Duvarsız Üniversite: Öğrencilere kapalı, faşist ve cihatçı çetelere açık!

9 Şubat 2024 tarihinde açıklanan kararla İstanbul Üniversitesi’nin kapıları ziyarete açıldı. Atanmış rektör Osman Bülent Zülfikar, bu kararı şöyle açıkladı: “28 Şubatlardan kalan o kötü izlerin, karanlık günlerin ülkemize yakışmadığını düşünüyoruz. Ülke halkıyla, insanıyla bir bütündür. Bunu bize geçmişte, hatta en son 15 Temmuz’da da birçok kere göstermiştir. Üniversiteli ve üniversitesiz ayrımını doğru bulmadığınız için bu kapılar herkese açık.”

                  * * *

Osman Bülent Zülfikar, rektör olarak atanmasından önce ve sonra yaptıklarıyla bilinen bir isim. Kendisi, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğu dönemde Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığını yapmış. 2004 yılında da Bakanlar Kurulu kararı ile YÖK üyeliğine atanmış. İlerleyen dönemlerde, kendisi hakkında yazılan bir raporda; “kan hastalıklarının tedavisi için gereksiz yere yüksek bedelli kan ilaçları yazdığı, eczane ve ilaç şirketleri ile işbirliği yaparak kamuyu zarara uğrattığı, parasal konularda zaafiyeti olduğu” ifadeleri geçiyor.

İstanbul Üniversitesi’ne rektör olarak atanan biri için, bu geçmiş şaşırtıcı değil tabii. Rektör olarak atandıktan sonra da çizgisini bozmadı. Kardeşini başdanışmanı olarak atadı, kendisine ve ailesine istediği oda verilmediği için, İstanbul Üniversitesi resmi internet sayfasından bir şikayet mektubu yayınladı. Devletten en çok ödeneği alan okulun rektörü olarak, işlevsiz kalan yemekhane ve kütüphane için hiçbir şey yapmadı. Ve son olarak “duvarsız üniversite” kararı ile tekrar gündeme geldi.

                             * * *

Atanmış rektör, onu atayanlar ve yandaşları; “duvarsız üniversite” uygulamasının dünyanın gündeminde olduğunu, halktan kopuk bir üniversite gençliği istemediklerini, bilimin herkes için olması gerektiğini söylüyorlar. Öğrencilerine fakülteler arası geçiş yasağı koyan bir üniversite yönetimi, eğitimi, bilimi, öğrencileriyle halkı birlik haline getirmeyi asla umursamaz. Fikirlerinin ve zikirlerinin farklı olduğunu biliyoruz.

İstanbul Üniversitesi uzun yıllardır devrimci gençliğin güçlü olduğu okullardan biriydi. Denizlerin okuluydu, baskın olan her zaman devrimci fikirler ve örgütlenmelerdi. Ancak Gezi’den sonra bu durum değişmeye başladı. Okula bir polis odası kuruldu, cihatçı ve faşist çeteler okulda cirit atmaya başladı ve devrimci öğrencilere pusu kurup saldırıya geçtiler. Gezi Direnişi’ni bir kez daha yaşamak istemeyen AKP, İstanbul Üniversitesi’ni ve devrimci gençliğin güçlü olduğu bütün üniversiteleri abluka altına aldı. Boğaziçi Üniversitesi’ne “kayyum rektör” atanması, buna karşı çıkan öğretim üyelerinin görevden alınması, öğrencilerin tutuklaması vb. bu saldırı zincirinin halkalarıdır.

Günümüze uzanan süreçte öğrenciler fişlendi, okuldan uzaklaştırıldı, cihatçı ve faşist çeteler polisle birlikte okula sokularak devrimci öğrencilere saldırdı. Tekbir seslerine satırlar, palalar, sopalar eşlik etti.

                            * * *

“Duvarsız Üniversite” modeli ile amaçlanan; öncelikli olarak üniversite gençliğinin devrimci fikirlere ve örgütlenmeye açık olan yönünü bastırmak, dinci-gerici örgütlenmenin önünü daha fazla açmaktır. Zaten yaşanan da budur. Tarikatlar, onyıllardır sınav sorularını çalarak, ODTÜ, Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi gibi devrimci geleneğe sahip okullarda dinci öğrencilerin sayısını artırmaya çalışıyorlar. Belli ki buna rağmen içerideki tarikat örgütlenmesi yetmiyor, devrimci öğrenciler üzerinde baskı kurmak için dışarıdan daha fazla insan getirmeye ihtiyaç duyuyorlar. Artık devrimci öğrenciler, okulun içinde bile tarikatçı güruhların, Suriyeli-Afgan çetelerin kuşatmasını yaşayacaklar. Öğrencilerin okul içi faaliyetleri, sadece okuldaki dinci öğrencilerin değil, dışarıdan gelen tarikatçıların müdahalesine maruz kalacak.

Bu karar aynı zamanda ciddi bir güvenlik sorunu da oluşturuyor. Kampüs içinde özgür bir ortamda, normal bir kıyafetle gezen, oturan kadın ve erkek öğrenciler, bahçeye yığılmış gerici kitlenin “mahalle baskısı”, tacizi, sözlü-sözsüz müdahalesi ile kuşatılacaktır. Yanısıra, ders verilen bir amfiye serbestçe girip selfi çeken gruplar, dersi anlatan hocaya da müdahale etme, dersin içeriğine karışma hakkını elde etmektedir. Binanın içinde ders verilirken, binanın dışında, bahçede onlarca kişinin piknik yapıp top oynamasının, gürültü ile dersi bozmasının önünde bir engel kalmamıştır.

Bir diğer amaç da, İstanbul Üniversitesi’nden başlayarak tarihi okulları ticaret merkezi, rant merkezi haline getirmektir. Kamuya ait olması gereken eğitim ve bilim alanını özelleştirmek, turistik bir cazibe merkezi yapmaktır.

Kaldı ki üniversiteyi halkla buluşturmak, üniversite kampüsünü ziyarete açmak gibi sadece mekana dair bir yöntemle yapılabilecek bir şey değildir; AKP’nin de böyle bir amacı olmadığı-olmayacağı açıktır.

                        * * *

Ara tatil döneminde apar-topar, yangından mal kaçırır gibi açıklanan bu karara öğrencilerin cevabı, tarihi kapının önünde eylem yapmak oldu. Bütün üniversite öğrencilerini düşündüğümüzde, eylem öncelikli olarak güvenlik kaygısıyla yapıldı; ancak bununla kalmadı. Güvenlik kaygısıyla başlayan eylem, öğrenci meclisleri kurulması ve özerk-demokratik üniversite talebiyle birleşti. Devletin eyleme ve öğrencilerin taleplerine cevabı ise, yine polis şiddeti oldu. Bir öğrenci yaralandı, hastaneye kaldırıldı, birçok öğrenciye şiddet uygulandı.

İlk aşamada güvenlik kaygısı olmak üzere; özerk-demokratik üniversite için de, öğrenci hareketinin halkla bütünleşmesi ve bilimin halka açılması için de, esas olan örgütlü mücadelemizdir. Devletin faşist ve cihatçı çetelerini püskürtecek, devrim ve sosyalizm mücadelesini güçlendirecek ve güzel günleri yaratacak en önemli unsur, örgütlü mücadelemizdir.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …