Asgari ücrete “zam vermeyeceğiz” diyorlar. İSTİYORUZ ALACAĞIZ!

Asgari ücrete zam tarihi Temmuz olmasına rağmen, şimdiden konuşulmaya başlandı.

Elbette bunun nedenleri var.

Birincisi, genel olarak ücretlerin alım gücünün çok düşük olması; yükselen enflasyon karşısında her geçen gün erimesi.

İkincisi, Çalışma Bakanı’nın asgari ücrete Temmuz ayında zam yapmayacaklarını açıklaması.

Üçüncüsü işçileri temsilen asgari ücret belirleme toplantılarına katılan Türk-İş’in asgari ücrete zam yapmaya gerek yok demesi…

 

“Asgari ücrete zam yok” diyenler…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 22 Nisan günü Türk-iş’i ziyareti sonrasında yaptığı açıklamada asgari ücrette Temmuz ayında ikinci bir zammın söz konusu olmadığını söyledi. Bunu 15 Mayıs günü parlamentoda yaptığı konuşmada da tekrarladı.

Çalışma Bakanı’ndan sonra, sözde bağımsız olması gereken Merkez Bankası da asgari ücrete zam yapılmaması gerektiğini belirtti. Devletin olanaklarını tepe tepe kullananlar, bir değil-üç beş yerden dolgun maaşlar alanlar, işçiye gelince “kaynak yok” diyorlar!

Bunların dışında sözde işçileri temsil eden sendikalar da aynı koroya eşlik ediyor.

Örneğin Türk-iş Genel Başkanı Ergun Atalay, kendisini ziyarete gelen Çalışma Bakanı’nın açıklamalarına destek çıkan demeçler verdi. “Enflasyonu durdurmadan, tabiri caizse küpün altını kapatmadan küpün üzerine istediğiniz kadar suyu doldurun, kısacası parayı verin paranın bir hükmü kalmıyor.”

Türk-İş de tıpkı hükümet sözcüleri gibi, “önce enflasyon dursun” diyerek ve sanki asgari ücrete zam yapılması, enflasyonu arttırıyormuş gibi yapılan demagojilere ortak olarak, esasında kimin çıkarını savunduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Oysa 2023’te asgari ücrette yılda iki kez zam yapılmıştı. 2024 asgari ücreti belirlenirken yılda iki kez yani Temmuz ayında ara zam yapılacağı üzerine anlaşma sağlanmıştı. Üstelik 2024 Ocak ayı asgari ücret belirlenirken, Ergun Atalay asgari ücretin yeterli olmadığını, muhalefet şehri koyduklarını, Temmuz ayında zam yapılması gerektiğini söylemişti. Şimdi ise tek seferlik zamma evet diyor! Hem de patronların, hükümet sözcülerinin argümanlarını tekrarlayarak…

 

“Açlık sınırı”nın altında yaşamak

Asgari ücret, Ocak 2024 itibariyle 17.002 TL olarak belirlenmişti. Türk-iş’in Mayıs 2024 verilerine göre açıkladığı açlık sınırı 19 bin TL. Yoksulluk sınırı ise 60 bin liraya dayandı.

Keza kimse tarafından güvenilmeyen, inandırıcılığı kalmayan TÜİK bile, Nisan ayında yıllık enflasyonun yüzde 70 olduğunu açıkladı. Gerçeğin çok altında gösterilen bu rakamlar dahi, asgari ücretin enflasyon karşısında nasıl eridiğini ortaya koyuyor. Yani asgari ücret, daha yıl ortasına gelmeden açlık sınırı altına düştü! Önümüzdeki aylarda enflasyonun daha da yükseleceğini Maliye Bakanı Şimşek bile kabul ediyor. Bu durumda asgari ücretin açlık sınırının ne kadar altına düşeceğini tahmin etmek zor değil…

Asgari ücretin “ortalama ücret” haline geldiği, çalışanların yarısından fazlasının asgari ücret civarında ücret aldığı göz önüne alınırsa, “ara zam” yapılmaması, bütün çalışanları etkileyecek. Sendikalı-sendikasız, kamu emekçisi, hatta emekliler dahil toplumun ezici çoğunluğu bu durumun sonuçlarını yaşayacak. Temmuz ayında “ara zam” yapılmaması demek, tüm bu kesimleri açlığın da ötesinde “ölüm sınırı”nda yaşatmak anlamına geliyor.

Şimdi Temmuz ayında açıklanacak 6 aylık enflasyon oranında kamu emekçisine ve emeklilere zam verileceği söyleniyor. “Açıklanacak enflasyona göre” deniyor, “gerçek enflasyon kadar” bile değil… Diğer yandan enflasyon oranı emeklilerin kök aylıklarına uygulanmadığı için, emeklilerin bir bölümü resmi enflasyon zammı kadar bile zam alamayacak. Kamu emeklileri ise, yürürlükteki “toplu görüşme” gereği enflasyonun yaklaşık yüzde 5 altında zam alacaklar.

Her şey emperyalist ve işbirlikçi tekellerin çıkarları doğrultusunda düzenleniyor. Burjuvazi AKP-MHP yönetiminin önüne “Orta Vadeli Program” (OVP) koydu, onu uygulamasını istiyor. Krizin yükünü işçi ve emekçilere yükleyerek patronların karını azamileştirmenin programıdır “OVP”.

Asgari ücrete zam yapılmaması “OVP” saldırısının küçük kısmıdır. Ücretlerde düşüş, esnek çalışma ve taşeronlaştırmanın yaygınlaştırılması, uzun saatler çalıştırma, hakkını arayanın tutuklanması vb. bu saldırının içindedir. Açıkladıkları “Kamuda Tasarruf Tedbirleri Paketi” kamuda tasarruf değil, az buçuk kalan kamu hizmetini de gaspetme, burjuvaziye peşkeş çekme paketidir. “Tasarruf” diye yaptıkları, kamu emekçilerinin servislerini kaldırmak, zaten çok az kalan lojmanları kapatmak, okullarda öğretmen odasındaki çay makinesini kaldırmak oldu.

Burjuvazi tarihler boyu işçi sınıfına ve emekçilere bütün saldırılarını “demokrasi”, “istihdam”, “reform” vb adları altında yapmıştır. Şimdi de saldırının adı “kamuda tasarruf” oldu. Mehmet Şimşek’in “tasarruf paketinin ikincisinin de olduğunu” söylemesi, saldırıların büyüyerek geleceğinin habercisidir.

 

Örgütlü birleşik mücadeleyi yükseltelim!

Her asgari ücret belirleme veya zam döneminde “asgari değil, insanca yaşam” sloganı yükseliyor. Temmuz ayında asgari ücrete zam yapılmaması ve ardından gelecek yeni saldırılar, “asgari yaşam”ın altında, yani “açlık sınırı”nın bile altında bir yaşamın dayatılması demektir. Bu dayatma kabul edilemez!

İşçi sınıfının burjuvaziyle ilk karşı karşıya geldiği ve en çok mücadele ettiği alan, ücretlerdir. Ücret mücadelesi ekonomik bir haktır, fakat politik yanları da içinde taşır. Bugün ise asgari ücret, “ortalama ücret” olduğundan genel bir talep halini almıştır. Asgari ücrete zam yapılmaması, yukarıda belirttiğimiz gibi bütün çalışanları ilgilendiriyor. Dolayısıyla birleşik mücadelenin zeminini daha elverişli kılıyor.

İkincisi, asgari ücret saldırısı, “OVP”nin bir parçasıdır. Bu koşullarda “asgari ücrete zam” talebi, politiktir aynı zamanda. Bu zammı almak, gelecek saldırıların önünü bir süreliğine de olsa durdurmak demektir. Ufkumuzu sadece ücretle sınırlamayıp bir bütün olarak sömürü sistemini hedefleyen bir mücadele hattı ördüğümüzde, saldırıların tümünü püskürtmek de mümkün olacaktır.

Burjuvazi ve sözcüleri “ara zam vermiyoruz” diyorlar. Biz ise “istiyoruz, alacağız” diyoruz! Bize reva görülen “açlık sınırı”nın altında bir yaşamı kabul etmiyoruz! Bu artık bir yaşam mücadelesidir! Sadece patronlara ve hükümete karşı değil, işbirlikçi sendikalara karşı da mücadeleyi yükseltmekle karşı karşıyayız.

1 Mayıs’tan aldığımız güçle, “vermezlerse de alacağız” kararlılığıyla sınıf savaşımını yükseltelim! Güçlerimizi birleştirelim ve bu ölüm-dirim kavgasından zaferle çıkalım!

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …