“İlk domino taşı” Sri Lanka

Başlıktaki “ilk domino taşı” ifadesi, The Guardian gazetesine ait. 10 Mayıs tarihli yazıda Sri Lanka’da başlayan büyük kitle direnişi, “Çöküş sürecinde ilk düşen domino taşının Sri Lanka yerine Türkiye olması bekleniyordu” başlığı altında anlatılıyor. 16 Mart’tan itibaren Sri Lanka halkı sokaklarda. 1948’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandığından bu yana en büyük ekonomik krizin yaşandığı söyleniyor. Bu nedenle ekonomik kriz ve siyasi baskılara karşı büyük bir kitle direnişi yükseliyor bu küçük ada ülkesinde.

 

“Hindistan’ın gözyaşı”nda bitmeyen sömürü

Sri Lanka, Hindistan’ın güneyinde küçük bir ada ülkesi. Şekli gözyaşına benzediği için “Hindistan’ın gözyaşı” olarak isimlendirilmiş. Nüfusu yaklaşık 22 milyon. 1972’de cumhuriyet ilan edildikten sonra Seylan olan ismini Sri Lanka olarak değiştirdi. Ülkenin yüzde 80’ine yakını Budist, yüzde 10’u Hindu, geri kalanları ise Müslüman ve başka dini gruplardan oluşuyor.

İngiltere’den bağımsızlık sonrasındaki tarihi, egemen Sinhal ulusuna karşı azınlıktaki Tamil halkının bağımsızlık mücadelesi ile yoğrulmuştur. Bağımsızlık öncesinde nüfus olarak azınlıkta olmasına rağmen İngiltere tarafından ayrıcalıklı hale getirilen Tamiller, bağımsızlık sonrasında, nüfus çoğunluğunu oluşturan Sinhallerin baskısı altına girdiler.

1956’da Tamil dili yasaklanınca, Tamil direnişi de giderek güçlendi; 1976’da Tamil Eelam Kaplanları örgütü kuruldu. 1983’te Başkent Colombo’da Tamillere dönük soykırımın ardından başlayan iç savaş 26 yıl sürdü. 2000’lerin başında özerk yönetim kurmayı başaran Tamiller, 2009’un sonunda Sri Lanka hükümetinin düzenlediği vahşi bir katliamla ezildi. Başbakan Mahinda Rajapaksa, “Sri Lanka modeli” olarak geçen, “hiçbir sorunu çözmeden vahşetle yoketmek” olarak özetlenebilecek bir yöntem kullanmıştı. Tamil azınlık halkına en küçük bir hak kırıntısı bile verilmeden 40 binden fazla kişinin öldürüldüğü, gerilla önderlerinin yokedildiği, her şeyini kaybeden halkın milyonlarcasının Hindistan’a kaçmak zorunda kaldığı vahşi bir katliamın adıydı “Sri Lanka modeli”. O dönem Türkiye’de de PKK’ye ve Kürt halkına karşı bir tehdit unsuru olarak kullanıldı.

Rajapaksa hükümeti Tamillere karşı bu vahşi saldırıyı yürütürken tek başına değildi. Bütün emperyalistlerin bir biçimde desteklediğini aldı, asıl olarak da Çin’in tam destek verdiği bir katliamdı bu. Sri Lanka’nın stratejik önemi o kadar büyüktü ki, her emperyalist buradaki “sorun”un ne pahasına olursa olsun “çözülmesi” konusunda ortaklaşmıştı.

Sonrasında Çin, Sri Lanka hükümetine verdiği borçlar, krediler ve ülkeye dönük altyapı yatırımlarıyla pençesini bu küçük adanın üzerine geçirdi. Kuşak ve Yol Projesi’nin önemli duraklarından biri yaptı. 2005-2017 arasında Sri Lanka’ya 15 milyar dolar borç verdi; aynı dönemde Dünya Bankası’nın verdiği borç ise 1 milyar dolardı. Bu süreçte Çin’in yaptığı altyapı yatırımları ise, tıpkı Türkiye’deki gibi ihtiyaç dışı ama “devasa” projelerdi. Uçak inmeyen bir havalimanı ve birkaç balıkçı teknesi dışında kullanılmayan bir liman inşa edildi. Üstelik bu projelerin inşasında doğrudan Çin’den gelen ekipman ve işçiler kullanıldı. Yani yapılan yatırımların Sri Lanka halkına hiç bir ekonomik katkısı olmadığı gibi, gereksiz yere alınan borçlardan dolayı yoksullaşmayı artıran bir rol oynadı.

Sonrasında, Sri Lanka borçlarını ödeyemediği için, Hambantota Limanı Çin’e 99 yıllığına devredilmiş oldu. Tıpkı geçmişte Çin topraklarının emperyalistler tarafından yağmalanması gibi (İngiltere Hong Kong kentini, Portekiz ise Macau adasını Çin’den 99 yıllığına kiralamıştı) şimdi de Çin aynı yöntemi kullanıyordu. Üstelik “ekonomik” görünümde başlayan bu “işgal”, sonrasında tam bir işgale dönüşmeye başladı. Mesela Çin, Pakistan’ın Gwadar Limanı’nı inşa etmiş, sonrasında kiralamış, ardından “limanın güvenliğini sağlamak için” Çinli askeri birlikleri bu limana getirmişti.

Bu süreçte, diğer emperyalist ülkeler de ellerini Sri Lanka’nın üzerinden çekmediler. IMF borçları, Hindistan ve Japonya’nın müdahaleleri hep sürdü.

 

Ekonomik kriz halkı sokaklara döktü

Ülkeyi 20 yıldan uzun süredir yöneten Rajapaksa ailesi, “mega” yolsuzluklar ve ağır siyasi baskılarla tanınıyor. Ailenin hortumladığı 18 milyar dolar, diktatörlük, nepotizm (akrabaları devlet yönetimine almak), sivil darbe girişimi, hukuk ihlalleri, basın özgürlüğü sıralamasında 173 ülke arasından 165. sıraya düşülmesi gibi konular bugün çokça konuşuluyor.

Diğer taraftan halk, günde üç öğün yiyemeyecek kadar ağır bir yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. 22 Şubat’tan bu yana elektrik kesintileri günde 7 saatten 13 saate kadar çıkmış durumda. Enflasyon çok yüksek. İlaç, gıda, yakıt gibi temel ihtiyaç maddeleri bulunamıyor ya da fahiş fiyatlarla satılıyor.

Mart ayında ekonomik taleplerle eyleme geçen kitleler, artık başbakanlık, devlet başkanlığı, bakanlık gibi hemen bütün üst kademe yönetimleri tekelinde tutan Rajapaksa ailesinin gitmesini istiyorlar. Bu eylemler sürecinde, bazı bakanlar istifa etmek zorunda kaldılar. Ancak kitlelerin öfkesini dindirmeye yetmedi bu durum.

Protestoların Devlet Başkanı Gotabaya Rajapaksa’nın özel konutuna yönelmesi üzerine 1 Nisan’da OHAL ilan edildi ve ordu başkente çağrıldı. Ancak bu da eylemleri durdurmadı. Ağır saldırılara rağmen direniş devam edince, 5 Nisan günü OHAL’i kaldırmak zorunda kaldılar. 9 Nisan’dan sonra ise, başkent Colombo’nun merkezinde, binlerce kişi gece-gündüz devam eden bir direnişe başladı. 6 Mayıs günü ülke genelinde 100’den fazla kamu ve özel sektör sendikasının örgütlediği, milyonlarca işçinin katıldığı ve hayatın durdurulduğu bir günlük genel grev yaşandı. Hükümetin istifası ve geçici bir hükümetin kurulmasıydı talep. Sri Lanka’nın çok uluslu-çok dinli yapısının onyıllardır sürekli kışkırtıldığı gözönüne alınırsa, işçilerin bütün bu ayrımları bir kenara bırakarak, ekonomik krize karşı birlikte bu kadar güçlü bir eylem örgütlemesi son derece önemliydi.

Genel grev üzerine hükümet, askerin yanısıra sivil-silahlı çetelerini saldı kitlelerin üzerine. Başkentte haftalardır kurulu olan direniş çadırlarına saldırdılar, pankartları ve çadırları yaktılar, orada bulunanları dövdüler. Ancak haber duyulunca binlerce kişi direniş alanına koştu, saldırganları kovdu, bazılarını da yakındaki Beira gölüne ya da çöp kutularına attılar. Bazı kesimler de iş bırakarak saldırıyı protesto etti. Sokağa çıkma yasağı da kitleleri durdurmaya yetmedi. Çadırlar yeniden kuruldu, direniş alanına kitlesel ziyaretler düzenlendi. Bu noktada hükümet bu güne kadarki en önemli geri adımını attı, Başbakan (2009’da Tamilleri katliam düzenlendiği sırada Devlet Başkanı olan) Mahinda Rajapaksa istifa etmek zorunda kaldı. Devlet Başkanı’na dönük istifa talebi sürüyor.

Halk ise eylemlerini giderek yükseltiyor. İktidar partisinin yöneticilerine ait villalar ateşe veriliyor, heykelleri yıkılıyor, yurtdışına kaçacağı söylenen yöneticilerin yakalanması için yollarda kontrol noktaları oluşturularak araçlarda aramalar yapılıyor.

* * *

Sri Lanka’yı ekonomik krizin eşiğine getiren nedenler belli aslında. Emperyalistlerin ve ülkedeki egemen sınıfların çıkarları doğrultusunda şekillendirilen ekonomik model; yerli üretimi yoketmeyi, gıda başta olmak üzere ithalata bağımlı hale getirmeyi, IMF ya da Çin’den gelen kredilerle borç batağına sürüklenmeyi, devasa bütçe açıklarını, kitlelerin cebinden çalan yöneticilerin sefahat içinde yaşamasını öngörüyor. Tıpkı Türkiye’de ya da başka ülkelerde olduğu gibi.

Pandemi öncesinde dünya genelinde pek çok ülkede ekonomik krize karşı kitlesel ayaklanmalar yaşanıyordu. Pandemi bunlara bir ara verdi. Bugün artık pandeminin “ürkütücü” etkisi geride kaldı; ancak bundan çok daha ürkütücü olan bir ekonomik kriz, dünya genelinde yaygınlaşıyor. Avrupa gibi bugüne kadar doğru düzgün enflasyon sorunu olmayan bölgelerde bile enflasyon görünüyor, halk yoksullaşıyor. Ukrayna savaşı, enerji, gıda gibi temel ihtiyaç maddelerindeki krizi daha da büyütüyor, yaygınlaştırıyor.

Bugün Sri Lanka, “çöküş” anlamında “ilk domino taşı” olarak değerlendiriliyor. Bütün ulusal, dinsel, mezhepsel ayrımları bir kenara bırakan Sri Lanka halkının bir bütün olarak egemen sınıflara karşı yükselttiği güçlü direniş, “ayaklanmalar zincirini yeniden başlatan ilk domino taşı” olmasını da sağlayabilir.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …