İşçiler can derdinde, patronlar kar peşinde!

İşçi ve emekçiler, daha bir gün önce fabrikalarda, işletmelerde, tarlalarda hayatı yaratmak için çalışırken, 6 Şubat gecesi büyük bir depremin enkazı altında kaldılar. Evleri, mahalleleri, işyerleri yerle bir oldu; enkazdan hafif yaralı va sağ kurtulanlar, enkaz altında kalan yakınlarını kurtarmaya çalıştı.

Depremzelere ilk ulaşan, devrimci demokrat kurumlar ve duyarlı kişiler oldu. Devlet ortada yoktu. İşçi ve emekçiler, kendi elleriyle yakınlarını kurtarmaya, ölen yakınlarını toprağa vermeye çalıştı.

Böylesine büyük bir yıkım ve acı yaşanırken ve depremin üzerinden bir hafta geçmeden, patronlardan “işe gelin” “işten atıldınız” mesajları gelmeye başladı üstelik.

 

Deprem yine işçi-emekçileri vurdu.

Depremin ağır sonuçlarını, her zamanki gibi, yine işçi emekçiler çekiyor. En fazla can kaybı ve evi yıkılan onlar oldu. Kapitalist sistem ve bu sistemin sahipleri, işçi ve emekçilere düşman yüzünü, depremde de gösterdi. Göz göre göre katliam yaptılar.

İşçi ve emekçiler, dağılan ailesini toplamaya, kalanlarla yaşamı yeniden kurmaya çalışırken, güvenli olmayan işyeri ve fabrikalarda çalışmaya zorlanıyorlar. Buna karşı çıkanlar, işten atılma tehdidiyle karşılaşıyor ya da işten atılıyor.

Malatya’da bulunan Mil-May tekstil patronu, “bu halde işe nasıl gelelim” diyen işçileri, tazminatsız işten atmakla tehdit etti. Yine Malatya Akademi Tekstil’de çalışan işçilerin büyük bir kısmı, valilik tarafından başka illere dağıtılmalarına rağmen, şirket patronu tarafından işe çağrıldılar. Antep’te bulunan Kaplanser Halı’da çalışan işçiler, deprem esnasında kaçmaya çalışırken, patron “bir şey olmaz” diyerek, işçilerin dışarı çıkmasını engelledi, işe devam etmelerini dayattı. Gaziantep Haliloğlu Gold dokuma fabrikasında çalışan bir işçi, şefinin kendilerine “artık bu depremlere alışın, makinelerinizin başına dönün” dediğini söylüyor. Yine Gaziantep Başpınar OSB’de bulunan Şireci tekstil fabrikasında bir işçi, “çalıştığımız fabrikanın kolonları çatlak, sıvanarak kapatıldı ve bu şekilde çalışıyoruz” diyor. Aynı Şireci tekstil patronu, işe gelenlere 2 bin TL deprem yardımı yapacağını, gelmeyenlere bu yardımın verilmeyeceğini söylüyor. Sadece özel şirketler değil, kamuya ait yerlerde de işçi ve memurlar çalışmaya zorlanıyor. Örneğin PTT genel müdürlüğü yayınladığı genelgeyle, deprem bölgesindeki çalışanları 1 Mart’tan itibaren görev başına çağırdı.

Bir de deprem bölgesine arama-kurtarma çalışmalarına katıldıkları için işten atılan işçiler var. Mersin Akkuyu Nükler Santral’inde çalışan 30 işçi, arama-kurtarma çalışmalarına katıldıkları için işten atıldı. Benzer şekilde turizm sektöründen maden sektörüne hemen her sektörden toplu veya bireysel arama-kurtarma çalışmasına katılan pek çok işçi, işten atıldı. “Deprem nedeniyle küçülmeye gidiyoruz” diyerek 40 işçiyi işten çıkaran Klimasan patronu gibi depremi fırsata çeviren patronlar da var.

 

Yasalar patrondan yana

Deprem dolayısıyla işçinin işe gitmemesinin haklı çok nedenleri var. Bu haklı nedenlere rağmen, bir hafta işe gelmeyen işçileri, 25/2 (“ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller”) ve 25/3 (“işçiyi işyerinde çalışmaktan bir haftadan fazla süre ile alıkoyan zorlayıcı sebebin oluşması hali”) maddelerinden çıkışlar veriliyor. İşten çıkarma yasağı getirilmiyor, böyle bir zamanda işçileri çalışmaya zorlayan patronlara herhangi bir yaptırım uygulanmıyor. Yasalar, işçilere işsizlik ve ölüm olarak işliyor; her koşulda patronların çıkarlarını kolluyor.

İş kanunun 25/3 maddesine göre, beklenmesi gereken bir haftalık süre içinde işçiye yarım ücret ödenir. Bu madde kapsamında işçinin tazminatını alarak işten çıkma hakkı vardır. Buna karşın patronlar, işçileri tazminatsız işten atıyorlar.

Deprem bölgesinde 750 bine yakın kayıtlı işçi, 250 bin göçmen ve 1 milyona yakın işsiz bulunuyor. Kayıtdışı çalışan işçiler ve kayıtdışı göçmenler bunların dışında. Kayıtdışıları da kattığımızda, sayı daha da çoğalıyor. İşsiz kalan depremzedeler, işsizlik maaşı alabilmek için bile bir dolu engelle karşılaşıyorlar. İşsizlik maaşı alabilmek için, “120 gün kesintisiz çalışmış, 3 yıl içinde en az 600 prim gününü doldurmuş ve işten atılmış olması” gerekiyor. Depremzede işçilere bile, bu şartlarda bir esneklik tanınmadı. Patronlara tepe tepe kullandırılan işsizlik maaşı, işçilere gelince bir sürü şartla engel çıkarılıyor; depremzede işçiler de bu şartlara tabi tutuluyor.

Depremin üzerinden 15 gün geçtikten sonra 22 Şubat günü, 125 sayılı “olağanüstü hal kapsamında çalışma ve sosyal güvenlik alanına ilişkin alınan tedbirler” şeklinde Cumhurbaşkanı kararnamesi yayınlandı. Yayınlanan kararnamede, sözde işten çıkarma yasaklanıyor. Ama işsizlik sigortası ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinde herhangi bir esneme sözkonusu değil.

Ayrıca kararnamedeki işten çıkarma yasağında, 25/3. Madde, yani “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler” fesih yasağı kapsamının dışında bırakılmış. Patronlar zaten şimdiye kadar bu maddeye dayanarak işçileri çıkardı. Dolayısıyla işten çıkarmayı yasaklamıyor.

25/3 dışında işten çıkarma sözkonusu olduğunda ise, patronlara “bir asgari ücret tutarında idari para cezası” öngörülüyor. Elbette bunun hiç caydırıcılığı yok. Diğer yandan kısa çalışma ödeneği ve işsizlik ödeneğinde engeller kaldırılmadı. Buna karşın kısa çalışma ve işsizlik ödeneğinden yaralanamayan işçiler için, “nakti ücret desteği” getiriliyor. Patronlar işten çıkarmadığı ama çalıştırmadığı işçiye, sadece 3.972 TL verecek. Bu paranın hiç bir derde merhem olmayacağı çok açık.

İşçi ve emekçilerin vergilerinden oluşan bütçe, deprem gibi en zor anlarda bile işçi ve emekçilere hizmet olarak dönmüyor. Bir çadır olarak bile gelmiyor! 2022 yılı itibarıyla işsizlik fonunda biriken para 124 milyar TL.

Keza deprem için toplanan özel iletişim vergisi 23 yılda 87,9 milyar TL. Biriken bu paralar, depremzede işçilere ve işsizlere kullanılmalıdır. Yanı sıra hiçbir şart aranmadan depremzede işçiler ve işsizler işsizlik, sigortasından yaralanmalı, yaşamlarını kurana kadar ücretli izinli sayılmalıdır.

 

Yaşam hakkımız mücadele gücümüz kadardır

Sendikalar ne yazık ki, deprem sonrası da üzerine düşeni yapmadı. Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen gibi yandaş sendikalar zaten hiç ortada görünmüyor. DİSK ve KESK ise deprem bölgelerinde bulunmakla birlikte, işçi ve emekçilere dönük saldırılar karşısında eylemli bir duruş içinde değiller. Sendikaların görevi, sadece teşhir etmek veya talepler sıralamak değildir. Deprem bölgelerinde işten atılan, işsizlik ödeneği alamayan işçiler için, üretimden gelen gücü ortaya koyabilmelidir. Keza fabrika ve işyerleri, Çalışma Bakanlığı ve Müdürlükleri protesto alanına dönüşmelidir.

Depremle birlikte bir kez daha görüldü ki, yaşam hakkımız mücadele gücümüz kadardır! Aksi halde bizi işsizlik, açlık ve ölüm bekliyor. Bizleri ölüme yollayan katliamcıları ve kapitalist sistemi hedefe çakmalı, diğer yandan acil taleplerimiz için sendikaları, kitle örgütlerini zorlamalı, eylemli bir karşı koyuşa geçmeliyiz.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …