Bir yılın ardından İŞÇİ EYLEMLERİNİN GÖSTERDİKLERİ

 

2023 yılını geride bıraktık. Burjuvazinin ekonomik-siyasi krizi derinleşti. Hayat pahalılığı had safhaya çıktı, alım gücü iyice azaldı. Buna karşın ücretler düştü, asgari ücret “ortalama ücret” haline geldi. İşçi ve emekçilere “asgari yaşam” dayatılırken, başta emekliler olmak üzere tüm halk “açlık sınırı”nın altında yaşamaya mahkum edildi.

Mayıs seçimleri sonrasında AKP-MHP yönetiminin hazırladığı “Orta Vadeli Program” (OVP), “İMF’siz İMF programı” anlamına geliyordu. “Vergiyi tabana yaymak”, “ücretleri hedef enflasyona göre belirlemek” gibi söylemlerle, saldırı politikaları hız kazandı. Patronların azami karını çoğaltmak için esnek çalışma biçimleri, taşeron sistemi yaygınlaştırıldı; teşvik, faizsiz kredi, vergi borçlarının silinmesi vb. kolaylıklar sağlandı. İşçilerin çalışma koşulları ağırlaştırıldı, ücretler düşerken çalışma saatleri uzatıldı, fazla mesailer normalleşti.

Ağır sömürü koşullarına karşı örgütlenen ve direnen işçileri ise, kapı önüne koydular. İşsizlik, başta sendikalaşmaya çalışan işçiler olmak üzere tüm işçi sınıfının üzerinde bir kılıç gibi sallanmaya devam etti.

Elbette buna karşı direnişler de büyüdü. Neredeyse toplumun tüm kesimleri, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek için sokağa çıktı, eylemler yaptı.

 

Her iş kolunda direniş ve eylem

Bu saldırılara karşı işçiler 2023 yılına eylemle başladı. Türkiye’nin neredeyse her yerinde, başta ücret zammı olmak üzere hak gasplarına, işten atılmalara, idari baskılara karşı eylem yaptılar. Metalden inşaatta, tekstilden hizmet sektörüne bir çok iş kolunda direnişler yaşandı. Şireci tekstil, Özak tekstil, Fedaş enerji ve Agrobay seracılık işçilerinin direnişi, öne çıkanlar oldu.

Bu eylemlerin bazıları sendikalar öncülüğünde gelişti, bazıları ise sendikasız işçilerin kendi inisiyatifiyle oldu. Bazıları da eylem sürecinde sendikalarla bağ kurdu.

Belediyelerde ve metal sektöründe ek ücret eylemleri yaşandı. İnşaat işkolunda İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere birçok yerde, verilmeyen ücretler için eylemler yapıldı. Bazıları aynı gün sonlandı, bazıları iki-üç günlük süren direnişlerle bitti. Keza hizmet işkolunda motokuryelerin ücret eylemleri de ücretlere yapılan zamlardan sonra bitirildi. İBB’ye bağlı taşeron şirkette çalıştığı esnada işten atılan Ağaç AŞ işçisinin, aylara yayılan tek kişilik direnişi kazanımla sonuçlandı. “Taşerona kadro” yalanıyla belediyelerde çalışan onbinlerce işçi, gaspedilen hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için Ankara İstanbul gibi illerde kitlesel eylemler yaptılar, yapmaya devam ediyorlar.

Trendyol depo işçileri, Agrobay, FEDAŞ ve Özak işçileri sendikalı oldukları için işten atıldılar, sendikalı  olarak işe geri dönmek için direnişe geçtiler. Şireci’yi de ücret talepli direnişler arasında saymak gerekir. Şireci ve FEDAŞ işçileri haklarını alarak işe geri döndü. Özak işçilerinin direnişi devam ediyor.

Her direnişin, eylemin, sınıf mücadelesine kattıkları vardır elbette. Fakat Özak ve Şireci işçilerinin direnişine ayrıca değinmek gerekir. Kürt illerinde yıllardır ulusal baskılara karşı mücadele ön plandaydı, sınıfsal yön geriye düşmüştü. Özak ve Şireci işçileri bunu değiştirdi. Üstelik sadece patronların değil, mülki amirlerin, sarı sendikacıların, polis ve jandarmanın, hatta müftülerin saldırısına maruz kalmalarına rağmen, militan ve kararlı bir direniş sergileyerek sınıfın diğer bölüklerine de örnek oldular.

 

Mücadele biçimleri

İşçiler yıl boyunca çeşitli mücadele biçimlerini devreye soktular. Uzun süreli fabrika önü direnişler, sokak yürüyüşleri, merkezi yerlerde kitlesel eylemler, patronların evi ve diğer işyerlerinin önünde protestolar, bu patronlarla çalışan uluslararası markaların önünde eylemler, çatıya çıkma vb…

Agrobay ve Özak işçileri defalarca gözaltı, tazyikli su, biber gazına rağmen inatla direnişlerini sürdürdü. Dersim’de FEDAŞ işçilerinin üretimi durdurması, aynı zamanda sokak eylemleriyle geniş kesimlere duyurmaları önemliydi ve sendikalı olarak işe dönmeyi başardılar. Keza Birleşik Metal-iş’e bağlı Mata işçilerinin fabrika işgali gibi militan bir şekilde başlayan, fakat sendikacıların uzlaşmacı tutumundan dolayı kaybedilen direnişlerini de yazmak gerekir. Yüzlerce işçi işinden ve haklarından oldu.

Sonuç olarak, 2023 yılında işçiler fiili eylemler dahil, çeşitli mücadele biçimleriyle direndiler. Fakat işçi sınıfının en önemli silahı olan grevi -FEDAŞ işçilerini ve kısmen de Özak işçilerini saymazsak- devreye sokamadılar.

 

Sendikaların durumu

Sendikaların hali ise içler acısıydı. Konfederasyonlar ve ona bağlı sendikalar neredeyse hiçbir işçi eyleminde gözükmediler. Kendi faaliyetleri de olabildiğince sınırlıydı.

Sendikaların başına çöreklenmiş uzlaşmacı işbirlikçi sendikacılar “ücret sendikacılığı” bile yapmıyorlar. Sendikaların olanaklarını tepe tepe kullanıyor, dolgun maaşlarıyla konforlu sendikacılık yapıyorlar. Onları sıkıştıran toplumsal mücadele ve işçilerin tabandan basıncı olmayınca, bu durumunu pervasızca sürdürüyorlar.

Türk-iş’te merkeze muhalif ve devrimci demokrat işkolu, şube ve başkanlar yok denecek kadar az. İstanbul Şubeler Platformu varlığını kağıt üzerinde koruyor, fakat pratik bir faaliyeti görünmüyor.

DİSK ise en kötü dönemini yaşıyor. Raporlar düzenlemekle yetiniyor. Yıl boyunca ortalıkta gözükmeyen DİSK, yılın sonuna doğru “vergide adalet” ve emeklilerle ilgili miting yapma gereği duydu. Bir de asgari ücretle ilgili, sembolik eylemler yaptı. DİSK yazılı metinlerinde bile “sınıf” yerine “insan hakları”, “gerekli ücret” yerine “adil ücret” gibi kavramları geçiriyor ve ne kadar gerilediğini ortaya koyuyor.

Konfederasyonlar bu denli gerileyince, işçiler örgütlenme ihtiyacı duyduklarında bağımsız sendikalara yöneldi. Yapılan eylem ve direnişlere bakıldığında, bağımsız sendikaların ağırlıkta olduğu görülür. Yanı sıra DİSK’e bağlı ama yönetiminde devrimci demokrat başkanların bulunduğu küçük sendikalar öne çıktı. Trendyol, Agrobay, Şireci ve Özak işçilerin direnişlerine bağımsız sendikalar önderlik ettiler.

Yaşanan direnişlere baktığımızda (bağımsız veya değil) sendikalara üye olan işçilerin direniş sonrası sendikadan uzaklaştıklarını görüyoruz. Ücret ve tazminatlarını aldıktan sonra sendikaya ilgi de bitiyor. Kalıcılık ve süreklilik sağlanamıyor. Mücadelenin ufku, ücretlerin ve tazminatının alınmasına kadar olunca, bu durumu doğal karşılamak gerekir. Ekonomik mücadeleyle sınırlı, işçilerin geri bilinciyle uzlaşan bir sendikal anlayış bu sonucu doğuruyor. Sendikal bilinçle beraber işçi sınıfının devrimci siyasal bilincini taşımada görülen eksiklik, sınıf mücadelesini de sendikaları da olumsuz etkiliyor.

 

Sonuç olarak

Hayat pahalı ücretler çok düşük. Ücret talepli eylemlerin öne çıkması doğal. Doğal olmayan, mücadelenin ücretlerle sınırlı olasıdır. Ayrıca iş mahkemelerine bakan bazı avukatlar “dava açar tazminatlarınızı alırız” diyerek, mücadelenin ufkunu sınırlı tutmalarına yol açıyor.

Oysa sadece ücretler için değil, sosyal ve siyasal haklar için de mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Örneğin işçi sağlığı ve güvenliğinin olmadığı bir çalışma alanında, ücretlerin yüksek olması bir şey ifade etmiyor. Sosyal-siyasal haklar mücadelesi, ücretlerin de güvencesidir aynı zamanda.

Ücretlerin yükselmesi ve gasp edilmemesi isteniyorsa, işçi ve emekçiler “ücretli kölelik düzeni”ni hedefe çakmalıdır. Ekmeği büyütmenin yolu özgürlükler için kavgadan geçiyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …