“Bedeli ağır olsa da direneceğiz!”

Şişli Belediyesi’nde çalışan ve Genel-İş’te örgütlü olan işçilerin, TİS sürecindeki eylemlilikleri devam ediyor. Genel-İş 3 Nolu Şube ve Şişli Belediyesi arasında sürdürülen görüşmelerde anlaşma henüz sağlanamadı. 10 Mart’a kadar devam edecek görüşmelerin bir an önce sonuçlanması için işçiler, 15 Şubat’ta başlattıkları 24 saatlik nöbet eylemine Şişli Belediyesi önünde devam ediyor. Süreçle ilgili Genel-İş 3 Nolu Şube Başkanı Zeynel Yiğit ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

PDD: Merhaba, direniş neden ve nasıl başladı, talepleri nelerdir?

Zeynel Yiğit: Şişli emekçileri adına tüm arkadaşları selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum. Bizim TİS sürecimiz 29 Şubat’ta bitiyor. Yetkimiz geldi. Görüşmeler başladı. 5 oturum yaptık. Bu görüşmelere işveren olarak SODEMSEN katılıyor. Onlarla yaptığımız geçmiş dönemlerdeki sözleşmelerde ekonomik olarak çok büyük kayıplar yaşadık. Asgari ücretle çalışmak zorunda kaldık. Oysa Şişli Belediyesi işçileri, geçmişte mücadelesi çok güçlü işçilerdir. Mesela Sarıgül döneminde ben yine şube başkanıydım, çok etkili direnişler örgütlemiş, güçlü sözleşmeler yapmıştık. Sonrasında işçi hakları geriye gitti. Özellikle 2022-2024 dönemi sözleşmesini yapan, önceki sendika şube yönetimi, Sodemsen’le işbirliği halinde çok hak gasplarına yol açtı.

Biz bu durumu toparlamaya çalışıyoruz. Burada 2300 işçiyi temsil ediyoruz. Doğru mücadele yöntemleri koymaya çalışıyoruz. Bunun en büyük ve etkili olduğu dönemler ise TİS dönemleri zaten. Şimdi 4. oturumda ücretlere geldi sıra. Bizim talebimiz, asgari değil, insanca yaşayabilecek bir ücret. İşverenin verdiği ise, yıllık yüzde 22 idi. Daha önce ek protokoller yapmıştık hayat pahallılığından dolayı. Ek protokolde kazandığımız hakları da yevmiyelere yansıtmak istediler. Biz bunu kabul etmedik. Çünkü yansıtmaları demek haklarımızın gasbı anlamına geliyordu. Biz taban ücreti olarak 1200 lira istedik. İşçiler hala taşeron. Kadro hikayeleriyle işçileri kandırıyorlar sadece. Kent Yol’da biz vergi dilimine girmiyoruz ve bizdeki ücretler net. Altışar aylık dilimlerde de yüzde 50 istedik. Kıdemimiz 0.76 kuruştu, biz 3 lira olmasını istedik. Yemek parası 400 lira istedik, sosyal haklarımız var. Orada da taleplerimiz, işçilerin istedikleri doğrultusunda yüksek oldu. İşçiler geçen TİS’de çok hak gasbı yaşandığı için bunu telafi etmek istiyorlar. Onun için çok tartışmadan kabul ettim söylediklerini. İşçinin iradesini yansıtmak gerekiyor. İşveren taslağı görünce ürktü. Maliyet hesaplarını da yapınca çıkamadılar işin içinden. Gelinen son noktada işçileri toplayıp beraber karar vereceğiz. Onlar imzala derse imzalayacağız. Bizim taleplerimize yanaşmadı daha işveren.

Çok mu düşük kaldı belediyenin teklifi?

Çok geride kalmadı. Mesela Küçükçekmece’deki TİS’i duydum. 904 lira taban ücreti verilmiş, üstelik  vergi dilimi de var onlarda. Yani 780 liraya düşüyor. Biz böyle bir toplu sözleşme yapmayacağız. İşçilerimizin beklentilerini karşılayacak bir TİS yapmak istiyoruz. Şu an toplamda işçilerin aldığı ücretler 41 bin lirayı buldu. Ama biz onu kabul etmiyoruz. En azından çıplak ücretlerin asgari ücretin iki katı olmasını zorluyoruz. Şu anda 30 bin lira civarında. Zor geçiyor görüşmeler. Sodemsen taktiksel geliyor. Dertleri sosyal maddeleri konuşup ücretleri sona bırakmaktı. Kıdem’i konuşmak istediler. Kabul etmedik, ilk başta ücretleri konuşmak istedik, böyle olunca kıdem de kendiliğinden çözülecek ve asgari ücrette boğulmamış olacaktık. Sodemsen’in genel sekreterine “işçi de olsak ne yapmaya çalıştığınızın farkındayız” dedim. Ücretleri konuştuk. 964 lira ücret, 150 lira yemek ve kıdemi de 1 lira 10 kuruş teklif ettiler. Kabul etmedik ama kendi teklifimizi biraz esnettik. TİS’i kilitleyen biz olmayalım dedik. Onlara yeni bir teklifle gelmelerini söyledim. “Biz yeni bir teklif veremeyiz şu anda” dediler. Sodemsen sosyal demokratların işveren sendikası aynı zamanda. “Bu konuda teklif veremeyecekseniz, yetkiniz yoksa siz oturmayın” dedim. “En yetkili belediye başkanı ise, o gelsin, onun yanına gidiyorum” diyerek çıktım. Belediye başkanlığı katına sloganlarla geçtik. “İşçiyiz haklıyız kazanacağız”, “Ekmek yoksa barış da yok” sloganlarıyla odaya geldik, ama belediye başkanı “yok” dedirtti. Oturma eylemi yaptık ve “bize randevu versin, buradan çıkmayız” dedik. Görüşmek zorunda kaldı ve topu şimdiki belediye başkanı adayına attı. Adayı arıyorum cevap vermiyor. Geçen Cumartesi başkan adayını Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde (Şişli) yakaladım çıkışta. “Benimle alakası yok, ben adayım. Sorunu çözmeniz gereken Belediye Başkanı’dır” dedi. Şimdi önümüzdeki süreci bekliyoruz. Resmi oturum 10 Mart’ta bitiyor. Her TİS toplantısına girerken işçileri çağırıyorum belediyenin önüne, eylem yapıyoruz. Önümüzdeki sürece dair de planlarımız var. İşveren yeni bir teklifle gelmez ise uyuşmazlık tutulacak. Biz de eylem takvimini başlatacağız.

Bu süreçte işçilerin katılımı ve tepkileri nasıl?

Çok güzel ve coşkulu. En son yaptığımız eylemde işçiler üç koldan sloganlarla geldiler. Kitlesel bir eylem yaptık. TİS öncesi işçileri bilgilendirdik. Geçen TİS döneminde ben sürgün olarak Ayazağa’ya gönderilmiştim. Buraya gidip gelmek çok zordu ve yetişemiyordum. O süreçte sendika şubesini sözleşmeden kaynaklı epey protesto etmiştik. Bu sefer daha güçlüyüz çünkü şube bizde. Şubeyi mücadele ederek aldık işverenlerin elinden. Burada da hakkımızı alana kadar mücadele edeceğiz. Bu sonucu da işçilerle birlikte alacağız. Onların emeği üzerine söz söyleme hakkını kendimde görmüyorum. Sadece görüşlerimi bildiririm bir şube başkanı olarak.

Şişli CHP’nin belediyesi. Başkan dışında, CHP yönetiminden bir görüşme talebi oldu mu?

Olmadı. Biz belediye başkanını zorluyoruz. Önümüzdeki hafta daha da zorlayacağız. Biz burada yaklaşık 14 gündür 24 saat bekliyoruz. Her türlü eyleme hazırız. Daha önce maaşlarımızı alamadığımızda, çöpleri toplamadık iki gün. Valilik devreye girdi ve “halk sağlığı” bahanesiyle çöpleri toplattı. O grev, Türkiye’nin gündemine oturdu. Ama paramızı alamamıştık hala. O an aklıma açlık grevi gelmişti. Cezaevlerinden öğrendiğimiz bir eylem biçimiydi. Açlık grevinin 16. gününde maaşlarımızı yatırmak zorunda kalmışlardı. Öyle bir süreç getirecekse, üstümüze düşeni yapacağız. Belediyelerde grevi örgütlemek çok zor iş. Belediyeler siyasi olduğu için, işe alınanlar genelde belediye başkanlarının, bürokratlarının yakınları oluyor, partililerden oluşuyor ve eylemlere katılmakta çekince gösteriyor işçiler. Geçen DİSK Genel Kurulu’nda da sendikalar bu konuda eleştiriler yaptılar. O eleştirilere dostane bir cevap vermek isterdim.

Bir yandan belediye başkanı, ama bir yandan da patron. Bu durumu iyi anlatmak gerekmiyor mu?

Tabi. Hem patron, hem belediye başkanı ve alınan işçiler parti üyeleri, Meclis üyelerinin akrabaları… Yani onları örgütlemek, dışarıya çıkarmak, eyleme geçirmek çok zor. Ben bunu söylemekte sakınca görmüyorum. Belediye işçileri olarak “küçük burjuva karakterdeyiz” diyorum. Sınıfsal karakter kazanmaları için böyle eleştiriler yapıyorum. Fabrika işçisi gibi değil. Burada çöp toplamazsan, ikinci gün valilik ya da devletin diğer kurumları müdahale ediyor, çöpü topluyor. Bakın 14 gündür buradayız, evimize gitmiyoruz, araçta yatıyoruz. Biz siyasi bir partiye karşı mücadele ediyoruz.

DİSK, ya da diğer sendikalardan eyleme destek geliyor mu?

Yok öyle bir destek. Sadece Büyükşehir’deki bizim temsilci arkadaş geldi. Tabi belediyelerde dengeler çok hassas. Siyasi partiler bunu iyi kullanıyor ve aba altından sopa gösteriyor. Belediye-İş ile ilişkileri var. Fatma Girik’in bir zamanlar söylediği bir söz vardı ve işçiler geçenlerde onu gösterdiler. “Belediyelerde sendikacılık yapmak, Küba’da devrim yapmaktan daha zor” demiş. Böyle değil tabi, ama zor.

Bu sürecin 10 Mart’ta kadar işin olumlu ya da olumsuz sonuçlanması gerekiyor. TİS sürecinden sonra arabuluculuk süreci var. Grev süreci devreye girer. Önümüzdeki haftadan itibaren farklı tarzlara girebiliriz. İşçiyi de diri tutacak tarzları geliştireceğiz. Biz de süreci masada çözmek istiyoruz. Seçimden önce sözleşmeyi en iyi şekilde bitirmeye çalışıyoruz. Geçmişten öğrendiğimiz deneyimlerimiz var. Zaman zaman bedelleri ağır olsa da yapacağımız şeyler var.

Son olarak işçi sınıfının durumuyla ilgili bir şeyler söylemek ister misiniz?

İşçi sınıfı olarak genelde iyi bir yerde değiliz. İyi olsaydık, 22 yıldır AKP-MHP burada olmazdı. Yeni 15-16 Haziran’lar yaratamıyoruz. Sınıf mücadelesi ve sendikal mücadele bunun çok gerisinde. Sebeplerini bulmak ve çözmek lazım. Yeni bir sendikal mücadeleyi oturtmak lazım. İşçi sınıfı iyi bir noktada olsa, en azından daha demokratik bir ülkede yaşıyor olabilirdik. Kadın cinayetlerinin olmadığı, emeğin bu kadar sömürülmediği, insan haklarının bu kadar ayaklar altına alınmadığı, gazetecilerin, siyasilerin cezaevlerine atılmadığı bir ülkede yaşıyor olabilirdik. Bunun sebebi, işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür. Bunun için de hepimizin bir özeleştiri vermesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Bunlara da bakabilirsiniz

Emek Barış Demokrasi Güçleri, kayyum politikasına karşı eylem yaptı

İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanmasına karşı İstanbul-Beyoğlu’nda bulunan Şişhane Meydanı’nda …

İsviçre’de Filistin halkıyla dayanışma

İsviçre’nin Basel kentinde Filistin halkıyla dayanışma yürüyüşü düzenlendi. ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin de desteğini arkasına …

İEB direnen öğretmenleri ziyaret etti

İşçi Emekçi Birliği, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde “Eğitim Nöbeti” eylemini sürdüren Özel Sektör …