Erdoğan’ın Irak ziyareti ve yeni arayışlar

Nisan ayının ikinci yarısı Türkiye için çok yönlü diplomatik ziyaretlere sahne oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 yıl aradan sonra Irak’ı ziyaret etti. Erdoğan Irak’tayken, Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier Türkiye’ye geldi. Ardından Erdoğan’ın çok konuşulan ABD ziyaretinin iptal olduğu açıklandı.

Aralık 2023’ten bu yana Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın, ABD’ye sayısız ziyaret gerçekleştirerek Erdoğan’ın 9 Mayıs’ta ABD’ye yapacağı ziyaretin çerçevesini hazırlamaya çalışmıştı. Ancak 20 Nisan’da Hamas lideri Haniye’nin Türkiye’ye gelmesi başta olmak üzere son gelişmeler, ABD’nin bu ziyareti iptal etmesine neden oldu.   

Görünen o ki, 31 Mart seçimlerinde oy ve prestij kaybeden Erdoğan, ülke içinde azalan gücünü tazelemek için, ülke dışındaki arayışlarını artırmaya çalışıyor.

 

Irak’ta ekonomik anlaşmalar

Erdoğan son Irak ziyaretini, başbakan olduğu dönemde 2012’de gerçekleştirmişti. Suriye savaşının hız kazanmasının ardından, bir daha bu ülkeye gidemedi. 22 Nisan’da gerçekleşen ziyarette Erdoğan, Irak’ta Başbakan Sudani’nin yanısıra, Erbil’de IKBY (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi) Başkanı Neçirvan Barzani ve IKBY Başbakanı Mesrur Barzani ile de görüştü.

Erdoğan heyetinin Irak hükümeti ile 26 başlıkta, güvenlik, ekonomi, enerji alanlarında anlaşma imzalandığı duyuruldu. Bu türden ziyaretlerde imzalanan anlaşmaların önemli bir kısmının göstermelik olduğunu unutmamak gerekir. Anlaşmaların bir kısmı da niyet ifadesidir; ancak sonrasında uluslararası ilişkilerdeki değişmeler, dengelerin bozulması sözkonusu olduğu için yürürlüğe giremez. Yine de imzalanan anlaşmalar önemlidir ve iki ülkenin yönelimlerini ortaya koymaktadır.

Su kaynaklarının kullanımının düzenlenmesi bu anlaşmaların en önemlilerinden biriydi. Türkiye’de hükümetler, bu coğrafyada doğup Irak topraklarından Basra Körfezi’ne dökülen Dicle ile Fırat’ın suyunu, siyasi ve ekonomik baskı amacıyla kısıtlayabiliyor. Ziyaret sırasında Irak yönetimi bu konudaki rahatsızlığını ifade etti. Çünkü Dicle ve Fırat’ın suları, Irak’ın kullandığı suyun yüzde 70’ini oluşturuyor. Bu su azaltıldığında Irak’taki tarım da azalıyor; kuraklık, gıda krizi, “çiftçi göçü” gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Dünya Bankası verilerine göre, Irak’ın 1995 tarihli GSMH’sinde tarım gelirleri yüzde 20 iken, 2022’de yüzde 2’lere kadar gerilemişti.

Bir başka önemli anlaşma, Basra kentinde yeni inşa edilen ve 2025’te tamamlanacak olan, Ortadoğu’nun en büyük limanı olarak planlanan Fav Limanı’nı, Türkiye demiryolu ağına bağlayacak 1200 km.lik tren yolu, ulaştırma ve tedarik zincirini kapsayan “Kalkınma Yolu Projesi” oldu. 15 istasyonu olan bu tren hattı, Basra Körfezi’ni Avrupa’ya bağlamayı hedefliyor. Bugün Hint Okyanusu’nu Akdeniz’e bağlayan en önemli ticari koridor, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden geçiyor. Ancak Kızıldeniz kıyısında bulunan ülkelerin hemen hepsinde savaş, iç savaş ya da siyasi istikrarsızlıklar sözkonusu; ayrıca Süveyş Kanalı’ndan geçişin ücreti çok yüksek. Bu nedenle Basra-Türkiye Kalkınma Yolu Projesi, Süveyş Kanalı’na bir alternatif olarak düşünülüyor. Üstelik Kızıldeniz’den yaklaşık 35 günde yapılan nakliyenin, 25 güne inmesi planlanıyor.

Bu projenin arkasında hangi emperyalistin bulunduğu da ayrı bir tartışma konusu. Çin’in “Kuşak ve Yol Projesi” asıl olarak İran-Irak-Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlanmayı amaçlıyor. ABD’nin Çin’e karşı hazırladığı alternatif “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru” (IMEC), Hindistan’dan BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden Akdeniz’e ve Avrupa’ya ulaşmayı hedefliyor. Irak-Türkiye demiryolu bağlantılı bu “Kalkınma Yolu Projesi”nin Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne alternatif olarak 3. bir hat olduğunu ileri sürenler var. Fakat Çin’in Türkiye’yi de Kuşak ve Yol’a katmak istediği, İstanbul Boğazı’nın altından geçen Marmaray ile kuzeyinden geçen 3. Köprü’nün Çin desteğiyle ve bu amaçla yapıldığı biliniyor. Keza Çin İstanbul-Ambarlı Limanı’nı Avrupa yolunda önemli bir durak olarak kullanıyor. Türkiye’nin Irak üzerinden ikinci bir güzergahla bu ticaret yoluna dahil edilmesi ihtimali daha yüksek görünüyor.

Emperyalizmin ekonomik gücü, ticaret yolları üzerinden kendisini inşa ediyor. Geçmişte ABD Marshall Planı ve Truman Doktrini ile, ekonomik ve ticari ağlarla ülkeleri kendi sömürü sistemine dahil etmişti. Şimdi Çin, Kuşak ve Yol Projesi’yle dünyanın dört bir yanına deniz, kara ve demiryolları inşa ediyor ve bu yolların geçtiği ülkeleri kendi sömürü alanı yapmaya çalışıyor. Bu yanıyla Irak-Türkiye Kalkınma Yolu Projesi, göründüğünden daha büyük hedefleri ifade ediyor.

 

PKK üzerindeki baskı artıyor

Erdoğan’ın Irak ziyaretinde önemli gündemlerinden biri de PKK konusuydu. PKK’nin tartışılmasının bir nedeni bu Kalkınma Yolu Projesi. Çünkü planlanan demiryolu, Basra-Bağdat-Musul-Sincar hattından ilerliyor. Ve PKK’nin güçlü olduğu bir alanda, bu ticaret yolu üzerinde tam hakimiyet kuramayacaklarını da biliyorlar. Bu nedenle Erdoğan, bir yanıyla PKK’yi etkisizleştirme konusunda Irak hükümeti ile birlikte hareket etmek istiyor. Diğer yandan, tam Irak’ın Suriye sınırında bulunan Kürt kentlerinin ortasına dalmış bir hançer gibi ilerleyen demiryolunun güvenliğini gerekçe göstererek, bu bölgede kontrol kurmak; Suriye-Irak Kürtlerinin bağlantısını koparmak istiyor. Aslında tıpkı Suriye’de yaptığı gibi “30 km.lik güvenli alan şeridi” oluşturmaya çalışıyor; bunu başaramadığı için, şimdilik demiryolu çevresinde hakimiyet kurmak niyetinde.

Irak yönetimi, Mart ayında yapılan Türkiye-Irak 2. Güvenlik zirvesi sonrasında ilk defa, PKK’yi “yasaklı örgüt” olarak ilan ettiğini duyurdu. Türkiye’nin istediği, PKK’nin “terör örgütü” ilan edilmesiydi; ancak Irak bunu kabul etmedi. Yanısıra PKK’ye Irak’ta BM denetiminde “mülteci” statüsünün verilmesi, siyasi faaliyet ve silah taşıma yasağı konması gibi planlar da ifade ediliyor. Bunun nasıl yapılacağı, PKK ile çatışmadan nasıl hayata geçirileceği konusu henüz net değil. ABD’nin de PKK için bu plana onay verdiği söyleniyor.

Irak yönetimi, Sincar, Kerkük ve Süleymaniye’de giderek güçlenmekte olan PKK’nin etkisini zayıflatmak ve kontrol altına almak istiyor elbette. Fakat Türkiye’nin Irak topraklarında PKK’ye düzenlediği-gelecekte düzenlemek istediği operasyonlardan da rahatsız. Bu nedenle diplomatik görüşmelerde bir “ortak harekat merkezi” kurmayı kabul etmekle birlikte “Irak topraklarından başka bir ülkeye saldırı düzenlenmesine izin vermeyiz” diyor. Böylece PKK’yi kendisinin kontrol edeceğini, Türkiye’nin Irak topraklarına karışmaması gerektiğini vurgulamış oluyor.

Sonuçta önümüzdeki dönemde PKK üzerindeki kontrolün artacağı görülüyor. Tam da Erdoğan Irak’ta bu görüşmeleri yaparken, Belçika ve Fransa’da Kürt medyasına dönük baskınlar düzenlenmesi (aynı gün Türkiye’de de Kürt gazeteciler gözaltına alındı), Avrupa emperyalistlerinin de buna destek verdiğini gösteriyor.

Erdoğan Bağdat’ta bu görüşmeleri yaptıktan sonra Erbil’e geçti. Bu, Türkiye’nin IKYB’ye cumhurbaşkanı düzeyinde ilk ziyareti oldu. Ziyaret bölgelerinin Türk bayraklarıyla donatılması, işbirlikçi Kürt yöneticilerinin ne kadar mutlu olduğunun ifadesiydi. Bu ziyaretin bir amacı, Kürt bölgesinde PKK’nin faaliyetlerini sınırlama konusunda anlaşma sağlamaktı. Ve çeşitli çevrelerde, “önce bazı askeri operasyonlar yapılsa bile, ardından çözüm süreci başlayabilir” beklentisi oluşturdu. Ancak yakın vadede böyle bir girişim görünmüyor.

Erdoğan’ın Erbil’deki diğer hedefi ise, petrol akışını yeniden başlatmaktı. IKBY, Irak hükümetinin kontrolü ve onayı dışında Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’ndan Türkiye’ye sürekli petrol akışı sağlıyordu. Irak yönetimi ise iki ülke arasındaki anlaşmanın ihlali gerekçesiyle 2014 yılında tahkim davası açmış; 2023 yılında davayı kazanmıştı; bu nedenle IKBY’den Türkiye’ye petrol akışı durmuştu. Irak ayrıca Türkiye’den 1.4 milyar dolarlık tazminat talep etmişti. Bağdat yönetimi ile IKBY arasındaki sorunlar devam ettiği için, Erdoğan yine bir gedik açma, petrol sevkiyatını başlatma çabasına girişti; ancak somut-yasal bir anlaşma sağlayamadı.

 

İsrail mi Hamas mı?

Erdoğan hem İsrail ile ilişkileri sürdürmek, hem de Hamas’a sahip çıkmak isterken, iki tarafın da tepkisini çekiyor.

Erdoğan’ın Irak ziyaretinin hemen öncesinde, 20 Nisan günü İstanbul’da Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye ile görüşme yaptı. Görüşme sonrasında “Kuvayi Milliye neyse Hamas odur!” diyerek Hamas’a büyük bir destek verdi. İsrail’den ise “Erdoğan utanmalı” tepkisi yükseldi.

Erdoğan’ın hem İsrail ile ilişkileri sürdürmesi, hem de Hamas’a destek vermesi çelişkili gibi görünüyor. Oysa değil. Erdoğan, ABD’nin de onayı ve yönlendirmesi altında Hamas ile ilişki kuruyor. Mesela Hamas’ın üslenmiş olduğu Katar’dan çıkartılıp, Türkiye’ye taşınması gündemde. Radikal İslamcı örgütlerin yatağına dönüşmüş olan Türkiye’nin, Hamas’ı da barındırması isteniyor. Bu, İran ile ilişkisi güçlü olan Hamas’ın İran’dan kopartılması için bulunan bir çözüm aslında; ve ABD bunu istiyor. Keza Hamas’ın “ehlileştirilmesi” ve İsrail ile uzlaşması için de Erdoğan’ı görevlendiriyor ABD.

Ancak bu çok hassas bir görev. Erdoğan Hamas desteğinde fazla ileri gittiğinde, “Kuvayi Milliye” gibi çok coşkulu sözler söylediğinde, Türkiye’deki dinci kitlenin baskısıyla Filistin’e destek mitinglerini yaygınlaştırdığında, bu defa da İsrail’in ve ABD’nin tepkisini çekiyor.

Tam da bu nedenle Haniye görüşmesinin ardından yapılan sert açıklamalar, ABD’nin kurmaya çalıştığı dengeyi İsrail aleyhine bozduğu için, Erdoğan’ın ABD ziyareti iptal edildi.

Şimdi Erdoğan, İsrail ile askeri ilişkileri, ticareti durdurmadığı için içeride büyük bir baskı altında. Bazı ihracat kalemlerini durdurduklarını açıklaması, bugüne dek inkar ettikleri İsrail ile ticari ilişkilerin 7 Ekim sonrasında da sürdüğünün itirafıydı aslında. Fakat “bazı kalemler” denmesi, halen ciddi bir ticari faaliyetin sürdürüldüğünü de gösteriyor. Dolayısıyla Filistin’i destekleyen kitlelerin baskısıyla atılan bu geri adım kitleleri tatmin etmekten uzaktı. Öte yandan İsrail ve ABD, Gazze’deki savaş nedeniyle tüm dünyanın tepkisini çekiyor ve Erdoğan’ın açık desteğini görmek istiyorlar. Erdoğan, içeride halkın dışarıda ABD ve İsrail’in kıskacına sıkışmış vaziyette. Bu çelişki kolay sonuçlanacakmış gibi görünmüyor.

* * *

Sonuç olarak Erdoğan, seçim yenilgisini unutturmak için dikkatleri dış ilişkilere çekmeye çalışıyor. Irak ziyareti ile PKK’yi yeniden hedefe çakmak, petrol akışını sağlayarak ekonomik açıdan rahatlamak, Kalkınma Yolu Projesi ile Türkiyeli şirketlere kaynak yaratmak istiyor. Yanısıra Hamas’a sahip çıkarak iç kamuoyundaki desteğini artırırken, İsrail ve ABD ile de ilişkilerini bozmamaya uğraşıyor. Bu arada Türkiye’ye gelen Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, mültecilerin Türkiye’de kalmasını garanti altına almaya çabalıyor. Dünya Bankası da Türkiye’ye kredi verme şartı olarak, 50 milyarlık kredinin yarısının mültecileri istihdam etmesi için kullanılmasını koydu.

Ekonomik kriz içine kıvranan Türkiye, bir yandan uluslararası finans kurumlarından para dilenirken, bir yandan da başta komşu ülkeler olmak üzere bozulan siyasi ilişkileri düzelterek kendine alan açmaya çalışıyor. Kitle desteği giderek eriyen Erdoğan yönetimi, bir kez daha savaşı körükleyerek şoven duyguları kabartarak siyasal ömrünü uzatma çabasında. Fakat son ziyaretlerde görüldüğü gibi, bunu başarma şansı da artık daha zayıf. Değişen iç ve dış faktörler, Erdoğan yönetimi için çanların çaldığını gösteriyor.

Bunlara da bakabilirsiniz

2024 1 Mayısı’na dair değerlendirmeler üzerine

1 Mayıs’ın üzerinden günler geçmesine rağmen tartışmalar, değerlendirmeler devam ediyor. Bu bile, 2024 1 Mayısı’nın …

“Tasarruf” değil hak gaspı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 13 Mayıs günü “Kamuda tasarruf ve verimlilik” adını verdiği …

Kobane Davası’nın gösterdikleri

  HDP’li 108 siyasetçinin (18’i tutuklu) yargılandığı Kobane Davası’nda, 16 Mayıs günü karar açıklandı. Ankara …