde ABD, Ukrayna’nın faşist yönetimi ile ilişkileri sürekli pekiştirdi, NATO üyeliğini gündemde tuttu. En son Kasım 2021’de Ukrayna ile stratejik anlaşma imzaladı ve Ukrayna topraklarına saldırı sistemleri kuracağını duyurdu. Ardından da, “Rusya saldıracak” söylemini yükseltti.

Elbette bu tablo, Rusya’nın işgalini haklı kılmıyor, Rusya’nın da emperyalist hesaplarla Ukrayna’ya girdiği gerçeğini değiştirmiyor. Diğer taraftan, yüzeyde görünene bakarak ABD yandaşlarının kendisini mağdur gösterme çabasına da karşı çıkmak gerekiyor. Çünkü bu savaşın “saldırgan emperyalisti” ABD’dir. 

 

Savaştan kim çıkar sağlayacak?

Ukrayna hem Karadeniz’e olan kıyısı, hem çok zengin maden yatakları hem de gelişkin tarım ve ağır sanayi üretimi ile, her emperyalistin göz diktiği ve üzerinde hegemonya kurmaya çalıştığı bir ülke. Bu nedenle de Ukrayna üzerindeki hakimiyet savaşı çok sert geçiyor.

Putin, Ukrayna işgalini başlatmadan bir gün önce, Lenin’e dönük saldırgan ifadeler kullandığı konuşmasında, “Ukrayna’yı Nazileşmekten ve askerileşmekten kurtarma operasyonu” adını koymuştu. “Hükümet değişikliği, Donbass Cumhuriyetinin tanınması ve 2014 sonrasında Ukrayna’daki Rus vatandaşlarına dönük ırkçı saldırılar gerçekleştirenlerin yargılanması” hedeflerini yerine getirdikten sonra çıkacağını duyurmuştu. Eğer birkaç gün içinde bu savaşı bitirmiş olsaydı, savaşın kazananı Rus emperyalizmi olacaktı.

Ancak görünen o ki, ABD kendisinin ya da Rusya’nın biran önce kazanmasını değil, savaşın uzamasını istiyor. ABD başta olmak üzere (Fransa, Kanada, Almanya, İngiltere, Belçika, hatta Avustralya vb.) bir çok ülke işgalin ikinci gününden itibaren Ukrayna’ya silah ve teçhizat göndereceklerini, hava sahalarını Rusya’ya kapatacaklarını ve yaptırım uygulayacaklarını açıkladı. Bu arada Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, dünyanın her tarafından savaşçı beklediklerini duyurdu. Sonsuz silah desteği ve IŞİD artıkları ile ABD’nin kontra çeteleri başta olmak üzere Ukrayna’ya savaşçı akını… Bu tablo savaşı hızla bitiren değil, uzatacak bir tablodur.

Bu tabloya bakınca ABD’nin ilk elde kazançlı çıktığı görülüyor. Öncelikle, Fransa’nın yakın bir zaman önce “beyin ölümü gerçekleşti” dediği NATO, yeniden ve daha “kenetlenmiş” olarak sahalara dönüyor. Keza iç sorunlar yaşayan AB, Rusya karşısında birlikte hareket ediyor.

İkincisi, bu savaş Rusya’nın “bataklığı” olacak mı, bugünden söylemek zor; ancak uzayan savaş, hem Rusya’nın ekonomisini tahrip edecek, hem de “öldürülen siviller” söylemine fazlaca malzeme bulunarak Rusya’nın siyasal gücü hedef alınacak. Sonuçta hangi koşullarda başlamış olursa olsun, Ukrayna topraklarını işgal eden ülke Rusya olduğu için, dünyada yükselen savaş karşıtlığının hedefi olacak; savaşın siyasal faturası Rusya’ya çıkartılacak. Böylece Rusya zayıflatılacak. Rusya’nın zayıflaması, Rusya-Çin ittifakını zayıflatan bir etki yaratacağı için, ABD’nin emperyal hesaplarını güçlendiren bir zemin oluşturacak. ABD, asıl rakibinin Çin olduğunu, Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın asıl olarak Çin ile arasında yaşanmakta olduğunu-yaşanacağını biliyor; bu nedenle son 20 yıldaki bütün strateji raporlarında “Çin’i zayıflatmak için Çin-Rusya ittifakını bozma” hedefi, en başta yer alıyor. Bu hedefi Rusya’yı kendi yanına çekerek yapamayan ABD, Rusya’yı darbeleyerek yapma yolunu seçiyor.

Üçüncüsü, Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın diğer cephelerinde (son olarak Suriye’de) beklentilerini karşılayamayan, Afganistan gibi bazı ülkelerde ise tamamen kaybeden ABD, savaşı yeni bir cepheye taşıyor; ve bu cephede kendisi “vekalet savaşı”na devam ederken, Rusya’nın tüm gövdesiyle savaşa girmesini sağlıyor.

Bugünden öngörüde bulunmak zor. Rusya sonuçta askeri olarak güçlü, ekonomisini tahkim etmiş, dünya petrol ve doğalgaz ticareti üzerinde söz sahibi bir emperyalist. 2014 yılından itibaren de bu günün geleceğini biliyor ve hazırlanıyordu. Bu koşullarda savaşı hızlı biçimde bitirmeyi başarırsa, ABD, daha önce Gürcistan, Afganistan gibi ülkelerde olduğu gibi, bir kere daha “yandaşlarını ateşe sürüp yalnız bırakan emperyalist” olacak ve Ukrayna’yı da kaybederek bir adım daha geriye düşecek. Ancak savaş uzarsa, ABD bugüne kadarki kayıplarını telafi edemese de, kendisine daha fazla destek oluşturmuş ve güveni artmış bir biçimde Çin’e karşı savaşı büyütecektir.

 

Savaştan en çok kimler etkilenecek?

Tabi ki işçi ve emekçiler. Hem de sadece Ukrayna’daki işçi ve emekçiler değil, Türkiye başta olmak üzere, dünya genelinde kitleler, bu savaşın ilk gününden itibaren en fazla etkilenen taraftır.

İlk 4 günde Ukrayna’dan komşu ülkelere kaçan yaklaşık 400 bin kişi (BM verilerine göre), dahası kaçacak yeri-olanağı olmadığı için çatışmanın göbeğinde, açlık, soğuk ve silahlara karşı yaşam savaşı veren milyonlarca Ukraynalı, savaşın ilk mağdurlarıdır.

Dünyanın en önemli tarım ihracatçılarından biri olan Ukrayna’nın ve yine çok önemli bir tarım ihracatçısı olan Rusya’nın savaşta olması, dünya genelinde tahıl başta olmak üzere gıda krizini derinleştirecek bir unsurdur. Bu tüm dünyada yoksulların gıdaya erişememesi ve açlık tehlikesi anlamına gelmektedir.

Benzer biçimde, petrol ve doğalgaz konusunda dünya pazarlarında çok etkin bir ülke olan, aynı zamanda önemli petrol ve doğalgaz üreticileri (İran ve Venezüella gibi) üzerindeki etkisini de kullanan Rusya’nın, kendisine uygulanan ekonomik yaptırımlara cevap verme olasılığı da, yine dünya ekonomisini sarsacak bir unsurdur. Tüm dünyada zaten ciddi bir enerji krizi, bunun getirdiği yüksek fiyatlar ve kitlelerde bu duruma büyük tepki sözkonusudur. Rusya’nın petrol-doğalgaz ihracatında yaşanacak kesintiler, bu krizi de, bu krizden etkilenen kesimlerin sorunlarını da büyütecektir.

Konunun bir başka boyutu, son yıllarda kitle hareketlerinin, “devlet baskısı dışı yöntemler”le “çözülüyor” olmasıdır. Mesela 2019 yılı sonbaharında, dünya genelinde oldukça önemli kitle hareketleri, ayaklanmalar yaşanıyordu. Aylar süren ve burjuvaziyi oldukça tedirgin eden bu ayaklanmalar, 2019’un sonunda Kovid-19 salgının başlamasıyla birlikte, bir anda bıçak gibi kesildi. Salgının ilk şoku atlatıldıktan sonra, pek çok ülkede yeniden sokak eylemleri, kitle hareketleri başladı. Ancak bunlar, öncekinin etki gücüne ulaşamadı.

Son aylarda ise, Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkede ekonomik krize karşı sınıf eylemlerinde bir artış yaşanıyor. Ülkemizdeki işçi eylemleri giderek daha yaygın ve etkili hale dönüşüyor. Bazı eylemler, sektörün tamamını kapsıyor, bazılarında ise polis saldırısına karşı direniş gelişiyor. Keza enerji başta olmak üzere zamlar, ülkenin dört bir yanında büyük protestolara neden oluyor.

Şimdi savaş hali, bu eylemler için de bir tehlike anlamına geliyor. 2019’da pandemi nedeniyle durdurulan kitle hareketi, bugün savaş gerekçesiyle yasaklanacak; savaş hali her türden faşist baskının bahanesi haline getirilecek.

Türkiye özelinde, Erdoğan’ın seçimleri erteleme, kendi zamanını uzatma çabalarının da bir bahanesi haline gelebilecek.

Dünyada ve Türkiye’de, halkların, işçi ve emekçilerin bu savaştan bir kazancı yoktur, olmayacaktır. Putin’in 21 Şubat günü yaptığı konuşmada kınadığı Lenin’in “ulusların kendi kaderini tayin hakkı”nı tanımak tek çözümdür. Donbass Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ya da Rusya’ya katılma talebi, o halkın kendi iradesi olarak tanınmalıdır. Diğer taraftan, Ukrayna’nın faşist bir yönetime sahip olmasını onaylamak mümkün değildir elbette; ancak bu sorunu çözecek olan, Ukrayna halkının faşizme karşı mücadeleyi yükseltmesidir; Rusya’nın işgali değil.

Türkiye bu savaşın bir tarafı olmamalıdır. Yanısıra bütün emperyalist anlaşmalar iptal edilmeli, emperyalist savaş örgütü NATO’dan derhal çıkılmalı, emperyalist savaşa ve ekonomik krize ve her türden sömürü politikalarına karşı sınıf mücadelesi yükseltilmelidir!

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …