Faşizm insanlığın kışıdır! YIKALIM BU KÖHNE DÜZENİ!

İnsanlığın gelişimi hep ileriye doğru olmuştur. Fakat dümdüz bir ilerleyiş değildir bu. Tarihin belli kesitlerinde duraklama, hatta gerilemeler yaşanmıştır. Faşizm de “emperyalizm ve proleter devrimler çağı”nın en gerici yönetim biçimidir. Ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerini, devrimleri bastırmak için egemen sınıfların kullandığı son silahtır.

Faşizm aynı zamanda kültürün, yani insanlığın kışıdır. Çünkü kültür, bilimi, felsefeyi, sanatı kapsar; insan emeğinin bugüne dek yarattığı tüm ürünlerin, değerlerin toplamıdır. Faşizm, sanatta, felsefede, bilimde, insanlığın geldiği düzeyden geriye gidiştir. Dinci-gerici ideolojiden beslenir; akıl ve bilimin yerini mistik düşünceler, hurafeler alır; sanat diye devasa binalar, heykeller diker, kaba-saba ürünler ortalığı kaplar. Onun için faşizmin sanat anlayışı “kitch” olarak tanımlanmıştır.

Erdoğan’ın “biz siyasi olarak iktidardayız ama kültürel olarak iktidar olamadık” sözü, bu gerçeğin itirafıdır. Ama bu, Erdoğan yönetimine özgü  de  değildir, faşizmin karakteristik yapısıdır. Faşizm sanata, bilime, estetiğe, özcesi insana dair herşeye düşmandır.

Son bir ay içinde 15 festival yasaklandı, başta gençler olmak üzere halkın eğlenmesine, sanatsal faaliyetlerde bulunmasına izin verilmiyor. İçtiklerine, giydiklerine, yaşam biçimlerine müdahale ediliyor. Şarkıcı Gülşen’in hapsedilmesi, sadece İmam Hatip’lilere “sapık” dediği için değildir; sahnede giydiği kıyafetlere, yaptığı müziğe, muhalif sözlerine dinci-gericilerin tahammülsüzlüğüdür.

Zaten yasaklar-cezalandırmalar furyası, önce tarikatların fetvalarıyla başlıyor. Tarikat şeyhleri konuşuyor, valiler, kaymakamlar uygulamaya sokuyor. Son dönemde daha aleni bir şekilde halkın yaşam biçimine onlar karar veriyor. Kadının kıyafetinden, gülmesinden, konuşmasından tahrik olan hacı-hocalar… Sadece kadının da değil, çocuğun kıyafetine bile karışıyor, pedofiliyi meşrulaştıran sözleri rahatlıkla sarfedebiliyorlar. Ki bunu herhangi bir tarikat şeyhi de değil, Diyanet’in imamı söylüyor. Yani devletin resmi memuru…

* * *

İnsanlığın ilerlemesi, kadına verilen değerle orantılı şekilde gerçekleşmiştir. Uygarlığın, çağdaşlığın en önemli ölçütü, kadının toplumdaki yeridir. Bir başka ifadeyle toplumun gelişmişlik düzeyini, kadının yeri belirler. Tarihsel incelemeler, bu gerçeği bilimsel olarak kanıtlamıştır.

Tersten; kadını değersizleştiren, bugüne dek elde ettiği kazanımları gaspeden uygulamalar ise, o toplumun geriye gidişinin en önemli göstergesidir. AKP’li yıllarda bunu çok net biçimde yaşadık, yaşıyoruz… Kadına, kadın sanatçılara, ilerici-devrimci kadınlara düşmanlıklarını her vesileyle kusuyorlar. Gülşen’den önce, Erdoğan’ın Sezen Aksu’ya söylediği sözleri unutmadık. Keza Gezi direnişine katılan kadınlara hakaretlerini, küfürlerini…

Erdoğan’dan bakanlara, Diyanet’ten tarikatlara kadar, baştan aşağı dinci-gericiliğin karanlık dünyası, iyiden-güzelden yana her şeyi boğmaya, tüm yaşamımızı kontrol etmeye çalışıyor. Dünyada en ucuz, en uzun saatlerde çalışan ve en çok iş cinayeti işlenen ülkelerin başında geliyoruz. Aynı zamanda intiharların arttığı, gülenlerin azaldığı en mutsuz insanlar ülkesi haline geldik. Sanattan, felsefeden, bilimden uzaklaşmak, dedikodu-vesvese ve mutsuzluktan başka bir şey getirmez çünkü…

Onların gelişmeden anladıkları ve övündükleri tek şey; devasa binalar, yollar, köprüler, İHA’lar, SİHA’lardır. Dikkat edilirse tarikat şeyhleri başta olmak üzere dinci-gerici kesimler, en son teknolojik ürünleri herkesten önce elde edip kullanıyorlar. Teknik ilerlemeyi benimsiyor, nimetlerinden sonuna dek yararlanıyorlar.

Bu eğilim, yalnız Türkiye’nin değil günümüz dünyasının tablosudur. Başta bilişim, uzay, silahlanma olmak üzere teknolojik ilerlemede büyük atılımlar gerçekleşiyor. Ama sanatta, felsefede, bilimde, korkunç bir gerileme sözkonusudur. İnsanlığın gelişme düzeyini belirleyen de, bu alanlardır. Toplamda kültürel geriliğin yaşandığı bir sistemde, ilerlemeden sözedilemez. İnsanal değerlerin yerle bir edildiği, buna karşılık metanın, paranın her şey haline geldiği bir düzen, toplumu geliştirmez, geriye götürür.

* * *

“İnsanların dünyasının değersizleşmesi, nesnelerin dünyasının değer kazanması ile orantılı olarak artar” demiştir Marks. “Nesnelerin dünyasının değer kazandığı” bu sistemde, faşizmin öne çıkması kadar doğal bir şey olamaz.

Faşizm aynı zamanda kuralsızlık demektir. Kendi kurallarını bile çiğneyen keyfi bir yönetim anlayışıdır. Burjuva anlamda bile hukuğun adaletin olmamasıdır. Böyle bir yerde devlet, bir çeteden farksız hale gelir.

Nitekim devlet, artık çetevari yöntemlerle yönetiliyor. Bir KHK ile yüzbinlerce memur görevden alınıyor, bir imza ile uluslararası anlaşmalardan çekiliyor, bir sözle insanlar içeri atılıyor… Son olarak Erdoğan, gazeteci Ahmet Şık’ın milletvekili dokunulmazlığı bittiğinde cezalandırılacağını söyledi. Göstermelik de olsa bir mahkeme kararını beklemeden…

Devlet çete gibi yönetilince, çeteler de devlet içinde cirit atıyor. Rüşvet-haraç almadan hiçbir iş görülmüyor. AKP milletvekilleri, cumhurbaşkanlığı danışmanları, bürokratlar, çeteleşmiş durumdalar. Sedat Peker’in son ifşalarında Sermaye Piyasası Kurulu SPK’nın başkanı etrafında kurulan bir çetenin, iş insanlarından aldıkları rüşvetlerle çalıştıkları ortaya çıktı. Ardından zorunlu istifalar başladı. AKP’nin içi bir “yengeç sepeti” gibi, sürekli kaynıyor ve birbirini yiyorlar.

* * *

Yüzbinlerce yıla dayanan insanlık tarihi, -kimi zikzaklar, geriye dönüşler olsa da- hep ileriye doğru akmıştır. Bu tarih, aynı zamanda sınıf mücadeleleri tarihidir; lokomotifi ise devrimlerdir. İleriye sıçrayışlar, devrimlerle mümkün olmuştur.

Tarih bilinci önemlidir. Devrimci iyimserliğimizin, geleceğe umutla bakmamızın nedeni de, materyalist tarih anlayışımızdır. Sadece görünenle yetinenler, ufuklarını bugünle sınırlayanlar, yaşananları doğru çözümleyemedikleri için karamsarlığa kapılırlar. En fazla ütopik-hümanist bakışla varolana tepki gösterir, fakat onlarla başedebilme gücü bulamazlar.

Faşizme karşı mücadele, onu doğuran emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadeleyle birleştiğinde, devrim ve sosyalizm hedefiyle yürütüldüğünde ancak, gerçek amacına ulaşır. Bu tarihsel bilinçle kolkola girerek faşizmin üzerine yürümeli, faşist köhne düzeni yıkmalıyız!

Bunlara da bakabilirsiniz

İran’da kitleler sokakta

İran’da 22 yaşındaki genç bir kadının polis tarafından öldürülmesi, ülkede son yılların en büyük kitle …

12 Eylül ve Nevin Berktaş belgeseli…

12 Eylül’ün yıldönümünde, Nevin Berktaş ile röportaj yapıldı ve bir belgesel hazırlandı. Oda TV’nin hazırladığı, …

12 Eylül ve sonrası değerlendirme söyleşileri…

12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrasında, adaletsiz geçen 42 yılın ardından, Devrimci 78’liler Federasyonu’nun katılım …