Hak verilmez alınır ZAFER SOKAKTA KAZANILIR!

Türkiye, bir seçimi daha geride bıraktı. AKP’li yıllar seçimlerle geçti. Seçimlerin tek başına demokrasiyi geliştirmediği, aksine diktatörlüğü pekiştirici bir rol oynadığı en net bu dönemde görüldü. Bütün diktatörler gibi Erdoğan da kendi yönetimini seçimlerle meşrulaştırmaya çalıştı. Her tür hile, entrika, manipülasyonla seçimleri kazandı. Elbette bunun da bir sonu gelecekti.

2024 yerel seçimleri, bu “son”un başlangıcıdır. AKP, yıllar sonra ilk kez “ikinci parti” durumuna düşmüştür. Demek ki, seçim hilelerinin bile kurtaramayacağı bir noktaya gelindi. Çünkü bu seçimde de asker ve polisten “bindirilmiş kıta”larla oy kullandırma devam etti. Kürt illerinde açığa çıkan bu durum, protestolara ve bir kişinin ölümüne yol açtı. Yani son yerel seçimler de güllük-gülistanlık, hilesiz-hurdasız geçmedi. Ama artık deniz kurumuştu!..

Bu seçim sonuçlarının farklı çıkmasının birinci nedeni, halkın seçim yorgunu olması, seçimlere güveninin kalmamasıdır. Son 20 yılın en düşük katılımlı seçimini yaşadık. Keza geçersiz oy kullanımı oldukça yüksekti. Seçimle bir şeyin değişmediğini gören kitlelerin sandığa küsmesi, düzen için en büyük tehdittir. Çünkü bu, düzen-dışı arayışları güçlendirir.

Diğer yandan düzenin sadece iktidara değil muhalefete de ihtiyacı vardır. Son yıllarda kitlelerin tepkisi, AKP’den daha çok CHP ve muhalif partilere yöneldi. Mayıs seçimlerinden sonra bu tepki had safhaya çıktı. CHP’deki yönetim değişikliği, bunu giderme çabasıydı. Fakat CHP bir seçim yenilgisi daha yaşasaydı, bu çabalar kar etmeyecekti.

AKP’nin yıllardır işbaşında kalmasında, muhalif partilerin rolü büyüktür. “Anayasaya aykırı” dedikleri her şeye boyun eğdiler, seçim hileleri dahil yasa-dışı tüm uygulamaları sineye çektiler; daha önemlisi halkın tepkilerini sürekli bastırdılar. Gezi Direnişi’nden bu yana kitle tabanı eriyen AKP’ye koltuk değnekliği yaptılar, suç ortağı oldular. Her seçim sahte umutlar yayarak kitleleri oyaladılar. Beklenti ve umut arttıkça, hayal kırıklığının düzeyi arttı. Ve Mayıs seçimleri bardağı taşırdı…

* * *

Yerel seçimlerin farklı çıkması, yoksulluk-açlık pençesinde kıvranan halkın patlamasını durdurma çabasıdır aynı zamanda. Seçimden sonra krizin daha da derinleşeceği biliniyor. IMF’li ya da IMF’siz yeni “kemer sıkma” politikalarıyla vergiler artacak, hayat pahalılığı yükselecek, işsizlik büyüyecek… Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan bu sistem tüm pervasızlığı ile sürecek…

Türkiye, servet dağılımı adaletsizliğinde Avrupa’da birinci sırada. 2023 rakamlarına göre, en zengin yüzde 1’lik kesim, ülkedeki toplam servetin yüzde 40’ını alıyor. Fabrikalarda, tarlalarda bu serveti yaratanlar açlıktan kıvranırken, küçük bir azınlık semirdikçe semiriyor. Üstelik devlet tarafından çeşitli teşvik ve muafiyetlerle vergi bile ödemiyorlar. Geçen yılın bütçe açığı 278 milyar iken, patronlardan 336 milyarlık vergi alınmadı.

Ama işçiye zam sözkonusu olduğunda “bütçede para yok” dendi. Emekliler “dipsiz kuyu”ya benzetildi. Okul sıralarında açlıktan bayılan çocuklara bile “bir öğün yemek” çok görüldü. Oysa sadece patronlardan alınmayan 336 milyar hazineye girseydi, bütçe açık vermeyecek, 58 milyar fazlası çıkacaktı!

Hazine’nin nasıl boşaltıldığı, paraların nerelere harcandığı ortada! Arabaların geçmediği köprülere, uçakların inmediği havaalanlarına milyon dolarlar akıtılıyor. Cumhurbaşkanı Sarayı için yüzde 52 oranında bütçeden ek ödenek alındı, günlük masrafı 15 milyonun üzerine çıktı!..

İşçinin, memurun daha eline geçmeden kesilen paralarla dolan hazine, patronlara ve yardakçılarına akıtılıyor. AKP’den Ankara belediye başkan adayı olan Turgut Altıok’un önce “Allah’ın” dediği mal varlığı, bir şehir büyüklüğünde arsa ve ev olarak karşımıza çıktı. Banka hesaplarını, ziynet eşyalarını sakladığı halde…

Marks’ın dediği gibi “bir yanda sefalet, diğer yanda servet büyüyor.” Bizlerin sefaleti arttıkça, onların servetleri katlanıyor…

* * *

Son seçimlerde CHP’nin kazanması kimseyi gevşetmesin! Kapitalist sistem varolduğu sürece, bu devasa eşitsizlik sürecek. Sadece ekonomik değil, siyasi baskılar da artarak devam edecek…

Seçimlerin ertesi günü kayyum saldırısı ile perde açıldı. Van Belediyesi’ni kazanan DEM Parti’nin adayına mazbatası verilmedi, onun yarısı kadar oy alan AKP’li aday belediye başkanı yapıldı. Geçen seçimlerde olduğu gibi “hukuk” eliyle kumpas kuruldu ve ilk vuruş yapıldı. Buna tepki gösteren kitlelerin üzerine de saldırıya geçtiler; gözaltılar tutuklamalar başladı.

Yerel seçimler öncesi sıkça kayyuma karşı mücadelenin başa yazılması gerektiğini söylemiştik. Bu sorunu görmezden gelmek veya “diyalog” yoluyla çözmeye kalkmak olacak iş değildi. Nitekim daha ilk günden saldırıya geçtiler. Halkın seçim sevincini polis gazına boğdular. Van’daki kayyum saldırısı püskürtülemezse, arkası gelecektir. İlk andaki tepkiler olumludur. Bunu sürekli kılmak ve kayyuma geçit vermemek gerekir.

Yine seçimin hemen ardından İstanbul-Beşiktaş’ta meydana gelen yangında, binada tadilat yapan 29 işçi can verdi. Erzincan-İliç’ten sonra İstanbul’da bir işçi katliamı daha yaşandı.

Önümüz 1 Mayıs!

İşçi ve emekçilerin, ezilen halkların tepkilerini ortaya koyacağı gün… İşçi katliamlarının, açlığın, sefaletin, kayyumun hesabını sormak için sokaklara çıkma, öfkeyi haykırma günü…

DİSK başta olmak üzere birçok sendika ve kitle örgütü, bu yıl 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını duyurdular. Ancak DİSK’in bu 1 Mayıs’ta iyice açığa çıkan benmerkezci tutumu, diğer konfederasyonları ve devrimci kurumları dikkate almadan kendi başına politika belirlemesi, önemli bir kırılma noktasıdır. 1 Mayıs’ın devrimci özünden, sınıfın birlik ve dayanışmasından uzaklaştıklarının göstergesidir.

Taksim 1 Mayıs alanıdır! Bu alan işçilerin kanı pahasına “1 Mayıs alanı” oldu. İşçi ve emekçilerin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamaları için AİHM veya AYM kararına ihtiyacı yoktur. İşçi sınıfı daha önce olduğu gibi fiili eylemleriyle önünü açmalı, zaferin sandıkta değil sokakta kazanıldığını göstermelidir.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …