Düzen partileri “kayıkçı kavgası”nda! KENDİ DAVAMIZ İÇİN DÖVÜŞELİM!

Seçim sonrası CHP başta olmak üzere düzen partilerinde sular durulmuyor. Seçim yenilgisinin faturasını Kılıçdaroğlu’na keserek CHP’yi yeniden “umut” haline getirmek isteyenler, “değişim” adı altında çeşitli atraksiyonlar yapıyorlar.

Ekrem İmamoğlu ile başlatılan “değişim” hareketi, CHP örgütünde ve tabanda yeterince destek bulmayınca, İmamoğlu geri çekilmek zorunda kaldı. Şimdi İstanbul belediye başkanlığını garantilemenin derdinde. Çünkü geçen yerel seçimleri sadece CHP’nin oylarıyla değil, tüm muhalefetin oylarıyla kazanmıştı. Bugün böyle bir ittifak yok! Dahası İmamoğlu rüzgarı da eskisi gibi esmiyor artık.

İmamoğlu tutmayınca Özgür Özel öne sürüldü. Özel, başkan adayı olduğunu resmen açıkladı. Seçim yenilgisinden dolayı özür dileyerek, ittifaklar siyasetini eleştirerek CHP tabanını yeniden kazanmaya çalışıyor. Açıkladığı “tutum belgesi”nde “parti-içi demokrasi”den “emeğin yanında yer alma”ya kadar pek çok vaat var.

Fakat bu vaatler yeni değil, halk bunları dinlemekten bıktı! İcraat ve zafer istiyor! Üstelik Özgür Özel hem geçmişin vebalini taşıyor, hem de “emanetçi” görünüyor. Dolayısıyla Özel’le de CHP’de bir değişim ve umut heyecanı yaratılamadı. İl kongreleri yumruklu-tekmeli kavgalarla geçiyor.

Sadece CHP değil, İYİP de seçim sonrası kan kaybetmeye devam ediyor. Akşener’in tutarsız sözleri ve tehditleri, güven erozyonunu hızlandırdı. Son olarak yerel seçimlerde 81 ilde ayrı aday çıkaracaklarını söylemesi, muhalefetin elindeki belediyeleri de kaybedeceği korkusunu arttırdı.

Özcesi, seçim yenilgisi muhalefet blokunu darmadağın etti. Hem birbirleriyle hem kendi içlerinde kavgaları bitmiyor.

Muhalefet böyle de “iktidar” bloku güllük gülistanlık değil. Yaşanan ekonomik krizin sorumluluğunu üstlenmek istemeyen MHP, BBP, YRP gibi partiler, AKP’nin politikalarını açıkça eleştiriyorlar.

Daha önemlisi, AKP kendi içinde “temizliğe” başladı. İçişleri Bakanı Soylu’nun ekibi tasfiye edilirken, Soylu’nun cezalandırdığı kişilere de “iade-i itibar” yapılıyor. Rütbeleri sökülüp silahlarına el koyulan -bir dönemin ünlü polis şefleri- Hanefi Avcı ve Sabri Uzun’un “mahkeme kararı”yla aklanması, bunlardan en bilineni. Aynı günlerde mafya lideri Ayhan Bora Kaplan’ın yurtdışına çıkarken yakalanması da Soylu’yu tasfiye hamlesinin bir parçası.

Erdoğan’ın seçimleri bir kez daha kazanabilmek için, kimlere ne sözler verdiğini bilmiyoruz. Ama sadece ekonomideki gelişmeler bile, ABD’ye verilen sözleri ortaya koyuyor. Mehmet Şimşek ve ekibinin ekonominin başına oturtulması, Erdoğan’ın “faiz sebep enflasyon sonuç” teorisini çöpe attığı gibi, “nas” çıkışını da yerle bir etti. Merkez Bankası, faizleri beklenenin üzerinde arttırarak yüzde 25’e çıkardı. Şimşek’in açıkladığı “Orta Vadeli Program” ise, Türkiye’nin “IMF’siz IMF politikası” izleyeceğini teyit etti. Öncekilerden “gerçekçi” büyüme ve enflasyon hedefiyle uluslararası kuruluşların takdirini de kazandı. Mesela Moody’s’e göre, “daha ortodoks, kurallara dayalı ve öngörülebilir politika yapımına geçiş, kredi açısından olumlu”ydu.

Övgüler çok, fakat halen yatırım yok! Onun için Şimşek, Körfez ülkelerinden para dileniyor. Elde-avuçta ne kaldıysa (TCDD veya THY’nin adı geçiyor mesela) Arap sermayesine peşkeş çekiliyor. Diğer yandan “tüketim kısılacak”, “kredi kartlarına sınırlama getirilecek” denilerek, işçi ve emekçiye yeni yükler bindirmeye hazırlanıyorlar. Kıdem tazminatını gaspetme girişimi de bunlar arasında.

* * *

Hiç bitmeyen ekonomik saldırıların yanı sıra siyasi saldırılar da hız kesmiyor. Katillere, tecavüzcülere “örtülü af” çıkarken, muhalifler hapishanelere dolduruluyor. Cezaevlerinde tecrit ve işkence artıyor, disiplin cezalarıyla tahliyeler engelleniyor. Sayıları binleri aşan “hasta tutsaklar” dışarıya ancak tabutla çıkabiliyorlar.

Hukuk, muhalifleri yok etme aygıtına dönüşmüş durumda. Sivas-Madımak dosyasını “zaman aşımı” diyerek kapatmaları da bu saldırıların bir parçası. Madımak Oteli’nde 33 aydını yakarak öldüren katiller, zaten yıllarca elini-kolunu sallayarak dolaştı. 30 yıldır uzatılan dava, “zaman aşımı”na uğratılarak hepsi tahliye edildi.

Bu karar, Madımak katliamının devletin bilgisi dahilinde yapıldığını bir kez daha kanıtladı. DYP-SHP koalisyonunda gerçekleşmiş, AKP-MHP yönetimince de kapatılmıştır. Ama yüreklerde kanamaya devam ediyor ve asla kapanmayacak…

Ekonomik-siyasi saldırı sağanağı altında bir de “yeni anayasa” hazırlığı yapılıyor. Yeniden 12 Eylül mağduriyeti işleniyor, “darbe anayasası”nın kaldırılmasından söz ediliyor. Hatırlanacaktır 12 Eylül 2010 tarihindeki anayasa referandumundan önce, Erdoğan meclis kürsüsünden ağlayarak Erdal Eren’in mektubunu okumuş, makamında Berfo anayı kabul etmişti ve 12 Eylül generallerini yargılama sözü vermişti.

Bütün bu demagojiler, Gülen Cemaati’nin yolunu düzlemek, “yargı”yı ele geçirmek içindi. “Yetmez ama evet”çileri de arkalarına alarak bunu başardılar. Sonrasında 12 Eylül yargılaması, aklamaya dönüştü. Berfo ana gibi çocuklarının akıbetini soran “Cumartesi anneleri”nin eylemleri yasaklandı. Mahkeme kararına rağmen hala her hafta darp ediliyor, gözaltına alınıyorlar.

Şimdi aynı filmi yeniden izliyoruz. AKP’nin “yeni anayasa” hazırlığına her kim dahil olacaksa, bilerek-isteyerek bu suça ortak olacaktır.

* * *

Milyonlarca işçi, memur, emekli, açlıkla ölüm sınırı altında yaşıyor. Bu koşullarda çocuk okutmak çok daha zorlaştı. Beslenme çantasına ne koyacaklarını şaşırmış durumdalar. Yetersiz beslenmeden çocuklarda “bodur”luk artıyor, öğretmenler açlıktan baygınlık geçiren çocuklardan sözediyor. Buna karşın meclisten zar-zor geçen bir öğünlük yemeği bile kaldırmaya yelteniyorlar. Diyanet’e milyonlar akıtırken, öğrenciye yemek veremiyorlar! Onun yerine ÇEDES projesiyle dini hurafeleri boca ediyorlar küçücük beyinlere.

Sağanak gibi yağan bu saldırılara isyan etmemek mümkün değil. Öyle de oluyor. İstanbul’dan Dersim’e, İzmir’den Antep’e her yerde direniş var. Sadece işçiler değil, sağlıkçılar, eğitimciler, köylüler her kesim eylem halinde. Ne yasaklar, ne vahşice saldırılar direnişleri durdurabiliyor. Hem de çoğu örgütsüz olmalarına rağmen… Ya da işbirlikçi sendikaların ihanetine rağmen…

İşçi ve emekçiler kendi deneyimlerinden öğrenerek yollarını açıyorlar. Kurtuluşun seçimde, şu ya da bu düzen partisinde olmadığını giderek daha fazla görüyorlar. Bize düşen bu bilinci arttırmak, eylemleri büyütmek, birleştirmek ve hak alıcı kılmak…

Ozanın dediği gibi “kendi davası için dövüşmeyen / dövüşür düşmanın davası için!” Bırakalım düzen partileri “kayıkçı dövüşü”ne devam etsin. Biz kendi davamız için dövüşelim! Kazanmanın tek yolu budur.

Bunlara da bakabilirsiniz

Avrupa’da faşizmin yükselişi üzerine

AB üyesi 27 ülke, Avrupa Parlamentosu’nu tekrar belirlemek için, geçtiğimiz Pazar günü sandık başına gitti. …

Gerici müfredata karşı boykot ve eylem

AKP hükümeti tarafından hazırlanan ve eğitim sistemini daha da gerici hale getirmeyi hedefleyen “Türkiye Yüzyılı …

Emek Barış Demokrasi Güçleri, kayyum politikasına karşı eylem yaptı

İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanmasına karşı İstanbul-Beyoğlu’nda bulunan Şişhane Meydanı’nda …