HDP 5. Kongresi ve “Değişim” mesajları…

HDP 5. Kongresi 3 Temmuz günü Ankara’da yapıldı. HDP’yi kapatma davalarının görüldüğü bir dönemde yapılan 5. Kongre, kimileri tarafından “son kongre” olarak tanımlandı. Fakat HDP kapatılsa bile, öncelleri gibi kendine yeni bir yol açacağı ve güçlenerek çıkacağı eklenerek…

5.Kongre’nin sloganının “çözüm bizde” olması, divan adına yapılan konuşmada bu kongrenin bir “mesaj kongresi” olduğunun belirtilmesi, ardından Demirtaş’ın “değişim” vurgusu, kongreye yüklenen misyonu ortaya koyuyordu.

Kongre’de yeniden eşbaşkan seçilen Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın konuşmaları da bu misyonu perçinleyen içerikteydi. (HDP’nin diğer düzen partileri gibi önceden belirlenmiş liste ve adaylarla kongre yapması eleştirilse de, içinde bulunulan koşullarla izah edilip geçiştirilen bir konu oldu. Esasında HDP’nin demokratik işleyiş konusundaki zaafları “tek liste” ve bugünle sınırlı olmayan bir konu. Ama şimdi Kongre’nin mesajlarına yoğunlaşmak gerekiyor.)

* * *

Seçim “sath-ı mailine” girildiği ve HDP’nin “anahtar parti” konumunda olduğu bir dönemde, eşbaşkanların konuşmaları ve genel olarak Kongre’nin mesajları, kuşkusuz daha fazla önem kazandı. Kongre’de HDP’nin “cumhur” ya da “millet” şeklinde anılan iki bloka da girmeyeceği teyit edildi. “3. Yol” veya “Demokrasi İttifakı” olarak adlandırılan HDP dışındaki sol parti ve kurumları da içine alacak bir oluşumla seçimlere katılacağı netleşti. Bu HDP’nin tercihinden ziyade, gelinen noktada bir zorunluluk olmuştu.

AKP-MHP blokunun HDP’ye düşmanca yaklaşımı sürerken, “Altılı Masa” denilen muhalefet blokunun HDP ile birlikte görünmekten kaçınması devam ederken, HDP’nin yeni bir blok oluşturmak dışında başka seçeneği yoktu. Böyle bir tablo olmasaydı HDP, “millet ittifakı” içinde yeralabilirdi, bunun işaretlerini vermişti de. Yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara’da muhalif adayların kazanmasında HDP’nin desteği önemli bir rol oynamıştı. Bu desteğe rağmen muhalif partilerin HDP’yle ittifaktan kaçınması, en başta HDP tabanını rahatsız etti. Diğer yandan HDP’nin içinde yeralan veya dışardan destekleyen geniş bir sol kesim, “Altılı Masa”yı oluşturan düzen partileriyle ittifakı doğru bulmuyor, bu ittifaka oy vermeyeceğini açıklıyordu. HDP’nin Türkiye sol hareketinden kopmaması için de, varolan iki blokun dışında “üçüncü” bir blok oluşturması şarttı.

Elbette seçimlerin hala ne zaman ve hangi koşullarda yapılacağı bilinmiyor. O zamana kadar yaşanan gelişmeler yeni yol haritalarını gündeme getirebilir. Fakat çok büyük değişimler olmadığı sürece, HDP’nin seçimlere ayrı bir ittifakla gireceği belli olmuştur.

* * *

Ama daha önemli olan bunun içeriğidir. Bu noktada Selahattin Demirtaş’ın son günlerde artan mesajları önem kazanıyor. Kongre’den hemen sonra gönderdiği yazıda “değişim” vurgusu, “iğneyi önce kendimize batıralım” demesi, “değişim cesaret ister; şimdi o cesareti göstermenin, değişimi kendimizden başlatmanın tam zamanı’’ sözleri, HDP’yi yeni döneme hazırlama, yenilenme çağrısı anlamına geliyor. Demirtaş bu çağrısını şu sözlerle pekiştiriyor:

“Muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız. Mağdur kimliğimizin bizi ezilmişlik veya öfke psikolojisine sokmasına izin vermeden, özgüvenle tüm Türkiye’yi kucaklamak zorundayız.”

HDP’nin daha önce de “Türkiyelileşme”den çok söz ettiğini biliyoruz. Fakat bu kez basmakalıp bir söz ve uzak bir hedef olmaktan çıkartılıp somut bir görev haline geldiğini görüyoruz. Demirtaş, HDP’nin “korkularından, alışkanlıklarından” sıyrılarak özgüveni artmış bir şekilde Türkiye siyaset sahnesinde aktif bir şekilde yer almasını istiyor. “Bütün sorunlarımıza Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözüm aradığımızı… Türkiye’ye en uygun dille, söylemle anlatmamız gerekir. Bu sayede ekonomi, dış politika, eğitim, sağlık, tarım, adalet gibi temel başlıklarda Türkiye’yi düze çıkaracak politikalarımızı daha rahat anlatabiliriz.”

HDP’ye yakınlığıyla bilinen bazı aydınlar da HDP’nin Türkiye’nin sorunlarıyla daha fazla ilgilenmesini, işçi ve emekçilerle yakın bir ilişkiye girmesini söylüyor, yazıyorlar. Bu istekler 5. Kongre’de “çözüm bizde” şeklinde sloganlaştırılarak HDP’nin yeni dönemde Türkiye’nin sorunlarını çözecek bir parti olacağı ilan edildi.

“Yeni Özgür Politika” yazarlarından Selahattin Erdem 7 Temmuz 2022 tarihli yazısında, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin “çözüm biziz” diyemediği için son 7 yılın bu şekilde yaşandığını söyleyerek hayıflanıyor. “Eğer 7 Haziran 2015 gecesi HDP aynı tutumu gösterebilseydi… sorunların çözümüne talip olsaydı, o zaman Tayip Erdoğan hükümet kurulmasını engelleyerek kolay bir biçimde 1 Kasım 2015 seçimini kararlaştıramayacaktı” diyor ve ekliyor: “Tersine HDP eşbaşkanları gece yarısı kameraların karşısına geçerek ‘toplum bize muhalefet görevi verdi, hükümeti AKP ile CHP kursunlar, biz de onları dışardan destekleriz’ dediler… Halbuki üç partiye de ortak asgari demokratikleşme hükümeti kurma teklifinde bulunmalıydı. Şimdi Mithat Sancar’ın kongrede tüm partilere yaptığı çağrı gibi… 5. Kongre gösterdi ki, HDP hatasını görmüş ve özeleştiri yaparak siyasi tutumunu düzeltmiş.”

HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerine dair bir “özeleştiri”si yok aslında, ama “siyasi tutumu”nu değiştirme yönüne girdiği görülüyor. Şunu da hatırlatmadan geçmeyelim; 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin hatalarını o günlerde eleştirdiğimiz ve 1 Kasım seçimlerini tanımamak, katılmamak gerektiğini söylediğimiz zaman, kulak tıkamak bir yana saldırıya geçilmişti. Mesele “Paris yanıp yıkılmadan” zamanında doğru tavrı koymaktır. “Atı alan Üsküdar’ı geçtikten” sonra özeleştiri verilse ne olur?!

* * *

Sonuç olarak HDP muhalif bir parti olmaktan çıkıp “iktidar”ı hedefleyen, en azından “iktidar”a ortak olmak isteyen bir partiye dönüşüyor. İlk seçimlerde olmasa bile, yakın zamana dönük böyle bir hazırlık yapıldığı anlaşılıyor. Türkiye’deki “sol muhalefet” boşluğunu doldurması, CHP’ye tepkili liberal demokrat kesimleri de kapsaması hedefleniyor. 5. Kongre’ye Avrupa’dan çok geniş yelpazede partinin katılması, Avrupa’nın da HDP’yi böyle bir parti olarak görmek istediğini ortaya koyuyor.

5.Kongre’de en çok tartışılan “Danışma Kurulu”na seçilen üyelerin kimlikleri, bu hedefin bir başka göstergesi. Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimler, AKP’nin işbaşına gelmesinde önemli rol oynayan liberal aydınlardı. Ve bu isimler, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa referandumuna “yetmez ama evet” diyerek AKP-Gülen Cemaati koalisyonunu güçlendirmişlerdi. Burjuva klik çekişmesinde AB-ABD safında yeralan bu kişilerin HDP Danışma Kurulu’na girmesi, Avrasyacı kesimler tarafından eleştiri yağmuruna tutuldu. Her kesim kendi bulunduğu yerden HDP’nin yeni yönelimini değerlendiriyor doğal olarak. Komünist ve devrimciler de kendi cephelerinden bunu yapmalı, “Danışma Kurulu”na giren bu isimlere karşı çıkmalıdır.

HDP’nin özgüvenli, daha dik bir duruş göstermesi, elbette olumlu bir gelişmedir. Fakat bunu ne için yaptığı, neye hizmet ettiği önemlidir. Türkiye halklarının, düzenin “sol muhalefet” boşluğunu dolduracak bir partiye değil, gerçek kurtuluşu gösterecek ve bu yönde savaştıracak bir partiye ihtiyacı vardır.

Bunlara da bakabilirsiniz

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …

Paris’te Yılmaz Güney anması

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, Paris’te komünist ve devrimci-demokrat kurumlar tarafından, mezarı başında anıldı. Anma, Yılmaz …

12 Eylül’ü protesto eden ve Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen afişler asıldı

12 Eylül askeri faşist darbeye karşı direnişe çağıran afişler yapıldı. Ayrıca “Aysel Tuğluk ve hasta …