Faşizm kendi kurallarını çiğneyen bir rejimdir!

Can Atalay davası “kriz”e dönüşerek devam ediyor. İkinci kez aynı filmi izledik. Şimdi yeniden AYM’ye başvuru yapıldı!

Üçüncüsünde farklı bir sonuç çıkacak mı, yoksa bu “kısır döngü” aynı şekilde devam edecek mi? Bunu yükselen tepkilerin boyutu belirleyecek…

Seçimlerin üzerinden 6 ay geçti. Can Atalay’ın milletvekili seçilir seçilmez tahliye edilmesi gerekiyordu. Ama yapmadılar!

AYM’nin kararı ikinci kez de uygulanmayınca, tepkiler artmaya başladı. İkinci, üçüncü başvurudan ne murad ediliyor bilemiyoruz. Egemen kliklerin kendi iç çekişme ve çatışmasıyla Atalay’ın çıkamayacağı belli olmuştur. Eylemli ve kitlesel tepkiler yükselmedikçe, sorun çözülmeyecektir…

 

Anayasa ilk kez çiğnenmiyor

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına rağmen Can Atalay’ın tahliye edilmemesi, birçok kesim tarafından “yargı krizi” hatta “rejim krizi” olarak adlandırıldı.

Esasında Anayasa yeni çiğnenmiyor! Özellikle AKP dönemi anayasanın defalarca çiğnendiği bir dönem oldu. Erdoğan, “anayasaya aykırı” denilen pek çok şeyi yaptı. (Cumhurbaşkanı olurken başbakanlıktan istifa etmemesi, cumhurbaşkanı olarak seçim propagandası yapması, üçüncü kez aday olması vb…) Keza Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararına uymadı. “AYM kararına saygı duymuyorum, uymuyorum da” dedi.

Bu kez farklı olan; mahkemelerin birbirine düşmesi, AYM kararını diğer mahkemelerin tanımaması, Yargıtay’ın AYM’nin üzerine çıkması, hatta AYM üyeleri hakkında soruşturma açılmasını istemesiydi.

MHP uzun süredir AYM’nin kapatılmasını istiyor. Bahçeli, AYM üyelerini açıkça hedefe çaktı. Erdoğan “biz hakemiz” diyerek, kendini “mahkemeler üstü” bir konuma oturttu. Ama AYM’yi savunan muhalefete çatarak da aslında Yargıtay’dan taraf olduğunu gösterdi. Ayrıca Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Uçum, “milli yargı” diyerek Yargıtay’ın kararına sahip çıktı.

Yürürlükteki anayasaya göre, AYM tüm yargı organlarının üzerinde. Kararları, sadece yargıyı değil, tüm idari makamları, yasama, yürütme, gerçek ve tüzel kişileri bağlıyor. Üniversitelerde halen bu şekilde okutuluyor. Gelin görün ki, AKP-MHP yönetimi, ardından diğer yargı organları “AYM kararını tanımıyoruz” diyorlar. Böylece anayasayı da çiğnemiş oluyorlar.

Bu devlet, komünist ve devrimcileri, muhalif kesimleri yıllarca “anayasayı çiğnemek”ten yargıladı, idam dahil ağır cezalar verdi. Komünist ve devrimciler, bu düzene ve anayasasına karşı olduklarını açık açık söylüyor zaten. Bunu mahkemelerde de ifade etmekten kaçınmadılar. Ama sözde anayasaya bağlı faşist yönetimlerin, kendi yasalarını bile tanımadığını, ülkeyi kuralsız-keyfi bir şekilde yönettiklerini teşhir etmekten de geri durmadılar.

 

Faşizm tavize doymaz!

Yukarıda belirttiğimiz gibi bu ilk kez yaşanmıyor. Fakat giderek tırmanan, hatta çığrından çıkan bir durum var. Peki şaşırtıcı mı? Değil!

Bugüne dek pek çok anayasa ihlaline göz yumuldu. Muhalif partiler defalarca “anayasa çiğneniyor” dedikleri halde durumu kabullendiler. OHAL döneminde seçime gitmekten mühürsüz oyların “geçerli” sayılmasına, “tekrar seçim” dayatmasından Erdoğan’ın kural tanımaz uygulamalarına kadar hemen her şeye boyuneğdiler.

Böylece Erdoğan’ın “suç ortağı” oldular. Onu ve yönetimini meşrulaştırdılar, kanıksattılar. Böyle olunca Erdoğan ve şürekası da vitesi yükseltti. Her defasında “bu kadar da olmaz” denilen şeyleri yaparak yol aldı.

Faşizmin dünyada yayılmaya başladığı dönemde Komüntern ve onun başkanı Dimitrov, “faşizm tavize doymaz” tespiti yaparak, faşizme karşı tavizsiz şekilde mücadele edilmesi gerektiğini söylemişlerdi. Biz de AKP ve Erdoğan’ın kuralyasa tanımaz yönetimine karşı, sıkça bu tespiti hatırlattık ve dergimizin birçok sayısında işledik.

Ne var ki, AKP’nin demagojik söylemlerine geniş bir kesim kandı. “Statükoya karşı değişimi savunuyor”, “askeri vesayeti kaldırıyor”, “kontrgerillayı bitiriyor”, “12 Eylül’ü yargılıyor” vb. gerekçelerle AKP’ye “sol”dan destek çıkanlar oldu. Hele ki “çözüm süreci” başlayınca, “Kürt sorunu çözülüyor”, “ulusal sorun bitiyor”, “demokratik devrim gerçekleşiyor” diyenler çıktı.

AKP’nin cilasının dökülmesi, gerçek yüzünün görünmesi ve buna karşı en ciddi direniş Gezi’yle olmuştur. Onun için AKP ve Erdoğan’ın Gezi’ye düşmanlığı bitmez! Kendi yasalarını çiğneme pahasına Gezi davasını tekrar tekrar açıp ağır cezalar vermeleri, Can Atalay’ı tahliye etmemeleri bu yüzdendir.

Bu durum Türkiye’ye özgü, Türkiye ile sınırlı bir şey de değil!

“Yasa dışı şeyleri hemen hallederiz, anayasaya aykırı şeyler biraz daha zaman alır” sözü, geçtiğimiz ay 100 yaşında ölen ABD’nin Dışişleri Bakanlığını da yapmış ünlü diplomatı Henry Kissinger’a aittir. Üstelik bu sözü, kendi ülkesinde kapalı bir toplantıda söylemiyor; 1975 yılında Türk Dışişleri Bakanı ile görüşmesinde sarfediyor. Kıbrıs’tan dolayı ABD’nin Türkiye’ye ambargo koyduğu dönemde, “AB ülkeleri üzerinden ambargoyu delebilirsiniz” şeklinde bir yol önerebiliyor. Diplomasi “duayeni” olarak bilinen Kissenger, ABD’nin katliam ve işgallerine destek verdiği gibi Kıbrıs’ın işgaline de örtük bir onay veriyor.

Emperyalizm “siyasi gericiliktir”! Uygarlık, modernlik, demokrasi gibi demagojilerinin altında, insanlık düşmanı, gerici faşist yüzleri saklıdır. Gerçek yüzlerini ortaya sermek ve doğru tanımlamak gerekir. “Tek adam rejimi” veya “saray iktidarı” gibi tanımların siyasi karşılığı faşizmdir. Faşizm de kendi kurallarını çiğneyen bir rejimdir.

 

Bunu kanıksayacak mıyız?

Durum tesbiti başkadır, onu kanıksamak, meşrulaştırmak başka!.. Bizi düzen muhalefetinden veya burjuva akademisyenlerden ayıran, durum tesbiti ve teşhirle yetinmeyip, değiştirme iradesi ve gücünü ortaya koymaktır.

Ne yazık ki, Can Atalay için uzunca bir süre eylemli tepki gösterilmedi. Mecliste nöbet gibi sınırlı biçimlerle yetinildi. Aylar süren mahkemelerle, birbirine düşen yargı organlarıyla zaman kaybedildi. Kitlesel eylemler sürekli ertelendi. En ciddi eylem, seçimlerden 5 ay sonra Hatay’dan Ankara’ya yürüyüştür ki, TİP bu eylemi de olabildiğince geriye çekmiştir. Ülkenin dört bir yanından Ankara’ya yürünecekken, Hatay’la sınırlandırılmış; o da parti kadrolarından oluşan bir grupla yürümeye dönüşmüştür. Üstelik Hatay’dan Ankara’ya her ilin merkezinde gösteriler yaparak ilerlemek varken, program değişikliği yapılarak bu iller teğet geçilmiştir.

Şimdi TİP Başkanı Erkan Baş “Saray mı güçlü, halk mı, bunu göstereceğiz” diyor. Halklar her zaman saraylardan güçlüdür! Ama doğru bir önderlik etrafında kenetlenmiş, örgütlü ve birleşik hareket ediyorsa… Eksik olan budur. Çok laf ediliyor, keskin konuşmalar yapılıyor, fakat ona uygun bir pratik sergilenmiyor…

Can Atalay’ın seçilmesine rağmen serbest bırakılmamasından sonra hemen “Can Atalay’a Özgürlük” eylemleri başlamalıydı. Başından itibaren tepkilerin eylemli hale gelmesini ve kitlesel-radikal biçimlerle sürmesini savunduk. Can Atalay’ın durumu, Kürt illerinde kayyum politikasının bir devamıydı; belediyelerden parlamentoya, yerelden genele uzanan bir darbeydi. Halkın binbir güçlükle seçtiği belediye başkanlarından sonra milletvekillerinin de görevini yapamaz hale getirilmesiydi. “Seçme ve seçilme hakkı”nın bir kez daha ve açıkça gaspıydı. Dolayısıyla hak ve özgürlükler mücadelesinin önemli bir parçasıydı ve TİP’i aşan bir muhtevaya bürünmüştü. Böyle ele alıp ona uygun bir pratik sergilemeye çalıştık. Ne var ki, TİP’in beklemeci tutumu ve asıl olarak AYM kararına umut bağlaması, sürecin bu kadar uzamasına yol açtı.

AYM kararının ikinci kez reddinden sonra, bu kez CHP, herkesi 14 Ocak’ta Ankara-Tandoğan’da yapacağı mitinge çağırdı. Avukatlar İstanbul-Çağlayan’da oturma eylemi başlattı. Barolar açıklamalar yapıyor vb…

Geç kalınmış da olsa tepkilerin artması umut vericidir. Fakat faşizmin pervasızlığına, saldırganlığına karşı, ona denk düşen bir mücadele hattı örülmezse, başarı elde etmek mümkün değildir.

Can Atalay dahil politik tutsakların serbest bırakılması, faşizme karşı kararlı, ısrarlı ve uzlaşmaz mücadeleyle gerçekleşecektir.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …