MESEM: Çocuk İşçiliğin Meşrulaştırılması

2016 yılında örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM); yasal yollarla çocuk işçi çalıştırılan okul türlerinden biri. Buralarda haftanın 1 günü okulda teorik eğitim, haftanın 4 günü ise bir işyerinde ustanın yanında pratik eğitim alınıyor. Haftanın 1 günü okulda alınacak eğitim ise, genellikle öğrencinin yanında çalıştırıldığı patron tarafından engelleniyor.

Sadece patronların tutumu yüzünden 1 gün okulda alacağı eğitim engellenmekle kalmıyor. MESEM’in varlığı, öğrencilerin eğitim hakkının ihlali anlamına geliyor. Öğrenciler ucuz iş gücü olarak kullanılıyor, çocuk işçi çalıştırma meşrulaştırılıyor.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde 18 yaşından küçükler çocuk kabul edilmesine karşın, Türkiye’deki İş Kanunu’na göre 15-18 yaş arasındaki çocuklar “genç çalışan” olarak kabul ediliyor; ve sömürü çarklarının arasına pervasızca fırlatılıyor.

Üstelik MESEM kapsamında “eğitim” adı altında sermayeye ucuz işgücü olarak sunulan çocuklarımız katlediliyorlar. Geçtiğimiz haftalarda “mesleki eğitim” adı altında 2 öğrenci daha sermayenin kar hırsına kurban verildi. Çalıştığı fabrikada başı sac bükme makinesine sıkışarak ağır yaralanan 14 yaşındaki Arda Tonbul ve yine çalıştığı atölyede üzerine sunta blokları devrilerek ağır yaralanan 16 yaşındaki Erol Can Yavuz yaşamlarını yitirdiler.

 

Yoksulluk “çocuk işçi”leri artırıyor

Yoksulluk arttıkça en temel ihtiyaçları karşılamak giderek zorlaşıyor. Çocukların ezici çoğunluğu, günlük öğünlerinde sebze ve et tüketemiyor; yoksul çocuklar için makarna, bulgur, ekmek tüketimi, temel beslenme biçimi haline geldi.

Aileler geçinemedikleri koşullarda çocuklarını zaten bir işe sokmak için uğraşıyorlar. Yoksul çocuklar, çok erken yaşlardan itibaren, kimi zaman okul sonrası, kimi zaman yaz tatillerinde küçük atölyelerde çırak olarak çalışıyorlar. MESEM, böyle ailelere bir “umut” olarak sunuldu. Çocuk hem derslerini çalışıp diploma sahibi olabilecek, hem de meslek öğrenip para kazanacaktı.

Ancak vaadedilenin tersine MESEM, işçi-emekçi çocukları için sömürü, eğitim hakkının ihlali ve ölüm anlamına geliyor. Sermaye için ise yararları saymakla bitmiyor: Patron işyerinde çalışan öğrencilere asgari ücretin yüzde 30’u oranında ödeme yapıyor ve devlet bu oranda patrona geri ödeme desteği sunuyor. Çalıştırılan öğrencinin SGK primi de devlet tarafından karşılanıyor.

Patronun cebinden kuruş çıkmadan çocuk işçilik meşrulaştırılarak üretim devam ettiriliyor. Sermayenin gözünde hiçbir değeri olmayan işçi-emekçi çocukları, iş güvenliği sağlanmayan atölyelerde ölüme mahkum ediliyorlar.

Metal, gıda, tekstil ve hizmet sektörleri, çocuk işçiliğin en yaygın olduğu alanlar. Ve bu alanlarda bulunan küçük işletmeler, sadece çocuk işçiler yönüyle değil, genel olarak çok ağır koşullara sahip işyerleri. Buralardaki işçiler, düşük ücretlerle ve çok ağır çalışma koşulları altında sömürüye maruz bırakılıyorlar ve genellikle denetimsiz, kayıtdışı biçimde çalışıyorlar.

Bugün MESEM kapsamında yaklaşık 1,5 milyon öğrenci atölyelerde çalıştırılıyor ve bunların yaklaşık 300 bini 18 yaşın altında. Burada 1,2 milyon çocuk işçinin doğrudan devlet (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından sermayenin hizmetine sunulmuş olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan, 18 yaş üstü ve normalde asgari ücretle çalıştırılması gereken 300 bin gencin de asgari ücretin çok altında (asgari ücretin yüzde 30’u) sömürü koşullarına katlanmasını zorunlu kılan devasa yoksulluk çarpıyor yüzümüze.

 

Tarihsel bir sorun: Çocuk emeği sömürüsü

Çocuk işçiliği meşrulaştırmak ve çocuk işçi çalıştırmak şüphesiz ki AKP ile başlamadı, ancak sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda işçi ve emekçilere yönelen yoğun saldırılar altında daha da arttı.

Çocuk emeğinin sömürüsü, sınıflı toplumların tarihi kadar eskidir. Ancak kapitalizm, bu sömürüyü daha sistemli ve vahşi hale getirmiştir. Keza bu sömürünün yasal kılıflarını uydurmak da, kapitalizmin en önemli becerilerinden biridir.

TC’nin kurulmasının ardından toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde konuşulan konulardan biri de çırak okullarının açılması ve çocuk işçiliğinin kurumsallaştırılmasıdır. Sonrasında bu konuda çeşitli yasalar ve girişimler olmakla birlikte, resmi olarak ilk “Çırak Okulu”nun açılışı, TCDD (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları) tarafından, 1942 yılında Eskişehir’de gerçekleştirilmiştir. II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın tüm hızıyla sürdüğü, savaş bahanesiyle sömürü politikalarının daha saldırgan bir hale getirildiği bir dönemdir bu. Ardından Kayseri Uçak Fabrikası ile Kırıkkale MKE (Makine Kimya Endüstrisi) çırak okulları açmıştır.

Sonrasında özellikle meslek liselerinin son sınıflarında “staj” adı altında çocukların çalıştırılması uygulaması yaygınlaştırıldı. Ancak bu asıl olarak lise son sınıflara özgüydü ve haftalık çalışma saatleri sınırlıydı.

1970’lerde yükselen mücadele, çocuk emeği sömürüsüne karşı da önemli yasal adımlar atılmasını getirdi. 1977 yılında çıkartılan “Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu” ile, çocuk emeğinin kullanımına kısıtlamalar getirildi, yasal yükümlülükler oluşturuldu.

Kazanılan kimi haklar, 12 Eylül askeri faşist darbesinin ardından uygulamaya konan “24 Ocak Kararları” ile, bir kere daha yerle bir edildi; çocuk işçiliğinin kapsamı genişletildi, sömürü koşulları ağırlaştırıldı. 1990’lı yıllardan itibaren “sanayi-eğitim işbirliği” adı altında bu saldırı yaygınlaştırıldı. 2006 yılında MEB ve Koç Holding ortaklaşmasıyla, Çıraklık Eğitim Merkezleri adı altında sanayiye ara eleman yetiştirme çalışması yürütüldü.

AKP dönemi, patronların istediği yasa ve uygulamaları hızla hayata geçirerek kolaylaştıran bir dönem oldu. Denetim ve işgüvenliği kontrollerinin uygulanmadığı, çalışma sürelerinin 12 saate yaklaştığı küçük atölyeler, çocuk işçilerin iş kazalarının da hızla arttığı alanlara dönüştü.

 

Çalışırken ölen çocuklar

İSİG Meclisi’nin yayınladığı Çocuk İşçi Raporu’nda MESEM için ayrı bir başlık açıldı. Bu rapora göre 2013-2023 arasındaki 10 yılda en az 671 çocuk yaşamını yitirdi. Bunların 234’ü, 14 yaşın altındaki çocuklar. AKP’nin iş başına getirildiği günden beri ise en az 907 çocuk çalıştırıldıkları iş yerlerinde iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetti. Bu süre içinde iş kazalarında yaralanan, sakat kalan çocuklara ilişkin ise veri yok.

Raporda MESEM’e ilişkin; “Patronlara, çırak ve stajyer çalıştırmaya dönük bu teşvik, aynı zamanda çocuk işgücünü iş kazalarının, iş cinayetlerinin en fazla yaşandığı küçük işletmelere itmiştir. Bu işletmelerin genel denetimler ve işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimlerinde en az denetlenen yerler olması da çocuk işçilere yönelik sömürü ve kuralsızlığı arttırmıştır” deniyor. Yayınladıkları rakamlar da bu tespiti kanıtlıyor.

Özel okullara verilen teşvikler, kamu okullarına ayrılan bütçenin yetersizliği, eğitimin ücretsiz olmaması, halkın günden güne yoksullaştırılması, çocuk işçiliği yaratan temel sebeplerden birkaçı… Sermayenin ihtiyacının karşılamak ise, bu politikaların en başında geliyor: Sermaye ucuz işgücü istiyor, devlet de bu ucuz işgücünü MESEM gibi kurumlarla çocuk işçiliği yasalaştırarak sermayeye sağlıyor.

Topyekun saldırı altındayız. İşçiler, emekçiler, kadınlar, çocuklar… Hemen her gün bu düzen tarafından katlediliyoruz, katledilme tehlikesi ile yaşıyoruz. Hayatlarımızın sermayeye peşkeş çekilmediği, insan onuruna yakışır bir düzende, sömürünün ve zorbalığın olmadığı bir düzende yaşamak için savaşmaktan başka çaremiz yok! Devletin ve temsil ettiği sermayenin azgın saldırılarına karşı topyekun bir savaş vermek zorundayız. Çalıştığımız halde aç kalmamak, çalışırken ölmemek için, çocuklarımızın can güvenliği için birleşmeli, örgütlenmeli ve mücadeleyi yükseltmeliyiz. Ya biz ya onlar! Ortası yok!…

 

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …