Zor günlerin adamı: Aslan Tel (1958-24 Mart 1983)

Öğrencilik yıllarında mücadeleye atıldı Aslan Tel. Bir anti-faşist olarak başladığı mücadelesi, zamanla proleter devrimci bir niteliğe sıçrayacak ve onu Sefaköy’de direniş abidesi haline getirecekti…

Kastamonu’ya bağlı Tosya ilçesinde doğmuştu Aslan Tel. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak hem okudu hem çalıştı. Önce Halkın Kurtuluşu saflarında yer aldı. 1977’de “devrimci muhalefet” oluşunca, onlarla birlikte hareket etti. İhtilalci komünist hareketin kuruluşundan itibaren içinde yeralan kadrolardan biri oldu.

Ne var ki, hain Adil Özbek’in çirkin oyunlarından dolayı örgütüyle bir süre bağları koptu. O dönem askere gitmek zorunda kaldı. Ama devrim tutkusu bu ayrılığa son verecek kadar güçlüydü. Askerden, silahını alarak kaçtı; devrimin, örgütün saflarına koştu yeniden…

12 Eylül’ün zorlu günleriydi. Birçok kişinin yurtdışına kaçtığı, mücadeleyi terkettiği dönemde, Aslan yoldaşlarıyla birlikte bu karanlık dönemi aşmak için tüm gücüyle savaşıyordu.

Ağırbaşlılığı ve dürüsütlüğü ile akrabaları arasında da çok sevilen biriydi. Bu özelikleri, örgütçü yönünü daha da kuvvetlendiriyor, kitlelerle kurduğu bağı güçlendiriyordu. Saflara kazandırdığı kişiler, onun dostluğu ve sevgisiyle ilk bağları kurmuştu. Bu öyle güçlü bir bağdı ki, onu tanıyanlar bir daha asla unutamadı. O da çok sevdiği emekçi halkına, işçi sınıfına gönülden bağlıydı. Tüm potansiyellerini onların hizmetine sunmuştu.

Sefaköy Direnişi’nden önce Kartal-Gülsuyu bölgesinde faaliyet yürütüyordu. Hem semt halkıyla hem de fabrika işçileriyle ilgileniyordu. İşçilerin sendikalaşma mücadelesine, direnişlerine önderlik ediyordu.

Örgütçü özelliklerinin yanı sıra askeri işlere de yatkındı ve oldukça istekliydi. “Devrim gerillası” olmayı hedefine koymuştu. Ve Sefaköy’de unutulmaz bir direniş destanı yazarak tarihe adını kazıdı.

O akşam bir askeri eylem hazırlığı için toplandılar. Planlarını yaptıktan sonra uykuya dalmak üzereydiler ki, kapı çalındı. Başka bir örgüte yapılan operasyonda, kaldıkları evin akrabası olan biri de yakalanmış, bu adresi vermişti. Kötü bir tesadüftü yaşanan. Ama içerdekilerin bundan haberi yoktu.

Polis çemberini yararak kurtulan İsmail Cüneyt, daha sonra yaşananları yoldaşlarına anlattı. O anlatımdan edinilen bilgiler şöyleydi:

Polisler, evi gösteren kişiyle birlikte gelmiş ve kapıyı ona çaldırmış olmalılar ki, Aslan onu tanıyıp kapıyı açmıştı. Kapıyı açtığı an, arkasından polisler dalınca, Aslan gövdesini polislere barikat yaptı. Onlarla boğuştuğu sırada yaralandı. Seslere uyanan İsmail Cüneyt kapıya yöneldi, polisleri gördüğü an silahını ateşledi. Ardından içerdeki yoldaşlar gelince, polisler kaçmaya başladı. Fakat bir tanesi Aslan’a arkadan yapışmış bırakmıyordu. Aslan da yaralı olduğundan onu üzerinden atmayı başaramıyordu. Yoldaşları Aslan’ı vurmamak için polise ateş etmediler, silahını ve Aslan’ı bırakmasını istediler. Ama panik haldeki polis ne söylenenleri duyuyordu, ne de Aslan’ı bırakıyordu. Aslan son gayretle üstünden onu atmayı başarınca, polis ateş açtı ve Aslan orada şehit düştü. Yoldaşları da Aslan’ı vuran polisi öldürdüler. Bu sırada Mehmet Ali kapıdan dışarı fırlayarak diğer polislerin arkasından koşmuştu. Amacı içerdeki yoldaşlarının kaçmasını sağlamaktı. İsmail Cüneyt evin içinde Mehmet Ali’yi göremeyince, balkondan çıktığını düşündü. Bir baskın sırasında balkondan çekilmeyi daha önceden belirlemişlerdi; o da balkondan çıkıp buluşma yerine doğru yürüdü. Ama Mehmet Ali’yi göremedi. O sırada silah sesleri yeniden duyuldu. Dönüp o tarafa koştu, bir tarama sesinin ardından silahlar sustu. Mehmet Ali’nin orada şehit düştüğünü anladı. Mehmet Ali, çatışarak üç işkenceciyi öldürmüştü.

Bu olaydan sonra daha sıkı aranmaya başlanan İsmail Cüneyt, 21 Aralık 1983’te İstanbul’da yakalandı. Sefaköy’ün hıncını almak isteyen polisler, onu Gayrette’de kurşuna dizdiler. Ama Sefaköy direnişini unutturamadılar…       

Çünkü Sefaköy, 12 Eylül’ün tam bir hakimiyet kurduğu dönemde, direnişin bitmediğini onlara gösterdi. Yaprağın dahi kıpırdamadığı o günlerde bir avuç komünist “dövüşenler de var bu havalarda” demişti. Sefaköy direnişi, faşist cuntaya karşı ihtilalci komünistlerin mücadeleyi kesintisiz biçimde sürdürdüğünün ve sürdüreceğinin göstergesi oldu. Aslan Tel, Mehmet Ali ve İsmail Cüneyt, ölümleri pahasına bu gerçeği faşist cuntaya gösterdi bir kez daha… Onları saygıyla anıyoruz…

 

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …