Kitlelerin biriken öfkesi, Erdoğan’ın son saldırısı ile taştı. İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve ardından gözaltına alınması, yüzbinlerce insanın sokaklara döküldüğü, büyük bir direnişe dönüştü.
Saldırının muhatabı CHP idi ve CHP ilk gün akşam saatlerinde Ankara ve İstanbul’da kitleyi eyleme çağırdı. Ancak direnişin sahibi CHP değildi. CHP sadece, öfkesi biriken kitleye adres göstermişti. Çağrıyı CHP yapmıştı, ancak direnişin gücünü kitleler belirledi. CHP’nin basitçe bir “kitlenin gazını alma” niyeti, kitlelerin öfkesine çarptı; kimi yerlerde bu öfke CHP’ye de yöneldi.
Mesela Ankara’da 19 Mart günü kitle ile birlikte Güven Park’tan Adalet Bakanlığı’na yürüyüş gerçekleştiren CHP, Adalet Bakanlığı’nın önünde eylemi bitirmek isteyince, kitlenin yuhalaması ile karşılaştı.
Aynı gün İstanbul-Saraçhane’de, Özgür Özel’in konuşması “bugün miting yaptık, Pazar günü de sandıklara bekliyoruz, oy kullanacağız” olarak şekillenmişken; kitlenin ısrarlı sloganları sonucunda “her gün Saraçhane’de olacağız, Vatan’da olacağız, sokakta olacağız” olarak değiştirildi. Özellikle “Özgür bizi Taksim’e götür” sloganı, Özgür Özel’i en çok zorlayan slogan oldu.
O gün İstanbul Üniversitesi ve ODTÜ öğrencilerinin barikatları yara yara ilerlemesi ise, seyreden herkese büyük moral aşılayan, herkesi coşturan ve ikinci günün eylem düzeyini belirleyen bir unsur oldu.
20 Mart günü, çok güçlü öğrenci eylemleriyle başladı. İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi öğrencileri, okulun içinde başladıkları eylemlerini okulun dışına taşıdılar. Mesela GÜ öğrencileri, Ortaköy’den Beşiktaş’a kadar sürdürdüler, bu arada gaz yediler, polis barikatı ile karşılaştılar, barikatı aştılar ve Kabataş’a kadar devam ettiler, Beyazıt’ta İÜ öğrencileri ile buluştular. Sloganlarla, polise karşı direnişle her biri çok görkemli yürüyüşlerdi. Bu yürüyüş sırasında “Hükümet istifa”, “Tayyip istifa” sloganları ile meydan okuyan, “Diplomasız Erdoğan” sloganıyla küçümseyen, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganıyla politikleşen öğrenci kitleleri ile karşı karşıyaydık.
Bu öğrenciler, 2013 yılında Gezi Direnişi yaşanırken ilkokul-ortaokul düzeyindeydiler. Gezi Direnişi’ni aile içindeki büyükleri (anne-baba, abla-abi vb) üzerinden duydular, hayran kaldılar, bu hikayelerle büyüdüler. Şimdi ise bir “efsane” gibi duydukları Gezi’yi kendileri yeniden yaratmanın coşkusunu yaşıyorlar. Bu coşkuyla, barikatlara yüklene yüklene, engelleri aşa aşa ilerliyorlar.
20 Mart Saraçhane mitingi, bu öğrenci direnişinin üzerinden başladı. İki güne yayılan kitle öfkesi ve öğrenci militanlığı, Özgür Özel’in konuşmasına da yansıdı. “Sokaklardayız, meydanlardayız” vurgularının yüksek olduğu bir konuşma yaptı. Taksim ısrarına karşı, “bir gün oraya da gireceğiz” dedi. Hatta ilk defa “halk Erdoğan’ın istifasını istiyor” cümlesini kurdu. İlk gün daha pasif bir çizgi izlerken, ikinci gün “İmamoğlu’nu alıncaya kadar…” eylemlerin süreceğini ifade etti. Eylem bittikten sonra gaz sıkılan kitlenin belediye binasının içine girmesinin engellenmesi ise büyük tepki çekti.
* * *
İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından bu yana geçen iki günün tablosunu şöyle özetleyebiliriz:
1-Toplumun “7’den 70’e” hemen her kesimi bu eylemlere katılmaktadır. Ancak asıl olarak üniversite öğrencileri öne çıkmış, yılların suskunluğu parçalanmıştır. İzmir’den Ankara’ya, İstanbul’dan Eskişehir’e üniversiteler eylem halindedir. Okullarda başlayan eylemler, caddelere, meydanlara taşmış, aştığı barikatlar kitlenin katılımını, cesaretini arttırmış, militanlaştırmıştır.
2-Esenyurt’a kayyum atanmasından bu yana CHP’nin tutumu kısa protestolarla yetinmek olarak şekillenmişti. İmamoğlu’nun alınmasına duydukları öfke elbette daha fazla olacaktı. Ancak kitlenin sokağa çıkması, AKP kadar CHP’yi de korkutmaktaydı. Çünkü bu kitle sokağa çıktığında kimsenin kontrol edemeyeceği kadar büyük bir öfke ile yüklenmiş durumda. Bu nedenle CHP başlangıçta, İmamoğlu’na dönük saldırıya, öncekilerden daha sert, ancak kontrollü bir tepkiyle yetinmeyi hedefliyordu. Kitlenin öfkesi ve gençlerin militanlığı, bu sınırları paramparça etti. CHP, kitlenin gerisinde kalmaktansa, önüne geçip hızını yavaşlatmayı hedefleyen bir çizgiye geçmek zorunda kaldı.
CHP’nin 24 saat içinde “militanlaşan” tutumunda, asıl belirleyici olan kitle basıncıdır; ancak burjuvazi tarafından CHP’nin önü açılmış da olabilir. Özgür Özel’in 20 Mart mitinginde “Erdoğan” ve “istifa” kelimelerini biraraya getirmiş olması, bu açıdan dikkat çekicidir.
Keza Ankara’da 20 Mart günü Ulus’ta kitlenin “ODTÜ saldırı altında, ODTÜ’ye gidelim” demesi üzerine milletvekillerinin ODTÜ’ye doğru yürüyüşe başlaması, CHP’nin çok ilerisinde bir tutumdur.
Erdoğan’ın halen başta olmasının tek sebebi, zor kullanarak kitleyi kontrol altında tutabiliyor olmasıdır. Şimdi bu kontrolü kaybediyor oluşu, burjuvazi için de ürkütücü bir tablodur. İmamoğlu zaten geleceğin cumhurbaşkanı adayı olarak hazırlanıyordu; bunu biraz erkene çekme ihtimali gündeme gelebilir. Daha yüksek bir ihtimal ise, AKP’nin saldırının düzeyini artırarak eylemleri bastırma çabasına girişmesidir.
3-İlk iki günkü eylemlerde, devletin saldırılarının daha kontrollü olduğu görülüyor. Gezi Direnişi sırasında aşırı şiddet kullanımı, direnişi büyüten bir etki yaratmıştı. Bu defa pervasız bir saldırı yerine polis barikatı kurmak ve zaman zaman sınırlı biber gazı kullanımı sözkonusu oldu. Bu tutum, direnişi büyütmek istemediklerini gösteriyordu. Ancak 20 Mart günü akşam saatlerinden itibaren işler değişti. ODTÜ’nün yürüme kararlılığı, İzmir’de AKP binasına yürünmesi, Saraçhane’de toplanan kitlenin önce Taksim hedefiyle barikatı zorlaması, miting bittikten sonra dağılmayarak parkta kalma tutumu, devletin saldırısını pervasızlaştırdı. Gaz ve plastik mermi kullanımı ile eylemcileri dağıtmaya çalıştılar. Saldırıya rağmen eylemler saatler boyunca devam etti. Bu kararlılık ve militanlık, devlet açısından giderek daha ürkütücü bir hale geldi.
* * *
2013 yılında Gezi Ayaklanması, görünürde “iki ağaç için” başlamıştı; gerçekte ise kitlelerde biriken öfkenin patlamasıydı. Şimdi de kitleler ekonomik ve siyasi baskının altında bunalmış durumdalar. Açlık düzeyinde bir ekonomik terör altında hayatta kalma savaşı veren kitleler, en küçük bir itirazda gözaltı-tutuklama saldırısına maruz kalıyorlar. Ülkede “hukuk” ve “adalet” kavramlarının tamamen yerle bir edilmesi, güvensizliği iyice büyüttü.
Son olarak İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi, tüm öğrencileri, öğrenci ailelerini, meslek sahibi orta sınıfı doğrudan etkileyen bir mağduriyet oluşturdu. Mesela Galatasaray Üniversitesi’nin bu kadar coşkuyla ve militanca eylemlere katılmasının sebebi, GÜ’de bölüm başkanı bir profesörün de diplomasının İmamoğlu’nun diploması ile birlikte iptal edilmesiydi. AKP, “kişiyle uğraşmıyoruz, hatayı düzeltiyoruz” imajı oluşturabilmek için, başkalarının da diplomasını iptal etmişti. Bu iptaller bir anda, siyasi görüşünden, mali durumundan, toplumsal statüsünden bağımsız olarak tüm kesimleri, üniversite mezunu herkesi tehdit eden bir saldırı olarak algılandı. Hemen arkasından gözaltı saldırısı da gelince, CHP’li olsun-olmasın, AKP’den memnun olmayan tüm kesimlerin öfke patlaması gerçekleşti.
Kendiliğinden kitlenin öfke patlaması belli kazanımlar elde edebilir, bu saldırıyı püskürtebilir. Fakat bastırılması ya da CHP’nin uzlaşmayla bitirmesi ihtimali de vardır. Onun için direnişin daha güçlü, daha örgütlü hale gelmesi gerekir. Sendikaların da harekete geçeceği, emekçi semtlerinin eyleme katılacağı biçimde “Genel Grev Genel Direniş” boyutuna sıçramadan kalıcı başarılar elde etmek mümkün değildir. Özellikle işçi sınıfının tutumu belirleyici olacaktır.
Gezi Direnişi döneminde de söylediğimiz gibi, Erdoğan yönetiminin halkın gösterileriyle yıkılması, kitlelerin kendi gücüne güven duyması bakımından çok önemlidir. Bundan sonra kurulacak hükümetler de adımlarını ona göre atacaktır.
Kitlelerin bu direnişte de temel sloganı “Hükümet-Tayyip İstifa” olmuştur. Gezi’de “çözüm sürecini baltalar” kaygısıyla bu slogana karşı çıkan Kürt hareketinin, bu sefer direnişi destekleyen açıklamalar yapması olumludur; fakat henüz aktif bir katılımı olmamıştır. Kürt illerinin de harekete geçmesi, direnişi güçlendirecektir.
Özcesi Gezi Direnişi’nin eksiklerini aşan bir halk ayaklanması, 22 yıldır çeşitli hilelerle, asıl olarak da baskı ve şiddetle ayakta duran Erdoğan yönetiminin sonunu getirecektir. Komünist ve devrimciler, CHP’nin kuyruğuna takılmadan, kitlelerde CHP-İmamoğlu umudu yaymadan, bu hareketi daha ileriye çeken bir misyonla direnişe katılmalı, bulunduğu her yerde ona önderlik etmeye çalışmalıdır.