Irkçılığın Avrupa’sı, Avrupa’nın ırkçılığı

Ukrayna’da başlayan Rusya işgali ve savaş, “Batılı demokrasiler”in gerçek yüzünü göstermesi yönüyle oldukça çarpıcı bir süreç başlattı. Rus devletine yönelik ekonomik-siyasi yaptırımlardan sözetmiyoruz; bunlar savaşın olağan yüzü ve savaş koşullarında güçler dengesine göre bir “meşruiyet” de oluşturulabiliyor.

Asıl konuşulması gereken “insanlık değerleri” üzerinden ortaya çıkan çirkin tablodur. Bugüne kadar “insan hakları”, “demokrasi” üzerinden demagojik söylemler üreten Batılı emperyalist ülkelerin yüzündeki maske bir anda düştü, gerçek ırkçı-faşist yüzleri açığa çıktı.

Son bir ayda yaşananlar, Avrupa’nın ırkçılığının farklı görünümler altında ve çok yönlü olarak nasıl saldırganlaşabildiğini gösterdi.

Birincisi, Rusya’ya yönelik olarak başlatılan ekonomik ve siyasi yaptırımlar, “Rus” olan herşeye karşı ırkçı bir saldırganlığa dönüştürüldü. 

İnsanlığın ortak kültürel değerleri arasında yer alan Dostoyevski, İtalya’da ders programından çıkarıldı; Netflix Tolstoy’un Anna Karenina romanının diziye çekilmesini durdurdu; Almanya’da görev yapan Rus orkestra şefi Valeri Gergiev görevden alındı; Zagrep Filarmoni Orkestrası Çaykovski’nin eserlerini programından kaldırdı; Tarkovski film listelerinden çıkarıldı; Kuğu Gölü Balesi yasaklandı; Rusya’nın Cannes Film Festivali’ne katılması yasaklandı; pek çok Batılı devlet, ülkelerinde öğrenim gören Rus öğrencileri sınırdışı etme kararı aldı; Rus ve Belaruslu sporcuların uluslar-arası müsabakalara katılamayacağı açıklandı; Rus kulüpleri ve milli takımlarının FIFA, UEFA ve FIBA tarafından düzenlenecek spor karşılaşmalarına katılmaları yasaklandı. Rus kedilerini bile Uluslararası Kedi Federasyonu’nun etkinliklerinden çıkardılar…

Bitmedi. Ukrayna’dan Polonya’ya geçmek isteyen öğrenciler sınırda durduruldu, Afrikalı öğrenciler gruptan çıkarılarak “beyaz” öğrenciler öncelikli biçimde Polonya’ya girdi. Münih’te bir klinik, Rus ve Belaruslu hastaları kabul etmeyeceğini duyurdu. Facebook ve Instagram’ın üst şirketi olan Meta, bu platformlarda nefret söylemlerine dönük yasağını esneteceğini “Putin’e ölüm” türü söylemlere izin vereceğini açıkladı.

İkincisi, Ukraynalı “mülteciler”e yaklaşımları çarpıcıydı. Suriye’den, Ortadoğu’dan, Afrika’dan gelen mülteciler Avrupa Birliği’nin kapılarında korkunç bir dram yaşadılar yıllar boyu. Denizden gitmek isteyenlerin tekneleri-botları batırıldı ve boğularak ölüme terkedildiler. Karadan sınırı geçenler, diğer taraftaki sivil faşistler tarafından dövüldü, paraları-giysileri alındı ve geri gönderildiler. Devletlerin kolluk güçleri ise gaz sıktı, copladı. Geldikleri ülkede savaştan, IŞİD’den, Taliban’dan kaçan çoluk-çocuk sivil halk, Avrupa’da resmi ve sivil vahşetle karşılandı. “Mavi gözlü, sarı saçlı” mülteciler ise, Avrupa’da tren istasyonlarında “evime iki kişi alabilirim” yazan kağıtlarla, yardım kampanyalarıyla, büyük bir kucaklamayla karşılandılar. Ne de olsa Ukraynalılar da “Avrupalı”ydı!

Üçüncüsü, Ukrayna’daki Neo-Nazi çeteler, “özgürlük savaşçısı” olarak meşrulaştırıldı, kutsandı. II. Emperyalist Savaş sonrasında kitlelerin Nazilere duyduğu öfke nedeniyle, devletler bu kurumlarla bağlarını kesmek, onları yasaklamak, Nazi sembollerine ve söylemlerine ağır cezalar belirlemek durumunda kalmışlardı. Şimdi Ukrayna’da bu tutumu esnetme olanağı buldular. Ukrayna savaşının en korkunç yüzü olan Neo-Nazi çeteler (Ukrayna Ordusu içine alınan Azov Taburları başta olmak üzere) artık Avrupa basınında ve yöneticilerinin dilinde, “kabul edilemez” noktanın dışını çıkartılıyor. Onlar için 2014 sonrasında yavaş yavaş “faşist” ve “Nazi” kavramlarının yerine “ülkücü”, “aşırı sağ” gibi tanımlar kullanmaya başladılar; savaş başladıktan sonra ise hızla “iyi eğitimli savaşçılardan oluşan gönüllü bir birlik” gibi “olumlayan” ve meşrulaştıran ifadelere geçtiler. ABD Temsilciler Meclisi Sözcüsü Nancy Pelosi’nin, 16 Mart günü ABD Kongresi’nde Azov Taburları’nın selamlama biçimi olan “Slava Ukraini!” selamını tekrarlaması, (II. Emperyalist Savaş sırasında Nazilerle işbirliği yapan Ukraynalı faşist lider Bandera’ya ait selamlama biçimi) ABD’nin faşizmle kurduğu açık ilişkiyi göstermesi bakımından çarpıcıydı.

Neo-Nazi örgütler, 2014’ten bu yana “hükümet ortağı” yapıldılar; üstelik kitle destekleri, oy tabanları yaklaşık yüzde 1-2 civarında olmasına rağmen. Başbakan yardımcılığı, Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, Tabii Kaynaklar Bakanlığı gibi bakanlıklar, başsavcılıklar, valilikler aldılar. 2014’ten bu yana, “azınlık dilleri” (Rusça başta olmak üzere) yasaklandı, Lenin’in 965 heykeli yıkıldı, Sovyetlere ait simgeler, isimler silindi, “komünizmden arındırma yasaları” çıkartıldı. Odessa’da yapılan bir maç sonrasında “Sağ Sektör” adlı Nazi grubu, bir sendika binasını ateşe vererek, içeriye sığınmış 48 Rus yanlısını vahşice katletti. Bir faşist milletvekili de “şeytanlar cehennemde yanmalı” diyerek bu katliamı savudu.

Fakat bunlar “Batılı demokrasi”ler tarafından görülmedi. Keza Bandera’ya “ulusal kahraman” ünvanı verilmesi; bağımsızlık ilan eden Donbass bölgesinde Nazi keskin nişancılar tarafından “insan avı” yürütülmesi ve sabotajlar düzenlenmesi; ülkenin dört bir yanında yağma, tecavüz, cinayet, işkence gibi suçların işlemesi; Rus nüfusa ırkçı saldırılar düzenlenmesi gibi gelişmeler, AB ülkelerinde bırakalım kınanmasını dikkate bile alınmadı.

Bu Neo-Nazi çetelerin suçları, savaş başladıktan sonra daha da arttı, pervasızlaştı. Çeşitli bahanelerle (hırsızlık vb) yakaladıkları muhalif sivilleri direklere bağlayıp, pantolonlarını indirip, “kıç falakası” yaptıklarına dair bir çok görüntü var mesela. Yakaladıkları Rus askerlerine işkence yaparak öldürdükleri, sonra o askerin telefonundan annesini arayarak oğluna yaptıklarını anlattıkları görüntüler… İşkence, yağma, tecavüz olaylarının, işledikleri savaş suçlarının haddi hesabı yok. Bunlar da “Batılı demokrasiler”in görüş alanına giremiyor bu savaşta.

* * *

Örnekleri artırmak mümkün. Avrupa’nın bir çok kentinde ve kurumunda, ırkçılığın en çirkin halleri üzerimize yağıyor son bir aydır. Tepkiler üzerine, Dostoyevski’nin dersinin yeniden müfredata konması gibi bazı konularda geri adım atmak zorunda kalıyorlar elbette. Ancak bundan daha önemli olan, Nazi çetelerin kitleler gözünde meşrulaştırılması, onaylanması, desteklenmesidir. Nazizmin doğum yeri olan Avrupa, Neo-Nazilerin yeniden güçlenmesinin de merkezi haline geliyor. Bugüne kadar kitlelerin tepkisinden dolayı, kendi içindeki Neo-Nazilere belli sınırlar koymak zorunda kalan “Batılı demokrasiler”, Ukrayna’daki Neo-Nazilerin pervasızca büyümesi, güçlenmesi için çaba harcıyorlar.

Rusya’nın Ukrayna’da gerçekleştirdiği emperyalist işgalin savunulacak bir yanı yoktur; tüm emperyalist işgaller gibi lanetlenmeli, karşı çıkılmalıdır. Ancak bu işgal, Nazilerin yeniden ve Ukrayna’dan başlayarak güçlendirilmesine bahane yapılmamalıdır.

I.Emperyalist Savaş, Çarlık Rusya’sında gerçekleşen büyük Ekim Devrimi ile sonlanmış; dünya genelinde kitlelerin sosyalizm özlemi somutluk kazanmıştı. Faşizm, kitlelerdeki sosyalizm özlemine ve mücadelesine karşı, Avrupalı ve ABD’li tekeller tarafından üretildi, güçlendirildi, desteklendi. Hitler ve faşist ordusu, sosyalizm gerçeğini yoketmek için Almanya’nın başına getirildi.

Bugün ekonomik kriz tüm dünyada yaygınlaşır ve kitlelerin yaşam koşullarını katlanılmaz hale getirirken, buna karşı mücadele ve sosyalizm istemi yeniden güç kazanıyor. Başta “Batılı demokrasiler” olmak üzere emperyalistler, Nazizmin yeniden güç kazanması, yaygınlaşması, gerektiğinde başka ülkelerde de piyasaya sürülebilmesi için özel olarak çaba gösteriyorlar. Ukrayna savaşının, gözlerden gizlenmek istenen en önemli yanlarından biri de budur.

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …