“Ben”den “Biz”e yolculuk…

Yola koyulma vakti gelmişti. Yedek kıyafetler, powerbank, okunacak kitaplarla dolu tıka basa sırt çantama bir avuç umut, biraz yürek çırpınışı ekledim ve biraz güç kullanarak son sınırına dayanan çantamı sırtıma geçirdim. Emekli mitingi varmış neyse ki, yol ücretini de kenara atmış olduk. Babamın türlü nasihatleri, tekleyen heceleri arasından zoraki sıyrılıyor ve yanağına bir öpücük kondurup soluğu CHP’li amcaların bulunduğu araçta alıyorum. Dar koridorda gözlerimi kısarak boş bir koltuğa yönelirken, ayaklarım sağlı sollu uzanan bastonlara takılıyor olsa da sakatlanmadan bir koltuğa yerleşiyorum. Saatime bakıyorum; 23:26 idi.

Ankara’nın memur kenti olduğu söylenirdi. Sabah sendikama doğru giderken etraftaki mağazalar, kafeler uykudaymışcasına bekleşiyordu. Sendikamın kapısı aralıktı; öyle ya bugün soframız kalabalık olacaktı. Merdivenler tıka basa insan seliyle doluydu. Asansör ise meşgul. Merdivenlere yöneliyorum. Adımlarımı göğe doğru her atışımda bir mayına basmışçasına etrafa kadın kahkahaları saçılıyor. Bir adım daha atıyorum; “arkadaşlar çay içmeyen kaldı mı?” Ah güzel, demlenmiş bir çaya doğru yürümenin tatlı telaşı… Sendikamdan içeri giriyorum. Elimde, yolda unutmamak için özel çaba harcadığım anne böreğim ve acemi işi tatlıyı mutfaktan bana çevrilmiş iki meraklı göze uzatıyorum, gülümsüyor. Kısa selamlaşmalar ve tanıdık yüzleri bulma telaşı başlıyor. Balkonda ayaküstü sohbetlerde sorulan hatırlar, içerden gelen her anonsa kulak kabartarak tetikte beklemenin demindeyim. “Hadi, iniyoruz” diyor bir ses ve ekliyor; “yanımdan ayrılma, en önde olacağız”. İçimi bir heyecan kaplıyor, karnımda kelebekler. Yaşadığını hissetme, akışa yön vermenin verdiği güven-özgüven. Sloganlarımız tek bir yürekten fışkırır gibi Ankara’da Yüksel Caddesi’nden Güven Park’a geçerken evleri, araçları aşmış ve bakanlığın kapısını dövmeye başlamıştı. “Taban Maaş Hakkımız, Alacağız… Mücadele Dersini Öğretmenler Veriyor…Patronların Bakanı Yusuf Tekin İstifa…” Yusuf Tekin’in bizi hangi karanlık köşeden gözetlediğini bilmiyorduk. Bildiğimiz tek gerçek Yusuf Tekin’in bizi mutlaka izliyor, bizden korkuyor ve kaçıyor oluşuydu.

Eğitim Bakanlığı’nın önüne vardığımızda basın açıklamalarımızı gerçekleştirdik, dost kurumlar destek mesajlarını ilettiler. Şimdi asıl kavga başlıyordu: “Eğitim Nöbeti”ne geçeceğimiz Milli Egemenlik Parkına doğru yürüyüşe geçecektik. Belirlediğimiz ekipler en önde kalkanlı, kasklı polislerin karşısında tüm gücüyle mücadele yürütüyor ve bakan Yusuf Tekin’in, haklarımızı istediğimiz için karşımıza diktiği barikatları aşmaya çalışıyorduk. Polis barikatını yararak bir kısım meslektaşlarımızla ilerleyebilmiştik, fakat topyekün bir şekilde barikatı yaramamıştık. Yine de polis pes etmiş ve müzakere süreci sonunda şu an 7. günümüze geldiğimiz Eğitim Nöbeti alanına ulaşmıştık. Zafer kazanmanın, önümüze konan engelleri aşmanın sevinci ve güveniyle parka kadar sloganlarla ilerledik. Ajitasyonlarımız, Yusuf Tekin’i patronların sözcülüğünü yaptığı ve öğretmenlere asgari ücretle çalışmayı dayattığı için istifaya çağırıyordu. Eren Öğretmenimiz amfide sıralanan öğretmenlere gururla bakıyor ve şehirlerinden kopup gelerek göğüs göğüse mücadele eden biz üyeleri, koyduğumuz iradeye sahip çıktığı için tebrik ediyor… Ve eğitim nöbetini ilan ettiğinde, bulunduğumuz park “Yaşasın Öğretmen Sendikamız” sloganları ile inledi.

Eğitim Nöbeti’nin 6. gününde bu yazı kaleme alınıyor. MYK’mız 26 Mayıs sürecine hazırlanırken; sürecin uzun, belirsizliklerle dolu olabileceğini öngörmüş ve aramıza ilk defa katılan, daha önce ne devlet baskısı ne de polis şiddeti görmemiş ve ona karşı nasıl tavır alacağını kestiremeyen birçok meslektaşımızı, örgütlü hareket etmeye adım adım hazırladı. Sokak mücadelesine alışık olanlar ilk ekip olarak görev aldı ve kitleye deneyim aktarımını göstererek yaptı. Kimse “arkada yürüyor” diye rencide edilmedi; kimsenin de “en öndeyim” diye böbürlenmesinin yolu açılmadı. Mütevazi ama cürretli, coşkulu ama serinkanlı bir hareket tarzımızın oluşmasında en önemli nokta, sendikamızın yanlış bir karar almayacağına duyulan güvendi. Hergün düzenli şekilde nöbet yerini açıyor, bayraklarımızı asıyor, mücadelemizin kaçıncı günü olduğu vurgulanıyor, önlükler giyiliyor ve gelen ziyaretçilerle, basınla sıcak ilişkiler yürütülecek şekilde bir organizasyon kuruluyordu.

Yalnızca nöbet tutmanın bize taban maaşı getirmeyeceğini elbette sendikamız öngördü. Bu nedenle de hareketli ekipler kuruldu. Bu ekibin içerisinde bir üye olarak ilk eylemimiz bakanlığın içinde pankart açmak ve zorla dışarı atıldığımızda Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde oturma eylemine geçişimiz oldu. Kısa süre sonra gözaltına alınacağımızı düşünüyorduk. Öyle olmadı. 7.5 saat oturma eyleminde slogan ve ajitasyonlarımızla bulunduk. Öyle ki Başkanımız Eren Öğretmen, dost kurumlara destek ziyareti için adres verirken, “eğitim nöbeti 2 no.lu şubedeyiz” diyordu. Gece kalmayı planlıyorduk fakat Ankara’nın göbeğinde bir bakanlığın önünde bunca saat oturmamıza göz yummak zorunda kalan polisler, gece kalmamıza izin vermeyeceklerini bildiriyorlardı. Yeni bir Tekel istemiyordu devlet.

Uyku tulumları gelmişti. Ajitatörümüz “Gemileri Yaktık Buradan Dönüş Yok” sloganını atarak kararlılığımızı vurguladığında orantısız bir şiddetle karşılaştık. Gözaltına alınmamak için kolkola girdik ama sonuç elbette değişmedi. Kadınlar ve erkekler başka araçlara konmuştu. Bulunduğum araçtaki üç üye daha önce hiç gözaltı tecrübesi yaşamamıştı. Tavırları gayet iyiydi. Bir temsilcimiz “bizim en büyük şansımız sendikamızın bizi satmayacak olmasıdır” dedi, tam da gözaltı aracı yeni hareket etmişken. Etkilenmemek mümkün değildi. Bir diğer arkadaş “sendikam bize mücadele etmeyi öğretti, aldığımız kararlara sahip çıkmak benim görevimdi” diyordu.

Eylem ve etkinliklerimizde hergün yeni öğrendiğimiz durum ve olayları, tecrübelere göre canlı hareket etmek, hakların yasalardan üstün olduğunu bilmek bize güç veriyor. Belirtmem gerekirse şu an birçok çevrenin sendikamızı gözlemleyip, mücadele alanına yeni katılan arkadaşlarımızın bağlılığını ya da serinkanlı tutumunu nasıl kazandığını incelediğini görüyoruz. MYK’mız bunda belirleyici bir unsur elbette. Birçok farklı mücadele kültüründen gelmiş olan öğretmenlerin uyumlu çalışması, deneyimlerini paylaşarak yeni dönem politikalarını belirleyebilmesi önemli bir noktaydı. Fakat onun kadar büyük bir orana sahip olmasa da, belirleyici unsurların biri de demokratik merkeziyetçi tutumumuz önemli bir yer tutuyor. Toplantılarımız saatlerce sürüyor, her ilin temsilcilerinden oluşan toplantılar yapıyor ve birbirimizi ikna etmeye çalışıyorduk. İkna olamadığımız yerlerde de sendikamıza güveniyor ve harekete geçiyorduk.

Bu zamana kadar yaptığımız birçok şeyi yolda öğrendik. Dik yamaçlar da tırmandık, menderesler çizmekten de gocunmadık. Yürüyecek çok yolumuz, kazanacak çok zaferimiz var biliyoruz. Taban Maaş hakkımızı almadan durmayacağız, biliyoruz. Bu bizim için sadece bir maaş sorunu değil, meslek itibarımız ve sendikamızı güçlendirecek bir kazanım olacak. Nasıl olacak bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey ne olursa olsun Taban Maaş Hakkımızı geri alacağımız…

Özel Sektör Eğitim Emekçisi

Bunlara da bakabilirsiniz

’84 ÖO şehitleri ve Mehmet Fatih Öktülmüş Yaşıyor!

1984 Ölüm Orucu eyleminin ve ihtilalci komünist hareketin önderi Mehmet Fatih Öktülmüş’ün ölümünün üzerinden 40 …

Öğretmenlerin direnişi sürüyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası; 26 Mayıs’ta Ankara’da Meclis önüne kitlesel yürüyüşle başlattığı eğitim nöbetinde 3. …

Kolektif üretim ve yaşam; HAZİRAN PİKNİĞİ…

Genel olarak Avrupa’da özelde de yaşadığımız ülke Fransa’da,  ekonomik ve politik baskılar gün geçtikçe biz …