“Tasarruf” değil hak gaspı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 13 Mayıs günü “Kamuda tasarruf ve verimlilik” adını verdiği paketi açıkladı. Paket, ekonomik krize ve enflasyona “çözüm” olarak lanse edildi. Gerçekte ise, Erdoğan yönetimi “bir taşla iki kuş vurmayı” hedeflemektedir. Bir taraftan son dönemde kitlelerin önünde sıkça teşhir olan AKP’lilerin şatafatlı ve lüks yaşantısına duyulan tepkiyi azaltmak, diğer taraftan krizin faturasını emekçilerin üzerine yıkmak… Bu saldırı paketinin amacı budur ve kitlelerin yaşantısını daha fazla zorlaştırmaktan başka bir sonuç yaratmayacaktır.

 

Paket neyi içeriyor

Şimşek, kamudaki bütün harcamalarda tasarrufa gidileceğini, kırtasiyeden yakıta kadar bütün kalemlerin ele alınacağını söyleyerek, “kapsamlı bir paket” hazırladıklarını duyurdu. Ve alınan kararları şöyle açıkladı:

Kamuda 3 yıl süreyle yeni araç satın alınmayacak ve kiralama yapılmayacak; kanunla izin verilenler hariç araç kullanımı yasaklanacak; ihtiyaç fazlası ve ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtlar tasfiye edilecek; savunma ve güvenlik hariç, kamuda personel servisleri kaldırılacak; deprem riski hariç yeni hizmet binası alımı-yapımı-kiralanması 3 yıl süreyle durdurulacak; doğal afet ve güvenlik hariç yeni lojman ve sosyal tesis alımı-yapımı-kiralanması süresiz olarak yasaklanacak; savunma ve güvenlik hariç, mevcut sosyal tesisler ekonomiye kazandırılacak; lojman kiraları ve sosyal tesis ücretleri rayiç bedele güncellenecek; kamuda emekli olanlar hariç yeni personel alımı 3 yıl boyunca yapılmayacak; kamuda yönetim kurulu ücretlerine tavan sınır getirilecek; hizmet içi eğitim, toplantı vb faaliyetler lüks otellerde değil, kamu tesislerinde yapılacak; temsil ve tanıtma ödeneklerinde yüzde 25 kesinti yapılacak; zorunlu haller hariç, demirbaş alımları 3 yıl süreyle durdurulacak; mal ve hizmet alım ödeneklerinde yüzde 10, yatırım ödeneklerinde yüzde 15 kesinti yapılacak; haberleşme, basın-yayın giderleri, enerji ve yakıt giderleri, kırtasiye alımları azaltılacak…

 

Emekçilere daha fazla yoksullaşma

Açıklanan paket, devletin kendisine değil, işçi ve emekçilere dönüktür. Daha fazla yoksullaştıran, sömürüyü daha pervasız hale getiren, çalışma koşullarını daha da ağırlaştıran bir pakettir bu.

Kamuda servis hakkının gaspı, kamu emekçilerinin insani koşullarda, oturarak, iş arkadaşlarıyla sohbet ederek işe gitme hakkını gaspedecek; onları ayakta tıka basa metrobüslere-otobüslere mahkum edecektir mesela. Sabahın kör karanlığında kalabalık duraklarda bekleyen, kalabalık olduğu için durmayan otobüsün peşinden koşturan, daha işyerine varamadan yorulan, yarım metrekare alan için başka yolcuyla tartışan işçi ve emekçilerin kervanına, artık kamu çalışanları da katılacaktır. Üstelik “servis hakkı” devletin bir lütfu değil, kamu emekçilerinin uzun yıllar süren mücadelelerinin sonucunda elde edilmiş bir haktır. Ve şimdi kaybedilmektedir.

Dahası servislerin kaldırılması, binlerce servis şoförünü-çalışanını da işsiz bırakacak; çalışmaya devam edenler ise daha düşük ücretlere mahkum kalacaktır.

Servislerin kaldırılması, alt kademe kamu çalışanlarını ilgilendiren bir konudur. Bu kararı alan Bakan Şimşek, bindiği aşırı lüks araçlarla tepki toplayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve diğerleri, lüks araçları kullanmaya devam edecektir. Sarayın yüzlerce araçlık konvoyuna, 13 uçaklı filosuna ise zaten kimse dokunmamaktadır.

Kamunun sosyal tesislerinin kapatılması, bir başka hak gaspıdır. Bugün herhangi bir işçi, belediyelerin mesela sahildeki sosyal tesislerinden, deniz kenarında bir bardak çay içebilmektedir. O tesisin hemen yanındaki işletmelerde ise, fiyatlar erişilmez boyuttadır. “Sosyal tesislerin ekonomiye kazandırılması” denilen şey, fahiş fiyatlarla bu alanların halktan kopartılmasıdır.

Hangi “tasarruf” kalemine baksak, aynı sorunu açıkça görürüz. 1000 odalı saray, tek başına bazı illerin bir aylık elektrik harcamasını tek günde yaparken, kamu binalarında tasarruf adına ısınma giderlerini kısacaklardır.

Yeni personel alımı yapılmayacağı için, hastanedeki doktorların hasta bakma süresi kısalacak, hemşirelerin nöbetleri uzayacak; öğretmenler daha fazla öğrenciye ders verecek; posta çalışanları daha ağır paketlerle dolaşacak; devlet dairelerinde kuyruklar uzayıp gidecektir… Ama bu arada AKP’nin “bankamatik memurları” çalışmadan, üstelik birden fazla yerden maaş almaya devam edecekler…

 

İşçilerden değil, saraydan tasarruf

Türkiye’de bütçenin en önemli, en yüksek kalemleri, sarayın harcamalarına, diyanete ve Kamu-Özel İşbirliği (KOİ) projeleri adı verilen, geçiş garantili köprülere, hasta garantili şehir hastanelerine, yolcu garantili havalimanlarına ayrılmaktadır. Ancak bunların hiçbiri, “tasarruf paketi”nin kapsamında değildir.

Bu paket ile 100 milyar liralık (yaklaşık 3 milyar dolar) gelir elde edileceği düşünülüyor. Oysa çok daha basit yöntemlerle bu para bulunabilir. Mesela Erdoğan’ın bir uçağının fiyatı 500 milyon dolardır ve tek başına bu tasarruf paketinin altıda birini karşılamaktadır.

Mesela Diyanet’in, yılın ilk çeyreğindeki harcaması 30 milyar TL’dir; tek başına buradan kesinti, tasarruf paketinin üçte birine karşılık gelmektedir. Ve diyanet, lüks araçlarıyla, lüks otellerde yaptığı toplantılarla, lüks seyahat programlarıyla, çocuklara tecavüz eden tarikatları, kaçak Kuran kurslarını desteklemesiyle, okullarda eğitime müdahale etmesiyle, son derece gereksiz, hatta zararlı bir kurumdur.

KOİ kapsamındaki projeler (köprüler, otoyollar ve şehir hastaneleri) için, 2017-2023 yılları arasından bütçeden toplamda 221 milyar lira (güncel kur üzerinden yaklaşık 17 milyar dolar) harcandı. Bu rakam, planlanan tasarrufun tam 6 katıdır. 2024 yılı için devletin bütçesinden ayrılan pay ise 162,4 milyar liradır. Bu da planlanan tasarrufun 1,5 katından fazladır.

Hesap çok açıktır. Amaç gerçekten “tasarruf” olsa, kamudaki işçi servislerinden önce, bütçesi bir karadelik olan saray kapatılır, şehir hastaneleri kamulaştırılır. Böylece bütçe açıkları ortadan kaldırılır. Milyonlarca işçi ve emekçiyi daha fazla açlığa ve yoksulluğa, daha zor yaşama ve çalışma koşullarına mahkum ederek toplanan paralar, bir avuç sömürücünün, patronun, yandaşın cebine aktarılmaktadır.

Bu bir “servet transferi”dir. Kapitalist sömürünün en açık ve çarpıcı hali, bu saldırı paketi ile gözler önüne serilmektedir.

* * *

Yeni paketin ilk hedefi, emekçilerin kemerini değil, boğazını sıkmaktır. Adı konmamış bir IMF reçetesi olan bu paket, yoksulları daha da yoksullaştıracak, kazanılmış haklarını tırpanlayacaktır.

İkinci hedef ise, AKP’nin imaj tazeleme faaliyetidir. AKP kadrolarının lüks ve şatafat içindeki yaşamları son dönemde kitlelerin daha büyük tepkisini çekmeye başladı. Birisinin “ıstakoz”u, diğerinin “saat”i, bir belediye başkanının lüks makam odası ve banyosu, bütün AKP’li belediyelerin yüzmilyonlarca liralık borçları (mesela AKP’den CHP’ye geçen Sancaktepe Belediyesi’nin borcu 2 milyar liraya yakın) artık çok daha fazla göze batıyor ve öfke uyandırıyor. Yakın geçmişte Erdoğan’ın “itibardan tasarruf olmaz” sözleri, AKP’nin yoksul tabanında bile karşılık bulabiliyordu. Şimdi ise, kendisi peynir bile alamayan yoksul halk, AKP’lilerin lüks yaşamlarını açıkça eleştiriyorlar. Bu durum, AKP’den kopuşları da artırıyor. Yeni paket, kendilerinin de tasarruf yapacağı vaadiyle, kitleleri yatıştırmayı, göz boyamayı hedefliyor.

Yoksullaşma öylesine büyük, bunun verdiği öfke öylesine derindir ki, göz boyamayı başarmaları mümkün değildir. Ancak bu öfke, bu saldırıya kendiliğinden karşı çıkmaya yetecek düzeyde de değildir.

Kamuda örgütlü sendikalar başta olmak üzere, bu saldırı paketine karşı mücadele yükseltilmelidir. Sarayın pervasızca savurganlığına ve kanemici sömürüsüne karşı, işçi ve emekçilerin direniş bayrağı yükseltilmelidir. Ekim Devrimi’nin sloganı olan “Saraylara savaş, kulübelere barış” sloganı, bugün tam karşılığını bulmuştur.

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …